12 MART HATIRALARI

11 Ağustos 1971 günü saat 17 dolaylarında Bodrum’da Han Bar’a iki polis geldi. Ülker’le evlenme yıl dönümümüzdü. Arkadaşlarla kutlamaya hazırlanıyorduk. Polis memurları TRT’den bir haber geldiğini, haberi iletmek üzere komiserin karakolda beni beklediğini söyledi. Gözaltına alındığımı anladım.
Ertesi gün beni özel bir araçla İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı’na götürdüler. Teslim töreni sırasında beni getiren polislerden biri, teslim alan subaya : “Komutanım bunlar vatan hainidir. Gerekirse arkadan vuracaksın!” dedi. Bunu söyleyen, rahmetli Örsan Öymen ile benim “adamımız” Şaban. Bunu duyunca, “Buraya bak Şaban, ne gün bilemem ama bir gün ben gene Bodrum’a dönerim. Masaya geldiğin zaman artık sana şarap yok!” dedim. Rahmetli Örsan bu sözümü sık sık tekrarlardı.
***
Birkaç gün sonra Ankara’ya götürdüler. Teslim alanlardan bir Astsubay, Bornova 57.Topçu Er Eğitim Tugayı’nda bizim bölükte idi. Beni görünce şaşırdı, toparlandı. Neredeyse “Buyurun teğmenim!” diyecekti. Sadece “Teğ” dedi. Tamamını söyleseydi yanmıştı !
Emil Galip Sandalcı, Nili Tlabar, Esin Talu Çelikkan ve daha birkaç arkadaş gözaltına alınmıştık. Benim dışımda hepsi Emil Galip Sandalcı’nın müdürlük ettiği Dış Haberler’in elemanlarıydı.Gözaltına altına alınmamızın nedenini 15 gün sonra ilk sorguda öğrendik : “Dünya Sorunları” adlı hizmet içi aylık çeviri yayındı. Önemli konular tercüme edilir, teksirle çoğaltılır, dünyadan haberli olsunlar diye TRT’nin üst düzey yöneticilerine dağıtılırdı. Artık televizyonda görevliydim ama eski bir Dış Haberler elemanı olarak, çeviri yapmayı sürdürüyordum. Çok önemli ve değerli bir yayındı. Meğer ki anarşiyi teşvik ediyormuş.
***
İlk sorgudan sonra Emil Abi ve benim dışımdakiler salıverildi. 15 gün sonra tekrar sorguya alındım. Sorguya çeken savcı-binbaşı bana şöyle dedi : “Sen ya çok profesyonelsin ya da ahmaksın, her taşın altında varsın ama kuyruğunu yakalayamıyorum.”
Telefon defterimde bütün mel’unların telefonu varmış, Televizyondaki masamda, 1965 tarihli Fransa’da oturma izni ve yabancı misyona ait kartvizitler bulunmuş. Bulgar, Macar, Romen, Sovyet…
“Ama, dedim, bunlar resmi görev gereği verilip-alınan kartlar, Fransız, ABD, Alman kartları da var.”
“Onlar başka!” dedi.
On beş gün sonra salıverildim ama alıp götürdüklerini geri vermediler ve 2002’ye kadar pasaport sorunum oldu.
Emil Galip Sandalcı benden sonra bırakıldı. Bir akşam evinin önünden geçerken, Ülker’e “Gel Emil Ağabeye uğrayalım” dedim. Ülker “Şimdi olmaz!” dedi. İyi ki demiş. Çünkü Emil Abi’nin kapısının önünde polisler pusuya yatmış, geleni tutukluyormuş. Tutuklananlar, Altan Öymen, Zülfü Livaneli, Erdal Öz’le birlikte “Uçak kaçırma” davasının sanığı olup işkenceden geçtiler. Ülker, 7 yaşındakiTanbey ve ben o akşam çok şanslıydık!