1 MAYIS VE 100 YAŞINDA YANNİS RİTSOS

Artık pek az insan yazılarında atasözü ve deyim kullanıyor. Oysa 1 Mayıs 2009’a uygun ne güzel bir atasözü var : “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez!”
Başbakan Erdoğan’ın Antakya’ya tatile giderken yaptığı açıklamaya bakın : “Arkadaşlara talimat verdim, 1 Mayıs’ı tatil yapacaklar !”
Başbakan 1 Mayıs’ın “Bayram” olmasına dair bir kanun çıkartacaklar, demek istiyordu. TBMM’deki AKP’liler bir yasa çıkartacaklar anlamına geliyordu bu. Çıkardılar !
Bu kuşkusuz Başbakan’ın bir lütfu, ulufesi ve günümüzün diliyle sadakası değil. Uzun ve kanlı bir maceranın, direnişin buruk meyvası. Ama işçi sınıfı, demokratik haklarının çok gerisinde.
***
Meyvayı hak sahibi dalından kopartıp alırsa bir başka manzara vardır. Hak sahibine hakkını vermesi gereken vaktinde verirse, manzara başkadır. 1 Mayıs’ın yasal olarak tanınması, toplumsal ve sınıfsal hakkın geç de olsa verilmesi olduğu için ne rüşvet ne de sadakadır.
Sırası geçmişken bir yalanı düzeltelim : Efendim, “bu” sanayi sonrası ve postmodern dönemde işçi sınıfının ortadan kalktığını, işçilerin artık “işçi” olmadığını söylerler.
Burada bir ikilem var : Beyaz yakalılar mı işçi sınıfına eklendi yoksa işçi sınıfı mı beyaz yakalılara eklendi ? Bu yanılsama 2001 ve 2009 ekonomik bunalımlarıyla artık sona erdi :
İşini kaybedip işsiz kalabilen herkes işçidir, emeğini satarak geçinen herkes işçidir, emekçidir.
Kuşkusuz işçi sınıfı katmanlıdır artık ve bu katmanların kendilerini bir işçi gibi hissetmeleri gerekir. İşçi sınıfı bilinci için bu duygu ve duyarlık son derece önemlidir.
Çukurova’nın pamuk tarlalarında pamuk toplarken Amerikan sigarası içen “Urumlu” gülünçtür, aynı sigarayı ayakkabı boyarken tüttüren çocuk da çok komiktir.
***
Gazete okurlarım arasında kaç kişi tanır bilemem ama Yunan şairi Yannis Ritsos ülkemizde çok sevilir. Yeri Nâzım Hikmet’in yanıdır. Şiirlerinin epeycesini 1975’ten bu yana Prof.Dr.İoanna Kuçuradi ve Herkül Millas’la birlikte Türkçeye çevirdim. Cavat Çapan da epeyce çevirdi.
Yannis Ritsos 1 Mayıs 1909 doğumludur. Hayatı Nâzım Hikmet’in hayatına benzer. İlki içsavaştan sonra, ikincisi Albaylar Cuntası zamanında iki fasıl yaşadığı işkenceli sürgünler döneminde gösterdiği direnç dillere destandır.
Yıl 1970. Ritsos, Samos adasının Karlovassi kasabasındaki evinde ev hapsinde idi. O yıl yapılacak uluslar arası iki toplantıya davet edilmişti. Şaire izin verilmesi için büyük bir uluslar arası baskı vardı. “Kimmiş bu adam?” diye merak eden Cunta’nın başkan yardımcısı Stelios Pattakos, Ritsos’u Samos adasından Atina’ya getirtti. Şair ile Pattakos içişleri bakanlığında karşılaştılar:
Pattakos, “Siz bir şairsiniz, niçin politikaya karışıyorsunuz ?” diye sordu.
Ritsos soruyu yanıkladı: “Bir şair ülkesinin en büyük vatandaşıdır, işte bu yüzden politikayla ilgilenmek zorundadır.”
Görüşme bu iki cümle ile sona erdi. Ritsos mevcutlu olarak Samos adasına geri gönderildi.
O yıllarda bir sorumu şöyle yanıtlamıştı : “Politik yaşamım şiirim kadar önemlidir. Sözünü ettiğin gibi bir Ritsos mitosu varsa, bu sadece şiirden oluşmamıştır.”