1 MAYIS : TÜRKİYE VE İSTANBUL İŞGAL ALTINDA

İstanbul işgal altında! Kara, deniz, hava yolları kapalı. Sanki, Kurtuluş günlerinden önce İngiliz, Fransız ve Yunan’ın işgali altında.

Çalışan halkın önünü neredeyse bütün yollar kesilmiş, Taksim’e çıkan.

Emek, geleneğine uygun olarak, şehitlerini anmak ve dünyanın bütün emekçileriyle ruhunu birleştirmek istiyor.

Olan-biteni biliyorsunuz!

Halkından korkan bir komik iktidar, genel seçim öncesinde hır çıkarmak için fırsat arıyor, arı kovanına sopa sokuyor.

İşçi sınıfı, emekçiler barışçıdır!

Tarih nice zorbalar gördü, ayaklarıyla halkın özgürlük aşkını, barış sevdasını kirlettiler! Bunların birini 18 Mayıs 1980 ile 4 Şubat 1983 yılları arasında yazdığım SİYASETNAME adlı kitabımda yazmıştım. Kitabın 39.şiirinde zorbaya sormuşum “halkı yensen yendim diye öğünebilir misin?”

Öğünürler,öğünürler!

*

SİYASETNAME XXXIX.

Eli halk üzerinde uzundur hükümdarın tez erişir,

öyleyse halk için kendini niçin perişan eylesin,

şanından sayılır ayak takımının sırtına yük vurmak.

 

Alanlarda birikmeyi, alkış tutmayı sever halk

ama hangi elindedir bilebilir misin paslı hançer,

halkı yensen, yendim diye övünebilir misin,

 

fetihname çıkartabilir misin komşu beyliklere,

fetih şiirleri yazdırabilir misin birkaç kese altına?

 

Halkın aman dileyeceğini mi sanırsın ey bre gafil!

*

LE TYRAN ET LE POETE

Aynı dönemde, 10.8.1985 ile  12.6.1986 tarihleri arasında Fransızca’ya  (“Le Tyran et le Poète”, Ed.Le Temps des Cerises) da çevirilen ZORBA VE OZAN adlı bir başka kitap yazmışım.

Şair’in Zorba’ya karşı verdiği mücadeleden üç şiir:

1.

Sessizliğin ortasında örselenmiş sözcükler,

sessizliğin sessizliğinde yaralı sözcükler,

sorarlar hummalı gözleriyle:

 

Ok mu, yay mı, av mı olmak istersin

alçakların sofra kurduğu

gurbet yurdunda?

 

Azıksız, susuz, dirliksiz sözcükler:

 

Toprağın üzerinde ezik kara zeytinler.

 

Türkbükü, 10.8.İ985

*

46.

Ölüler de aramızda yaşarlar,

dedi Zorba’ya Ozan.

 

Su ve rüzgâr durur

kum ve toz çoğalır

ölüler yaşar.

 

Eşyaların değiştirirler yerlerini,

damlayan musluğu kapatırlar,

çocuğu alırlar sobanın önünden.

 

Ölüler de yaşarlar bizimle, dedi

Zorba’ya Ozan,

 

her gün biraz daha anlarsın bunu:

Ceketini onların düğmesiyle iliklersin,

paylarını ödersin uykularından.

 

Paris 14 5,1986

*

50.

Düşlerim hiç gerçekleşmeyecek sanıyorsun –

dedi ozan, yargı gecesi, son söz olarak—

ayırabilir misin sen düşü gerçekten?

 

Düşlerimle demir attım dünyaya,

gördükten sonra ışıkla gölgenin kavgasını

ne yapayım ben artık düşsüz hayatı?

 

Geçen zaman kazandığım topraktır benim,

yıktığın kent bir gün kalem olacak,

ölümümü gördüm ve dirilişimi göreceksin.

 

O gün, İsrafil’in Sûru üç kez çalınca

geri döneceğim kanatlı atımla birlikte;

diyeceksin, şaşkın gözlerle bakarak bana:

 

Hep buradaymış bu, hiçbir yere gitmemiş.

Paris, 12.6.1986

*

Bugün 1 Mayıs 2015, saat 11:15, Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarı kapatılmış durumda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karara karşın AKP hükümeti Anayasayı, AİHM’nin kararlarını demokrasi (!) adına ayaklar altına alıyor. İşçi sınıfı halk Özgürlük Alanı, Taksim’e barışçı iradeyle girip orada ölülerini ve bayramını anlam istiyor.

AKP hükümetinin zorbalığı, olacakların sorumlusu olacaktır. Vatandaşın anayasal hakları hükümet tarafından iptal edilmiştir. Zincirlikuyu’da ve Taksim’de hükümet polisinin ilk müdahalesi başlamış:  Ey gafil halkı yensen, yendim diyebilir misin?  Her  zorbalık senin yenilgi şehadetnamendir!

 

Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın halkın barışcıl hareketi!

Bir şiir de  KARŞI YAZGI (Haziran 1974) adlı kitaptan.

Halkı yensen, yendim diyemezsin!

ALANDAKİ ÖLÜYE

Vaktin hiç kurumaz mürekkebi

hiç durmadan yazar güzel kalemi

bir rüzgâr gülü coşkusuyla

yayar utkusunu bir baştan bir başa

eker kendi uygar tohumunu

şaşmaz elleriyle doğaya

vaktin hiç kurumaz mürekkebi.

 

vaktin hiç kurumaz mürekkebi

ve hiç silinmez masum kan.

 

Orada senin düştüğün yerde

bir demet kırmızı karanfil var

orada senin düştüğün yerde

hâlâ sıcak alnı açık kan

bakıyorum ağlıyorum

gözyaşları su ve tuzdan başka nedir ki

hem neye yarar senin düştüğün yerde ağlamak?

 

Acı çekiyorum, hapiste gibiyim

bıraktığın boşluğu hiçbir şey dolduramaz

zamanaşımı yoktur senin gerçeğinde

düştüğün yerin bile ağladığı söyleniyor

ben de ağlıyorum ama neye yarar?

 

Ölüler konuşmaz

ama sırtlarında yaşamın güzelliğini taşırlar

sen sırtında inatçı ilkbaharı

ve binlerce tomurcuk taşıyorsun

binlerce renk binlerce koku binlerce tad

esmer alnında inci çiçekleri

güçlü omuzlarında gelincikler

paramparça yüreğinde karanfiller açıyor

ve ekleniyor soylu dirimin

yel ve su gerçeğine.

 

Biliyorum

soğuyacak etin ve kemiğin

ellerin ırmaklara kavuşacak

esmer gövden güneşte yanmayacak

hiçbir kadını öpemeyecek dudakların

gözlerin anlatamayacak yüceliğini kavganın

ama büyüyecek destansı sesin

bir demir büyüyecek körfezin sularında.

 

Yüzünü yitiriyorum

çoğalıyor yüzün

başka yüzler ekleniyor ince yüzüne

bakışların buluşuyor binlerce bakışla

sesin diriliyor ağaran gecede

sesin diriliyor ağaran gece sesin

sesler diriliyor ağaran gecede

elin dostların eli oluyor

elin şarkı nakaratları

elin aşıkların mırıltıları

elin penceremi açıyor ardına kadar

temiz, pırıltılı hava doluyor odama.

 

Nasıl da özledim senibir bilsen

düştüğün kent ateşler  içinde sayıklıyor

doyasıya uyumak istiyorum

ve senin uyandığın dünyaya uyanmak

 

Müthiş özledim seni! Özlüyorum!

 

Yumdum gözlerimi

bahar buluta girdi

bahar buluttan çıktı

ebemkuşakları içinde

yumdum gözlerimi

ağaçlı yolu örten yapraklar

uzak bir ırmağın hışırtısı

bir gül ve yanık benzin kokusu

bir kadın getirip yıktı yüzünü

gülümsemesiyle dağıldı gece

geldi senin kadının

bakışı destansı

dal gibi

dünya güzeli

senin kadının

getirip yıktı yüzünü

 

Ölmediğini düşünüyorum

havada sesin var

ölmediğini düşünüyorum

«kanayan yaram benim»

ölmediğini düşünüyorum

dünyayı seninle konuşuyorum

ölmediğini düşünüyorum

adınla çağrılıyor işte çocuklar

öğretmenler senin adına yoklama yapıyorlar

senin adına askere gidiyor delikanlılar

senin adınla umutlanıyor gençkızlar

ölmediğini düşünüyorum

bir demir büyüyor körfezin sularında

ölmediğini düşünüyorum

düşleyerek sen olmayı!

 

Orada, senin düştüğün yerde

bir demet kırmızı karanfil var.

Muğla, 21.8.1969

—————————————————————————-