1-TÜRKİYE’NİN SIRAT KÖPRÜSÜ AÇILIM MASALI (1) İLK YAZILAR

BİR OKUR İLETİSİ ÜZERİNE

Namık Ö. Adlı okur-arkadaşımızdan biraz sonra okuyacağınız ileti geldi. Türkiye’de birçok insanın kafasını meşgul eden bir muammadan söz ediyor. PKK’ya, DTP’ye ya da Kürtlerin resmi, gayri resmi, gönüllü sözcülüğünü yüklenmiş kişilerin ağzına bakacak olursanız, Cumhuriyet’in Kürt kökenli vatandaşları Türkiye’den sırasıyla özerklik, demokratik özerklik, federatif devlet ve bağımsız devlet istediklerini ileri sürüyorlar. Okumaya devam et

Librairie Compagnie’de Ozdemir Ince

INCE, Ozdemir

[TURQUIE] (Mersin, 1936). Özdemir Ince. Professeur de français, il a ensuite travaillé à la radio-télévision turque. Il a publié une vingtaine de recueils de poèmes – depuis le premier, Kargı [La lance] en 1963 – et une quinzaine d’essais, ainsi que des traductions du français (Rimbaud, Lautréamont, Char, Duras) et du grec (Cavafis, Séféris, Ritsos), en collaboration avec H. Millas. « Özdemir Ince engage dès 1963 une recherche qui le conduira, à travers plusieurs étapes (poésie hermétique, textes engagés), à adopter un rôle de relecteur de l’Histoire et de la poétique de la période républicaine. Dans le choix de poèmes qu’il a lui-même effectué en 1998 sur l’ensemble de ses textes, on repère les grands traits, les lignes de force de son œuvre : la Méditerranée, la Femme, la douleur des villes, les strates de l’Histoire et de la mystique, et enfin, toujours en filigrane la critique acerbe d’une société encore largement traditionnelle. À cet égard, on le pressent proche du Grec Yannis Ritsos ou du Syrien Mohammad al-Maghout : une voix indigné interpelle ses contemporains : en effet, cette harangue ne s’adresse pas aux cieux, mais aux hommes, plus encore, à leur intériorité. » (Timour Muhidine, Poésie 2002, n°93, juin 2002).   ANTHOLOGIES / REVUES * Poème (« Le miroir »), traduit par Michèle Aquien, Guzine Dino et Pierre Chuvin, dans Europe n°655-656, Paris, 1983. * Rencontre avec Yannis Ritsos, traduit par Leyla Vekilli, dans Europe n°705-706, Paris, janvier-février 1988. * Poèmes, traduits par Jean Pinquié et Levent Yilmaz, dans Anthologie de la poésie turque contemporaine, Paris, Publisud, 1991. * « Une traduction turque de Lautréamont », dans Le Courrier du centre international d’études poétiques n°196, Bruxelles, 1992. * Poème, dans Bulletin de Lettre internationale n°11, Paris, 1998. * Poème, dans Oluşum / Genèse n°60-61, Nancy, 1999. * Poèmes (« Pas facile », « Autrefois », « Place Jules Henaffe »), extraits du recueil Toplu Şiirler 2 et 3 (1994) et « Ta vision, écris-la dans un livre », traduit par Ferda Fidan, dans Paristanbul, Paris, L’Esprit des péninsules, 2000. * Poèmes, extraits du recueil Mani le vivant (1998), traduits et présentés par Timour Muhidine, dans Poésie 2002 n°93, juin 2002. * Poème (« IV »), extrait du recueil Ot Hızı [La Vivacité de l’herbe] (2002), traduit par Timour Muhidine, dans Siècle 21 n°8, Paris, L’Esprit des péninsules, 2006.   LIVRES (Traductions)  — Poèmes, traduit du turc par Ismet Birkan, Sahin Yeniçehirlioglu et Leyla Vekilli. [Paris], Éditions Saint-Germain-des-Prés, « Poésie sans frontière », 1982, épuisé.   — On meurt à moins, traduit du turc par Ismet Birkan ; préface de Alain Bosquet. [Paris], Éditions le Cherche Midi, « Domaine privé », 1993, 48 pages, 10.50 €   — Mani est vivant ! (ManiHayy, 1998), traduit du turc par Ferda Fidan ; préface de Vénus Khoury-Gata. [Neuilly, Hauts-de-Seine], Éditions Al Manar / Alain Gorius, « Méditerranées », 2005, 84 pages, 17 €   Table des matières : Douze poèmes pour Alexandrie – Douze poèmes pour Ohrid – Mani est vivant ! – Cinq stèles.   Okhrid, ville de Macédoine, l’un des plus grands centres de culture et de civilisation de notre monde ; Alexandrie, cité emblématique de la civilisation méditerranéenne et mondiale ; et les lointains déserts de l’Asie… Mani est vivant ! s’inscrit dans ce triangle structurant l’univers imaginaire et moral d’Ozdemir Ince. Un univers matérialiste, hérétique et mystique… Au centre de celui-ci se dresse la figure de Mani (Manès, Manichaeus, 216-277), fondateur du manichéisme, à la fois religion et philosophie. Voyant dans l’histoire l’une des pierres angulaires de sa poésie, l’auteur cherche, à l’intérieur de ce triangle sacré, les traces de l’une des premières religions des Turcs. « Mon âme est mon corps, mon corps est mon âme ! » Cette poésie se veut union dialectique de la lumière et de l’obscurité, du bien et du mal. [Quatrième de couverture]

Librairie Compagnie


BİR SAKALLI HÜSNÜ OLARAK AKP SEÇMENİNİN PORTRESİ

madenciler-akpli-yapilmis-25295-669x321

 

АКР seçmeninin tasvirini, betimlemesini, tanımını nasıl yapacağım diye kıvranıp duruyordum. Çünkü yılan balığı gibi mübarek. Karın ağrısından kıvranır gibi internette debelenirken, haber kaynağı Saadet Partisi Bayrampaşa İlçe Başkanlığı olan “Hüsnü (Sakallı Hüsnü)… Kimdir?” diye bir yazının üzerine düştüm. Şansa bak birader! Ben arıyorum bir göz, o diyor al sana iki göz! Sakallı Hüsnü tipini meğer Erbakan Hoca icat etmiş. Bir başka yerde okudum. Müthiş bir metin. Ama siz yazıyı okuduktan sonra benim eklemelerim olacak. Okumaya devam et

ÜÇÜNCÜ BASKI ÜZERİNE

ÜÇÜNCÜ BASKI ÜZERİNE

images
BİR FAHİR AKSOY İŞİ TABLO

 

Şiirde Devrim’de yer alan yazılar 1997, 1998 ve 1999 yıllarında yayınlandı ve 2000 yılında kitaplaştı[1].  Böylece, kendisinden önce yayınlanan üç kitapla (Şiir ve Gerçeklik, Tabula Rasa, Yazınsal Söylem Üzerine) dörtlü tamamlanmış oldu.  Kitabı yayınlayan yayınevi yayın dünyasından ayrıldığı için ikinci baskı bir başka yayınevi[2] tarafından yapıldı. İkinci yayınevi biten dörtlünün yeni baskılarını yapmak istemediği için kitaplar bir başka yayınevine[3] kapılandı. Okumaya devam et

ŞİİRİMİZİN VİCDAN MUHASEBESİ : NE VAR NE YOK

 

METİN CENGİZMETİN CENGİZ 

 

 METİN CENGİZ – ŞİİRİMİZİN VİCDAN MUHASEBESİ: NE VAR NE YOK                                                                                                                             

Edebi eleştiri neyin nasıl yazıldığıyla ilgilenir, bu eleştiride temel bir kuraldır; eğer bir eleştiri bu kurala uymuyorsa, yazılan metin eleştiri başlığı altında, hangi alt başlık denenirse denensin asla yer alamaz. Şiirde eleştiri ise şiirin nasıl ve hangi yollarla inşa edildiği, şiirsel anlamın nasıl ve hangi yollarla (sadece tekniklerle değil) elde edildiği ile ilgilenir; yani şiiri oluşturan sessel birimlerin oluşturduğu ses değerleri, ritim, imge örgüsü, yapı (matris/kalıp) ile oluşan şiirsel anlamı inceler, insani açıdan önemini vurgular, alanında varsa getirdiği yeniliklerden söz eder. Bütün bunlar şiirbilimi varsayar, totoloji ile olacak iş değildir. Ülkemiz söz konusu olunca ağırlıklı olarak geçerli olan bütün gelişmelere karşın, halen ne yazık ki şiirbilim dışında her şeydir, protest sözlerdir (aşk anayasaya karşıdır, şiir muhaliftir…), karakuşi bilgilerdir, ama asla çağdaş şiir çözümleme yöntemleri (Marksist eleştiri, yapısalcılık, yapısöküm, göstergebilim vb..) değildir. Kuram ise eleştiriyi besler, onun altını doldurmasını sağlar, kuramsız bir eleştiri kurusıkı av tüfeğiyle ava gitmeye benzer.

Şiir bilgisi ülkemizde 1980’li yılların ikinci yarılarına değin geleneksel, öznel duygu ve düşüncelerle yapılır, çağdaş eleştirmen ve kuramcılardan cımbızla çekilen sözlerle bunlar soslanır, okuyucuya sunulurdu. Yukarıda adını verdiğimiz okuma/çözümleme/eleştiri yöntemleri aynı yıllarda orasından burasından tutularak anlaşılmaya çalışılıyor, şiir neliği bakımından bu eleştiri yöntemlerinin altını çizdiği bir özellikle tanımlanmaya çalışılıyordu (örneğin şiirin yalnızca bir dil meselesi olduğu gibi). 1950-1960 arasında çağdaş anlayışla bir eleştiri kuramı oluşturmaya çalışan Hüseyin Cöntürk ile daha sonraki yıllarda yazan, ancak genç yaşta alçakça katledilen Bedrettin Cömert (11 Temmuz 1978)’in attığı tohumlar bu ortamda ürün vermeden 1980’e girilmişti. 1980 yılları daha gelişmiş bir edebiyat eleştirisi ortamı ve şiir bilinci oluşturulmaya çalışıldığı yıllardı da kuşkusuz. Bu bir süreç sonunda gelinen yerdi ve bu süreci oluşturan çalışmalardan bazılarını şöyle bir sıralarsak: şiir manifestoları ve çevresinde dönen tartışmalar;  Cemal Süreya, Enis Batur (Şiir ve İdeoloji, 1979) gibi şair ve yazarların şiir üzerine yazıları,  Berna Moran’ın Edebiyat Kuramları ve Eleştiri (1. baskı 1983); Aziz Çalışlar’ın önemli çalışmaları (Günümüzde Kültür ve Estetik, 1983;Gerçekçilik Estetiği,1986); Selahattin Hilav’ın daha sonra kitaplaşacak yazıları (Edebiyat Yazıları, 1993), Hilmi Yavuz’un Roman Kavramı ve Türk Romanı (1977); Tahsin Yücel’in Yapısalcılık; Ahmet Oktay’ın Yazın, İletişim, İdeoloji (1982); çeviriler (Selahattin Hilav, Gerçeküstücülük, 1962), diğer çeviri çalışmaları (bir iki örnek: Sanat ve Toplumsal Hayat, Plehanov, çev. Selim Mimoğlu; 1962; Sanat ve Edebiyat Üzerine Friedrich EngelsKarl Marx, çev. Murat Belge,1971; Edebiyat ve Devrim, Leon Troçki, çev. Hüsen Portakal, 1. baskı 1976; Avrupa Gerçekçiliği, George Lukacs, çev. Mehmet H. Doğan; Estetik 1, çev. Ahmet Cemal, 1978; Gerçekçiliğin Tarihi, Boris Suçkov, çev. Aziz Çalışlar, 1982; Estetik, Avner Ziss, çev. Yakup Şahan, 1984; … ), Adnan Benk’in ölümü sonrası kitaplaşacak kimi yazıları ve özellikle de 1982-1985 yılları arasında çıkardığı Çağdaş Eleştiri dergisi mutlaka anmaya değer. Ve elbette Memet Faut, Asım Bezirci, Fethi Naci, Mehmet H. Doğan ve Doğan Hızlan, eleştiri yazıları ile bu ortama katkıda bulunan diğer önemli isimlerdi.  Dergilerde konuyla ilgili yapılan değerli çalışmalar, konuyla ilgili diğer telif ve çeviri çalışmalarını da anmak gerekir.

Ancak eleştiri bilincinin serpilip gelişmesine katkı sağlayan bütün bu önemli çalışmalar daha çok genel edebiyat eleştirisi üstüneydi ve şiir eleştirisinde ne yapılıyorsa kuramsız, yöntemsiz, el yordamıyla  yapılıyordu, şiir üstüne bugün bile yaygın olan birçok motto söz (şiir muhaliftir, şiirde anlam olmaz, şiir geldi kelimeye dayandı…) ortada dolaşıyordu ve işte bu yıllarda Özdemir İnce’nin yalnızca şiir konusuna odaklanmış, şiirin neliğine ilişkin dizi yazıları görüldü Varlık’ta. Ve ardı geldi. Dergilerde şiir üzerine soruşturmalarda bu kazanımlar hesaba alınmaya başlandı ve günümüz şiir bilgisinin temelleri atılmış oldu. Doğan Hızlan bu yıllarda edebiyat ve şiir üstüne deneme yazılarını daha bir sıklaştırdı (Kitaplar Kitabı, 1996), Memet Fuat şiir hakkındaki yazılarını ders notları -deneme arası bir kıvamda yazacaktı (Biçemden Biçeme, 1999; Yaşlı Bir Şaire Mektuplar, 1999).

 

DESTEK YAYINLARI
DESTEK YAYINLARI

Özdemir İnce’nin şiir konusunda o yıllarda önce dergilerde çıkan, sonra kitaplaşan yazıları, “bana göre”, “bence” diye başlayan, karakuşi, laf ebeliğine dayanan, şiir ortamında genel eğilimi gösteren geçerli anlayışlara doğrudan bir saldırıydı ve şiirin neliği, ülkemiz şiir bilinci konusunda çıta atlatan yazılardı. Hepsi de Şiir ve Gerçeklik ( 1. baskı 1985, Broy Yayınları)’te yer alan, beş bölümlük  “İmge ve Serüvenleri”, “Şiirsel Gerçek ve Boyutları”, “Dil ve Anlam”, “Gelenek Üzerine”, “Yapısalcılık Karşısında Zorunlu Alan Savunması”, “Georgy Lukacs’ın Adını Anarak Ya da Eleştiri Özgürlüğü”, şiirin neliği konusunda yıllarca yapılan tartışmalara bir cevaptı ve şiir eleştirisinin nasıl yapılması gerektiği konusunda yol gösterici temel yazılardı. Şiir ve Gerçeklik’i şiir konusunda bilinmesi gereken temel teorik konuları işleyen diğer kitapları izledi: Tabula Rasa (3. baskı, İmge Yayınları, 2013), Yazınsal Söylem Üzerine (3. baskı, İmge Yayınları 2013) ve Şiirde Devrim (2. baskı 2008, Türkiye İş Bankası Yayınları). Bu kitaplar üniversitelerin edebiyat bölümlerinde ders olarak okutulması, şiire başlayan her gencin incelemesi gereken, şiir ortamını oluşturan şair ve entelektüeller tarafından tartışılıp yerlerine oturtulması zorunlu kitaplar olduğu halde bu dediklerimizin hiç biri olmadı.

İşte Edebiyattan Politikaya Ne Var Ne Yok, şiir hakkında yukarıdaki kitapları yazmış bir şair ve entelektüelin politik ortamda içine yuvarlanılan cehalete benzer bu tahammül edilemez duruma “bakın, ben bunları yazdım ama siz halen sığ sularda kulaç atmaya devam ediyorsunuz” biçiminde bir itirazıdır. Yani, 1980’li yıllardan bugüne, yukarıdaki kitaplarda tartışılmış, çözülmüş birçok konuda  şiir ortamında süreduran efsanelere; İslamcı şair, İkinci Yeni, İlhan Berk, Ece Ayhan, Cemal Süreya, Necip Fazıl Kısakürek, Dağlarca, Nâzım, Yahya Kemal; dil, anlam, imge, eleştiri gibi konularda içeriği boş slogan sözlerin ortalıkta genel geçermiş gibi halen kabul görmesine, cumhuriyet, demokrasi, merkez sağ, İslamcılık gibi konulardaki çağ dışı ve sığ değerlendirmelere ve daha birçok konuda kimi zaman alaycı, kimi zaman sert bir tonda, itiraz yazılarından oluşuyor. Her sayfada halen şiir ortamında genel geçer olan kimi konularda kılıç gibi keskin yargılarını gerekçeleriyle veriyor, daha ilk sayfalarda şu değerlendirmeler bizi düşünmeye çağırıyor: “Tek tanrılı monoteist) dinler çoğulcu özgürlüğü kabul etmezler.

İslamcı Müslüman şair ve yazarlar kör, sağır ve dilsizdirler. Beş duyularını kullanmazlar. Hiçbir derinlikleri olmadığı gibi, serbest dalma denemesi yapacak dalgıç da değildirler.”, “Laik ve ladini olmadan da (şair) olunmaz.”, “Divan Şiiri’nde bu anlamda gerçek bir şair yoktur.” (s. 22) Bu değerlendirmeler kitabın ilk sayfalarından; şiirin özgür bir iradenin ürünü olduğu konusu kısaca izah ediliyor, İkinci Yeni hakkında incelemeler gerektiren değerlendirmeler yapıyor Özdemir İnce. Her yazıda üstünde düşünülmesi, tartışılması gereken zihin açıcı saptamalar.

Kitabı itiraz olarak nitelendirdim, dili de polemikten besleniyor böyle olunca. Rahat okunuyor bu yüzden, en zor konuların bile konuşma havasında anlatılması, bu sadelik ve açıklık okumayı kolaylaştırırken okuyucuyu şiir üstüne başka kitaplara gönderiyor, elbette başta da yazarın kendi kitaplarına. Daha önce yazılmış kitaplarından alınmayan dersleri bize anımsatıyor, ülkemiz aydınının çok bilmişlikten kaynaklanan umursamaz tavrını bir kez daha gözler önüne seriyor.             Polemik yazılarından birini örnek vermek istiyorum: “Mallarmé+Valéry+Vesaire” bu konuda uyarıcı bir polemik yazısı. Mehmet Rifat’ın Varlık dergisinin Kasım 2009 tarihli sayısında “Bakış Açısı: Mallarmé, Degas, Valery” yazısını konu ediniyor. Cemal Süreya’nın “şiir geldi kelimeye dayandı” savsözüyle, bu savsözün kaynağı sayılan, Mallarmé’nin  “Şiir düşünceyle değil sözcüklerle yazılır” sözünü masaya tekrar yatırıyor zira Mehmet Rifat’ın yazısı da bu konu üstüne. Bu yazıda ülkemizde Mallarmé’nin sözünü, bu söz üzerine anlaşılır bir açıklama yapmadan kullanan yazarların bir dökümünü veriyor ancak sözün ne anlama geldiği konusunda kendisi de bir açıklama yapmıyor Mehmet Rifat ve yazının sonunda açıklamayı şairlere bırakıyor. Oysa Özdemir İnce birkaç defa aynı konuyu işlediği birçok yazısında meseleyi açıklığa kavuşturmuştur: şiir düşünceyle yazılmaz ama şiir kendi düşüncesini üretir. Yani İlhan Berk’in herkese tavsiye ettiği gibi “anlamsız şiir” savsözünün, bu savsözlerin sonucu söylenmiş içi boş bir motto olduğunu; şiirsel anlamla gidimli dilin anlamının karıştırıldığını, dolayısıyla genç şaire ve Türk şiirine yapılacak en büyük kötülüğün yapıldığını uzun uzun anlatıyor Özdemir İnce. Böyle bir tartışma Özdemir İnce’nin alaycı diliyle akıcı bir biçimde, biraz da ders verircesine, parmağını birilerine sallayarak yazılmış. Zevkle okunacak yazılar. Özdemir İnce tartışmayı elbette burada bırakmıyor, yanlış anlaşılan yapı ve anlam konusuna doğru genişleterek Cemal Süreya’nın nasıl yanlış anlaşıldığını da gösteriyor. Ve bugün varılan yerde gerçekten dergilerde dolaşan, nesnel bir dünya yaratmaktan yoksun, bir anlam, bir hakikat (hakikatimsi) üretmeyen “anlamsız” şiirlerin kaynağını gösteriyor.

NE VAR NE YOK (Arka Kapak)

Yazıların bir özelliği de konunun konuyu açması ve Özdemir İnce’nin bu konular arasında ustaca dolaşması. Anlamdı, sözcüktü, sözcüğün düşünmesiydi derken konu İlhan Berk’e, Ece Ayhan’a, Yahya Kemal’e, Kısakürek’e değin uzuyor. Şairlerin adı etrafında yaratılan efsanelerden tutun da şiirimizin modernleşirken bilgisizlikten dolayı çekilen güçlüklere değin zevkli okuma anları Edebiyattan Politikaya Ne Var Ne Yok’ta okuyucuyu bekliyor. Bence genç yaşlı, şairlerin bu kitabı ellerinden bırakmamaları lazım. Zira kitapta günümüz edebiyatında hemen hemen tartışılan her konuda tartışıyor, entelektüel bir vicdan muhasebesi tutuyor Özdemir İnce.

(Aydınlık Kitap, 4 Nisan 2014 Cuma)

Metin Cengiz

Şair, yazar. Göle (Ardahan, 3 Mayıs 1953,) doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini  Göle’de, Lise öğrenimini Kars’ta tamamladı (1970) Erzurum Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler ve Yabancı Diller Yüksek Okulu Fransızca Bölümü (1977) ilee Marmara Üniversitesi Fransızca Bölümünü bitirdi (1987). Türkiye’de çıkan hemen her dergide şiir ve yazı yayımladı. Şarkılar Kitabı ile 1996 yılı Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü; Sonsuzluk Çiseler Durgun Sularda (Toplu Şiirler 1) ve Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu (Toplu şiirler 2) ile 2010 Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü ve bütün yapıtlarıyla Romanya’da Yazarlar Birliği ile Targu Jiu Kent Konseyi ve Kültür Merkezi tarafından verilen Uluslararası Tudor Arghezi  şiir ödülünü aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Türk PEN, Edebiyatçılar Derneği üyesidir. 2005’te arkadaşlarıyla Şiirden Yayıncılık’ı kurdu. 2010’da (Eylül) Şiir’den dergisini yayımlamaya başladı.

Şiirleri Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Boşnakça, Rusça,  Romence, Makedonca, Bulgarca, Arapça, İbranice,  Sırpça, Yunanca, Hintçe, Azerice ve Kürtçe gibi birçok dile çevrildi. Şiirlerinden seçmeler, Apres le tempête et autres poèmes adıyla Fransızca bir kitabı yayınlandı (2006, Harmattan/Paris). Yine şiirlerinden seçmeler Poemas Escogidos/ Seçme Şiirler adıyla yayımlandı (2013, Liber Flactory/Madrid). Levant dergisinde sekiz şiiri Türkçeleriyle birlikte yayımlandı (2009, Montpellier). Editörlüğünü yaptığı Çağdaş 17 Türk Şairi adlı antoloji Harmattan Yayınları arasında çıktı (2009, Paris), Jaime B. Rosa ile hazırladığı Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi ise İspanya’da yayımlandı (2013); ülkemizi tanıtmak için birçok ülkeyle karşılıklı şiir antolojileri düzenlemektedir (Romanya, Sırbistan, Makedonya, İtalya, İsrail, Filistin). Sekiz şiiri Convorbiri Literare’da (Romanya, Temmuz 2011) ve sekiz şiiri de Poesia’da (Romanya, 2011) yayımlandı. Seçme şiirleri Sırbistan ve Arnavutluk’da yayımlanmak üzeredir. Europe dergisinde “İstanbullu Yazarlar” adıyla hazırlanan dosyada şiirleri yayımlandı (no:1019, Mart 2014)

Türkiye’yi “Konuk Ülke” olduğu Frankfurt (2010) ve Paris’te Türk Mevsimi (2011) Kitap Fuarlarında temsil eden yazar ve şairler arasında yer aldı.

ESERLERİ:

phpThumb_generated_thumbnail

Şiir: Bir Tufan Sonrası (1988), Büyük Sevişme (1989), Zehirinde Açan Zambak (1991), İpek’A (1993), Şarkılar Kitabı (1995), Gençlik Çağı (1998), Aşk İlahileri&Günümüze Hüzzamlar (2006), Özgürlük Şiirleri (2008), Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda (Toplu Şiirler 1, 2008), Dünyaya Katkımız Ebru Vurgusu (Toplu Şiirler 2, 2010, Hayat ve Şiir ile Hayat ve Rastlantılar İlk defa), İmgeler Benim Yurdum (2011), Yeryüzü Halleri (2013)

METİN CENGİZ -02

Deneme-Eleştiri-İnceleme: Şiirin Gücü (2. Basım, 2006), 1923-1953 Toplumcu Gerçekçi Şiir (2000), Modernleşme ve Modern Türk Şiiri (2. Basım, 2011), Şiir, Din ve Cinsellik (2005), Nâzım’dan 70’li Yıllara Türk Şiirine Eleştirel Bir Bakış (2005),  Şiir, İmge, Biçim, Biçem-Şi-irin Teorik Sorunları (2005), Şiir, Dil, Şiir Dili, Şiirsel Anlam (2005), Küreselleşme, Post-modernizm ve Edebiyat (2007). İmge Nedir (2009), Kültür ve Şiir (2010), Felsefe ve Şiir (2010), La Paix (Şiir ve Hayata Dair Denemeler, 2011), Platon ve Aristoteles’te Şiir Düşüncesi (2012), Cemal Süreya, İkinci yeni Bilincinin Kurucu Gücü (2012), Şiir Nasıl Yazılır (2013).

Röportaj: Hayat, Edebiyat, Siyaset-Ahmet Oktay ile Dünden Bugünden (2004).

Çeviri: Max Jacob / Sahici Mucizeler (derleyen: Ülkü Tamer; 1991), Aimé Cesaire/ Seçme Şiirler  (Eray Canberk ile, 1999, ikinci baskı 2001), Pablo Neruda /Aşk Soneleri (1991), Pablo Neruda (Ateşten Kılıç, 1991), Eugene Guillevic /Seçme Şiirler (1993), Jacques Prevert /Seçme Şiirler (Eray Canberk ile 1994), Jules Laforgue /Sevdalılar (1991), Venus Khoury Ghata/Gölgeler ve Çığlıklar (1996), Baudelaire’den Günümüze Modern Fransız Şiiri (Çev. ve haz., 2000), Batmış Güneşler Üstünde Günümüz Fransız Şiirinden Seçmeler  (2005), Naim Araidi/Acıklı Şeyler İçin Bayram (2010), Gerard Augustin/Seçme Şiirler (Eray Canberk, Başak Aydınalp, Müesser Yeniay ile, 2011), Michel Cassir/Kişisel Antoloji (Eray Canberk, Müesser Yeniay ile, 2011), Tahar Bekri/Sabırsız Düşler (Medine Sivri ile, 2012), Çağdaş İspanyol Şiiri Antolojisi (Müesser Yeniay ile, 2013), Deniz Şiirleri (Jaime B. Rosa, 2014).

 

 

ÖZDEMİR İNCE’NİN “BELİRTİLER ÜZERİNE” ŞİİRİ

 

METİN CENGİZ
METİN CENGİZ

 

BELİRTİLER ÜZERİNE

 

Günler geçmek bilmedi bu yıl, uzadıkça uzadı;

gece ile gündüz karıştı birbirine,

günler sadece gün mü, geceler yalnız gece mi?

Anlayamadık.

 

Güneş hiç doğmadı bazan, ay hiç batmadı,

bir tencere kapağının altına girdi bazan ikisi de,

bazan çatılara kadar yükseldi kar dağ köylerinde,

elimizde kürek gece gündüz kar küredik,

baktık ki kuma dönüşmüş kürediğimiz karlar;

günlerce rüzgâr esti karışık yönlerden

verimli topraklarımızı örttü cam tozu kumlar.

 

Tuhaf bir yıldı, kadınların sırtlarını dönüp yattıkları bir yıl,

yağ bitmiş de meğer fitil yanmaya başlamış,

kimsenin aklına gelmedi lambaya üflemek.

 

Kahvelerde sabırla oturuyordu emekliler, yaşlılar,

nargile çekip gazete okuyorlardı, -bir bildikleri mi vardı? –

kendi kendine mırıldanıyordu bir gün aralarından biri,

bir emekli defterdar:

hep böyle olur, dedi, her yirmi, yirmi beş yılda bir,

belirtileri var bunun, kokuları var, sesleri var.

Bu nedenle

öğrenebilir, kıssadan hisse çıkartabilir, neden olmasın,

beyaz ipliği iğne deliğinden geçiren insan.

 

Agias Stefanos, 31, 8, 1981

 

BELİRTİLER ÜZERİNE

METİN CENGİZ

Şiirin altındaki tarih olmasa, biz bu şiirde anlatılmak isteneni, yani asıl mesajı büyük olasılıkla anlamayacaktık, ya da anlamakta zorlanacaktık. Özdemir İnce şiirinin anlamının derin arka plana yayılması  anlamın anlaşılmasını zorlaştırıyor. Ancak dikkatli bir okuma, gösterenin yankısını anlamlandırabilme ile anlama ulaşabiliyoruz. Zira şiirin geneli açık uçlu bir zeminde hareket ediyor. Şiirin ritmi anlatının tedirgin işleyişinde bir yavaşlık ediniyor. Şiirin uyak, müzik, ölçü gibi öğeleri bu yavaşlıktan, tedirgin ilerleyişten oldukça etkilenmiş bir halde neredeyse görünmez durumdalar. Her gün düzenli bir biçimde tekrar eden doğa olaylarının bozulması (bazan güneşin hiç doğmaması, ayın batmaması), verimli toprakların kumla örtülüp kıraçlaşması… bizi toplumsal bazı olaylara hazırlıyor elbette. Ancak bu toplumsal olayın ne olduğunu anlamak güç.

Şiirin üçüncü birimine kadar dizeler, bizi bir aşk hikayesinin hazin bir sonla insanları derinden sarsmış olduğu düşüncesine de götürebiliyor. Yaşanan trajik bir aşk olayının toplumsal bir sarsıntı yarattığı, diğer bütün toplumsal olayları unutturduğu çokça görülmüştür. Andre Gide’in Dar Kapı adlı kitabının gençleri intihara sürüklediğini, toplumsal bir çalkantı yarattığını biliyoruz. Bizde de bu türden olmasa da değişik örnekler verebiliriz. Şiirin üçüncü birimine kadar bir bilinmezlik söz konusu. Ters giden bir şeylerin olduğu, alışılmış yaşamın alt üst olduğu bir dünya gösteriyor bize Özdemir İnce. Oysa bu bilinmezliğe karşın şiir, benzetme sanatlarından oldukça yalıtılmış, sade bir konuşma diliyle yazılmış. Yine de bizi şaşırtan şiirin kullandığı dil, ne olup bittiğini öğrenmek için hızlanıyoruz.

Üçüncü şiir birimindeki “Tuhaf bir yıldı,” sözünü gördüğümüzde duraklıyoruz;  buraya kadar anladığımız tuhaflığı doğrulayan bir söz. Şair yukarıda anlattığı tuhaflığı, altını çizerek  adlandırıyor. Devam eden dizelerde de yine belirtilerden söz ediliyor: “kadınların erkeklerinden uzaklaşmaları, lamba fitilinin yanması”. Toplumsal olayın bütün toplumun üstüne çökmüş bir tehlikeyle ilgili olduğunu buradan anlıyoruz. Aşk krizi, felaketi genellikle kadın ve erkeği daha da bir yakınlaştırır birbirine. Gazın kalmaması ve fitilin yanması olayı da bireyselden çok bizi toplumsal bir olguya yönlendiriyor. Bireysel olaylar için daha çok “alev, ateş” benzetmelerinin kullanıldığını hatırlayalım. Oysa burada fitilin yanmasıyla ateşin daha köklü bir olaya yol açtığını anlıyoruz. Formun içerikle birlikteki hareketi bizi yönlendiriyor. Form içerikle birlikte belli bir doğrultuya yönlendiriyor bizi.

“kimsenin aklına gelmedi lambaya üflemek.” dizesi belirsizliği beslese de yukarıdaki iki dizeyle okunduğunda toplumsal krizin engellenebileceği düşüncesini uyandırıyor bizde. Ama halen bu krizin ne olduğu konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Temsili modern dünyanın kriz içine girdiğini ima ettiğini görüyoruz Özdemir İnce’nin.

Devam eden alttaki dizelerde olayın yol açtığı davranışlar iyice toplumsal mekana sokulur. Üstteki “kadınlar”ın yerini artık toplumsal işlevi etkin olan kahveler, bu kahvelerde oturan çokluk emekli insanlar almıştır. Bunlar olay karşısında “tevekkül ” değil, daha etkin bir eylem olan sabır içindedirler. Gazete okuyup nargile çekmektedirler. Olayı yakından takip etmekte ve olayın sona ermesi için sabretmektedirler. İçlerinden birinin kendi kendine mırıldandığı “hep böyle olur, dedi, her yirmi yıl, sesleri var./-Bu nedenle/öğrenebilir, kıssadan hisse çıkartabilir, neden olmasın/-beyaz ipliği iğne deliğinden geçiren insan.” dizeleri, şiirin çekül doğrultusunu gösteren dizeler. Toplumsal bir olayın belirli aralıklarla ülkemizde tekrarlandığını (20-25 yıl arayla) gösteren sözlerle, zihnimizde olup bitenin 1980 askeri cunta tarafından yapılan darbeyle ilgili olduğunu anlıyoruz. Bu darbelerin nasıl geleceği de bellidir: “belirtileri var bunun, kokuları var, sesleri var” imgesi tam yerinde kullanılmıştır: geleceğim diyerek gelmektedir darbe. (İmgenin nasıl yerinde kullanıldığını göstermesi bakımından da öğretici) Ancak kaçınılmaz da değildir. İnsan hatalarından ders çıkarmasını bilen akıllı bir varlıktır. Yaşlı adam bunu da söylemektedir son iki dizede. İnsan becerisiyle bilinir zira. Becerir.

***

Özdemir İnce şiirini tamamlamayı okura bırakır, bu genel tavrın bu şiirde de egemen olduğunu görüyoruz. Okura bırakılan şiirin bütününde ulaştığı imgedir. Biraz daha açıklarsak… Modern şiirde şiiri örgütleyen egemen öğe imgedir. Ancak bu demek, her dizede bir imgenin olması gerektiği demek değildir. Her şiir kendi aurasını oluşturur, bu şiirin asıl yapısıdır. İmge bu yapıya biçim verir.

Konuşma diliyle yazılmış şiirlerde imgeye ulaşmak zordur, ustalık gerektirir, şiirin bütününde yaratılmak istenen imgeyi ne denli gizlerseniz, örgünün o denli güçlü olmasını da sağlamak zorundasınız. Yani şiir amacı doğrultusunda ilerlerken kendi etrafında da dönermiş gibi görünür. İşte Özdemir İnce’nin bu şiirinde bu inşa biçimi egemendir. Şiirin bütününde ulaşılmak istenen imge şiiri baştan sona örgütlemiştir.

Bu yazış biçimi de modern şiire geçmişinden kalma bir miras olup günümüz söyleyiş ve kurgu zenginliğiyle görünür.

Modern şiirin imge örgütleyiciliğindeki inşası doğrultusunda yapılacak eleştirilerde bu ve benzeri inşalar es geçilmemesi gereken önemli noktalardır. Bir kalıbı alıp bütün şiirleri bu kalıbın şemasına zorlamak, modern şiiri bu kalıpta dondurmak, şiir çözümlemesi için kaçınılması gereken bir şablonculuk olduğu kadar, modern şiiri bir kalıptan ibaret gören bir dar görüşlülüktür de.

***

Meşum bir olayın anlatısı ardında gelişir bu şiir, her yere sinmiş, herkesi etkilemiş meşum bir olay. Yarattığı sonuçlar anlatılarak okuyucu düşünmeye davet edilir; farklı çıkarsamalara açıktır dizeler, ancak ipuçlarıyla gidilecek yol nişanlanmıştır. Gizemli, kapalı olan, bu inşa tarzının yarattığı auradır.               Doğrusu şiirin florası bu aurayı yaratmaktadır, insana ait olan zorlukların, baskıların karşısında direnme, bunların üstesinden gelme, yani meşum olayın bir daha yaşanmaması için gerekli olan gönderme şiirin sonunda verilir. Ancak hiç de yumuşak bir geçiş yapılmaz bu sonuca varılırken, aynı mesafeli anlatım şiirin başından sonuna kadar korunur. Abartma, retorik yoktur, derinlik sağlama gibi yapay oyunlara da başvurmaz şair. Sade olanın derinliğini her sözcükte hissettirir.

***

Süssüz bir şiirdir “Belirtiler Üzerine”, şiir sanatlarından tamamen soyunmuştur. Konuşma havası okumayı kolaylaştırsa da şairin maksadına okuma derinleştikçe varamamanın tedirginliği dizelerde de kendisini hissettirir. Metafizik bir titreyiş görürüz bu bağlamda. ” Kahvelerde sabırla oturuyordu emekliler, yaşlılar,/ nargile çekip gazete okuyorlardı, -bir bildikleri mi vardı? -” dizeleri bu titreyişi iyice görünür kılan dizeler. Hayat hakkındaki bir deneyim de bu titreyişle girer okumaya: “bir bildikleri mi vardı?” sorusuyla. Bu cümlecik bizi sona merakla götürse de aslında bu cümleciğin orada şiire bir daha dönüş yapmak ve sonu daha iyi kavramak için yabancılaştırma efekti olarak işlev yaptığını görüyoruz. Basit bir hile, şiirde birden bütün yükü üzerine alan ama aslında yük taşımakla ilgisi olmayan ek bir kolon gibi bu cümlecik (binayı taşıyan kolonların yanına konmuş süs kolonlar düşünülsün; ama bu kolon süs değil, diğer kolonların işlevine daha dikkat çekmekle görevli bir kolon.)

***

Şimdi diğer yazılara dikkat kesilelim.

(VARLIK DERGİSİ, AĞUSTOS 2014)

Metin Cengiz

Şair, yazar. Göle (Ardahan, 3 Mayıs 1953,) doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini  Göle’de, Lise öğrenimini Kars’ta tamamladı (1970) Erzurum Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler ve Yabancı Diller Yüksek Okulu Fransızca Bölümü (1977) ile Marmara Üniversitesi Fransızca Bölümünü bitirdi (1987). Türkiye’de çıkan hemen her dergide şiir ve yazı yayımladı. Şarkılar Kitabı ile 1996 yılı Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü; Sonsuzluk Çiseler Durgun Sularda (Toplu Şiirler 1) ve Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu (Toplu şiirler 2) ile 2010 Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü ve bütün yapıtlarıyla Romanya’da Yazarlar Birliği ile Targu Jiu Kent Konseyi ve Kültür Merkezi tarafından verilen Uluslararası Tudor Arghezi  şiir ödülünü aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Türk PEN, Edebiyatçılar Derneği üyesidir. 2005’te arkadaşlarıyla Şiirden Yayıncılık’ı kurdu. 2010’da (Eylül) Şiir’den dergisini yayımlamaya başladı.

Şiirleri Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Boşnakça, Rusça,  Romence, Makedonca, Bulgarca, Arapça, İbranice,  Sırpça, Yunanca, Hintçe, Azerice ve Kürtçe gibi birçok dile çevrildi. Şiirlerinden seçmeler, Apres le tempête et autres poèmes adıyla Fransızca bir kitabı yayınlandı (2006, Harmattan/Paris). Yine şiirlerinden seçmeler Poemas Escogidos/ Seçme Şiirler adıyla yayımlandı (2013, Liber Flactory/Madrid). Levant dergisinde sekiz şiiri Türkçeleriyle birlikte yayımlandı (2009, Montpellier). Editörlüğünü yaptığı Çağdaş 17 Türk Şairi adlı antoloji Harmattan Yayınları arasında çıktı (2009, Paris), Jaime B. Rosa ile hazırladığı Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi ise İspanya’da yayımlandı (2013); ülkemizi tanıtmak için birçok ülkeyle karşılıklı şiir antolojileri düzenlemektedir (Romanya, Sırbistan, Makedonya, İtalya, İsrail, Filistin). Sekiz şiiri Convorbiri Literare’da (Romanya, Temmuz 2011) ve sekiz şiiri de Poesia’da (Romanya, 2011) yayımlandı. Seçme şiirleri Sırbistan ve Arnavutluk’da yayımlanmak üzeredir. Europe dergisinde “İstanbullu Yazarlar” adıyla hazırlanan dosyada şiirleri yayımlandı (no:1019, Mart 2014)

Türkiye’yi “Konuk Ülke” olduğu Frankfurt (2010) ve Paris’te Türk Mevsimi (2011) Kitap Fuarlarında temsil eden yazar ve şairler arasında yer aldı.

ESERLERİ:

METİN CENGİZ 1

Şiir: Bir Tufan Sonrası (1988), Büyük Sevişme (1989), Zehirinde Açan Zambak (1991), İpek’A (1993), Şarkılar Kitabı (1995), Gençlik Çağı (1998), Aşk İlahileri&Günümüze Hüzzamlar (2006), Özgürlük Şiirleri (2008), Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda (Toplu Şiirler 1, 2008), Dünyaya Katkımız Ebru Vurgusu (Toplu Şiirler 2, 2010, Hayat ve Şiir ile Hayat ve Rastlantılar İlk defa), İmgeler Benim Yurdum (2011), Yeryüzü Halleri (2013)

Deneme-Eleştiri-İnceleme: Şiirin Gücü (2. Basım, 2006), 1923-1953 Toplumcu Gerçekçi Şiir (2000), Modernleşme ve Modern Türk Şiiri (2. Basım, 2011), Şiir, Din ve Cinsellik (2005), Nâzım’dan 70’li Yıllara Türk Şiirine Eleştirel Bir Bakış (2005),  Şiir, İmge, Biçim, Biçem-Şi-irin Teorik Sorunları (2005), Şiir, Dil, Şiir Dili, Şiirsel Anlam (2005), Küreselleşme, Post-modernizm ve Edebiyat (2007). İmge Nedir (2009), Kültür ve Şiir (2010), Felsefe ve Şiir (2010), La Paix (Şiir ve Hayata Dair Denemeler, 2011), Platon ve Aristoteles’te Şiir Düşüncesi (2012), Cemal Süreya, İkinci yeni Bilincinin Kurucu Gücü (2012), Şiir Nasıl Yazılır (2013).

Röportaj: Hayat, Edebiyat, Siyaset-Ahmet Oktay ile Dünden Bugünden (2004).

Çeviri: Max Jacob / Sahici Mucizeler (derleyen: Ülkü Tamer; 1991), Aimé Cesaire/ Seçme Şiirler  (Eray Canberk ile, 1999, ikinci baskı 2001), Pablo Neruda /Aşk Soneleri (1991), Pablo Neruda (Ateşten Kılıç, 1991), Eugene Guillevic /Seçme Şiirler (1993), Jacques Prevert /Seçme Şiirler (Eray Canberk ile 1994), Jules Laforgue /Sevdalılar (1991), Venus Khoury Ghata/Gölgeler ve Çığlıklar (1996), Baudelaire’den Günümüze Modern Fransız Şiiri (Çev. ve haz., 2000), Batmış Güneşler Üstünde Günümüz Fransız Şiirinden Seçmeler  (2005), Naim Araidi/Acıklı Şeyler İçin Bayram (2010), Gerard Augustin/Seçme Şiirler (Eray Canberk, Başak Aydınalp, Müesser Yeniay ile, 2011), Michel Cassir/Kişisel Antoloji (Eray Canberk, Müesser Yeniay ile, 2011), Tahar Bekri/Sabırsız Düşler (Medine Sivri ile, 2012), Çağdaş İspanyol Şiiri Antolojisi (Müesser Yeniay ile, 2013), Deniz Şiirleri (Jaime B. Rosa, 2014).

 

 

AKP PEK TUHAFTIR…

ERBAKAN

İş adamı kılıklı semiz adamın biri otomobil sürmekte ve aynı zamanda arabanın radyosundan “Reeecep Tayyiip Erdugannn” diye bir türkü dinlemekte ve de “Reeecep Tayyiip Erdugaaan” diye nakarat tutturmakta. Gıcır gıcır bir adam, giyim-kuşam tırıp, moderen. Başındaki sarık da kusursuz, sakız gibi beyaz. Okumaya devam et

ÖZDEMİR İNCE’NİN İNCELİKLİ ŞİİRİ

OGÜN KAYMAK

Ogün Kaymak

“Kargı‘’ Özdemir İnce’nin ilk şiir kitabı. 1957-62 aralığında çalışılmış şiirlerden mürekkep. Dönemsel olarak bakıldığında İkinci Yeni’nin bir şiir hareketi olarak Garip’ten kopmaya çabaladığı yıllar. İkinci Yeni şiire yeni bir imge ölçütü getirirken, ontolojik anlamda modern dünya sanatının meselelerini Türkçe yazına taşıma girişimi olarak mutlaka altı çizilerek okunması gereken bir başlangıç itkisi elbette. Yeri de, işlevi de yadsınamaz. Dönemsel olarak eş yaşta şiire giriş yapan Özdemir İnce ise üst-gerçekçi tutumuyla İkinci Yeni’den kendi sınırlarıyla ayırmış şiirini. Bu bir tutum,  bilinçli bir duruş elbette.

Kitabın ilk şiirinin sürrealist şiirin kurucu ve sürükleyici şairlerinden Comte De Lautreamont’a adanışı tesadüf değil. Bu tepkisel çıkış İkinci Yeni’cilere de genç tepkisel bir nitelik taşıyor. Genellikle, ilk kitabını yayımlayanlar hakkında ‘’şiir kumaşı‘’ metaforunu kullanarak görüş bildirmeye alışmışızdır. Oysa  “Kargı‘’ bir kumaştan ziyade parlak kostüm niteliğinde dikiliyor karşımıza. Ender rastlanan doğuştan ustalıklı bir söyleyiş biçimini sunuyor. Salt bu nedenle dahi yeniden basımı değerlidir.

Türk şiirini kitabın bütününde üst-gerçekçi akımına yanaştırdığını iddia edişimiz ilk şiirdeki ithaf değil sadece. Şiirlerin genelinde yarı uykuda hatta rüyada konuşma (sayıklama) tavrı belirleyici bir özellik. İmge kuruluşunu da, şiirin dikey bütünlüğünü de bu tavır etkisi altına almış görülüyor. Andre Breton’un  cümlesiyle konuşursak: Sürrealizmin bütün istediği, dilin ‘’ham maddesinin‘’ (simyacıların düşündükleri biçimde) ele geçirilmişliğinden emin olmaktı. Özdemir İnce şiirinin başlangıcı da bunu mesele yapmaktadır.

Alcyone, kitapta iki kez karşımıza çıkar: Önce şiir başlığıdır, daha sonra bölüm başlığı. Tarihsel olarak sürrealizme baktığımızda da kadın kavramına daha önemli bir yer vermek isteyen bir akımın son aşaması olarak görürüz. Hatta 18. yüzyıldan sonra sürrealizm katkısıyla yepyeni bir kadın kavramı belirir. Buradaki sanatsal kaygı da bunun yansıması olarak izlenebilir.

Lirizm anlayışı bakımından da sürrealizm, insanı içinde bulunduğu koşullardan sıyırarak gerçek tutkular doğuran durumların önceki akımlara ait çizginin üzerinde yer aldığı açıkça görülür.

Biz yine kitabın ilk şiirine dönelim. ‘’Öyküsüz‘’ düzyazı biçimine ustaca iliştirilmiş bir yapıt. Sarsıcı da… Zira bir ilk kitabın ilk şiiri olarak değil, neredeyse başyapıt olarak alımlatıyor kendisini: ‘’O, kuşlu denilen gülmeleriyle yitmelerde ölmelerde vardı.‘’ Ölmeler ve yitmeler kuşkusuz alman katmanlarını çoğaltmak için peş peşe sıralanıyor bu şiir cümlesinde. Her yitim ölüm değildir. Sürrealizm imgenin, birbirinden çok uzak gerçekleri birbirine yaklaştıran bir araç olduğunu düşünür ve uygular kabaca tanımlanırsa. (Pierre Reverdy). Bu yaklaştırma, zihnin kendi haline bırakılmasını önceler. ‘’Biz yoktuk, bu düzende biri olmamıştık.” cümlesi de ilk şiir cümlesini takiben boşuna sarf edilmez. Bilinçaltının düz zihne bilinçli bir egemenliği söz konusudur.

 

Şiirin sonraki bölümlerinde de bu kaygılar süredursun, dilin yapı sökümü de usulca kavrıyor. ‘’Birdensiz taşralı beyin kanaması…‘’ “… pulsu kadınları toplamamıştık bitpazarından…’’, ‘’… balık mı avlardı deniz ölü kum olunca…‘’. Sonrası alımlı bir dil festivalidir: ‘’sayalı katıksız uyku‘’, ‘’ceplerinde serin çiviyazıları‘’.

Şiir mitolojik öğelere de boşuna yaslanmaz. Zira değil midir ki; sinema da şiir de bin yıllar halklarının destanlarını kazımazsa alanına, neye yarar? ‘’Öyküsüz‘’ şiirinde şiir okuru kendi öykülerini derler toplar, götürür kuytusuna.

Özdemir İnce şiirinde ta başından itibaren retoriği reddeden söylem kendini bir öznellik olarak sunacaktır. Aslında bu öğe bile İkinci Yeni şiiriyle bir düello, bir hesaplaşma çağrısıdır. Özdemir İnce şiirinde zihin doğayı daha saydam görmeye başlar. Bu bize dışardakiyle içerdeki, yukarıdakiyle aşağıdakinin aslında aynı olduklarını haber verir. Dilsel genetiğini irdelediğimizde, biraz Metin Eloğlu şiirine kardeşçe yanaşır diyebiliriz. Ama bu ‘’biraz‘’ kendi biçemini kurma tasasıyla eriyip yiter. Ritsos ile kurduğu izlek bağı da benzer biçimdedir, ‘’biz böyle su görmedik böyle tebeşir ‘’ derken.

‘’sur ikindilerinin yosunlanmış duvarında‘’ dizesinden ve benzerlerinde; kendimizi anlamak için doğadan değil, doğayı anlamak için kendimizden eyleme geçmemiz gerektiğini vurgulamaktadır Özdemir İnce. İnsan kendi ontolojisine ait bilgiyi ötekini tanımak ve anlamak için alçakgönüllülük ederse kullanabilir. Şiir sezgisi bunu yapabilecek en güçlü araçtır. Sürrealizm ile bu sezgi özgürlüğüne kavuşur. Böylece şiir bilinen biçimleri alıp sindirmekle kalmaz, yepyeni biçimlerin peşine takılır: “ … kırçıl sakalında kutsal kandil ıslanmış dinsel…’’ örneğindeki gibi beşli altılı sözcük öbekleri büyük imge balığına atılmış çapariden farksızdır.

Şiirsel öykü olanağı, Özdemir İnce şiirinde öyküyü içine atıp yeterince çiğnedikten sonra tükürüşüyle belirir. Berisine kattığı lirizm düpedüz durum’a bağlı kalmaz. Durum’u şiirin zeminine seren tavır, ona epistemik düğümler atmakta zorlanmaz. Bu farklılık ve farkındalık şaire ucu bucağı olmayan bir anlam atlası sağlar. ‘’Sirk‘’ başlıklı şiir, bir sirk deneyiminden kotardığı çerçeve içinde,  ontolojik ve sürrealist fırça darbelerini kullanarak elde edilen ‘’plastik bir şiir’’dir. Bütünsel imgelemi, dize’li imge parçalarına galip gelir. Özellikle iletken bir atmosfer kurar Özdemir İnce. Hatta alımlayıcı, imgelerin bu baş döndüren süreçte sadece zihnin işaret tabelaları olarak kalabileceklerini söyleyebilir. Giderek zihin arzuların açığa çıktığı, muğlaklığın kendine dost olduğu sınırsız düzlemlerin farkına varır. Özdemir İnce bu yeni gerçekliği sözde şöyle inşa eder: ‘’yeni bir hayvan yaşıyor havada‘’.

’Rondel’’ başlıklı şiirde ise Özdemir İnce sesin yeni olanaklarını kullanmayı başarır. Ses ve ritim yerlerini korurken, kırık dizeler anlamı kökünden sarsar, taşlar şiirin dikey ekseninde yerli yerine oturdukça şiir kendi noktasını kendisi koyar yine: “gümüş renkli kalyonları götüren‘’. 1-3-5 ve 2-4 den oluşan bilinçli dizgi ritmi yüceltir.

20’li yaşlarında yaşlı bilgeler kostümünü giyen şair ‘’ Seni Kendimden Anlıyorum ‘’ da mevcudiyetinin naif örgüsüne düşer birden. ‘’sürüklenen iki yaralı kuş memelerin. / aydın uzayım benim. ‘’

Kitabın son bölümünde yer alan ‘’ Aşk için On Şiir ‘’ klasik tragedyaların serin havasına modern lirik şiirin imge döngüsünü katar: ‘’çalıyor kuşdilinden kilisenin bronz çanları ününe soylu bir söyleşinin.‘’ Bu on şiirdeki ortak yapı, aşk’ın her dönemeçte farklı bir mask ardında sergilenişidir.

‘’Karadelikte Bir Yolculuk‘’ ve ‘’Tersine Ya Da Sapkın Ayetler’’ başlıklarındaki iki dosyayı kapsayan Özdemir İnce’nin kitaplaştırdığı son şiirleriyle, ilk şiir kitabı  “Kargı‘’yı eş zamanlı okuduğumuzda; zaman akıp gitse de şiirsel sezginin kalıcılığı ve biçemdeki genetik kodları fark edebiliriz. Elbette son kitapta son derece duru, sakin bir şiir dili kurulmuştur: ‘’Nereden bilsin ki bilge olduğunu bilmez bilge kişi.’’. Son kitabında gündelik hayata daha geniş göndermelerde bulunur Özdemir İnce. Bunu yaparken geniş ve zengin okuma birikimini bir üst-ağ gibi şiire destek olarak kullanmaktan geri kalmaz. Böylece Özdemir İnce ”cins şair’’ olduğunu kanıtlar. Taklidi ve tekrarı mümkün olmayan bir şiir şölenidir onu okumak: ‘’Toprak nadasa bırakılır da nadasa kalmaz zaman: / Geri gelmez geçmiş, bir kez olmuştu, bir daha olmayacak.

***

OGÜN KAYMAK 2

Ogün Kaymak

1964 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. Tıbbi görüntüleme uzmanı olarak çalışıyor. İnci ile Nur’un babası. 1984 yılından beri şiir çalışıyor. İlk şiirini 2000’li yılların başında SonKişot’da yayınladı.