SU UYUR AKP UYUMAZ!

Su uyur AKP uyumaz ya da Cumhuriyet, İslamcı AKP ile uzlaşamaz!

Türkiye Cumhuriyeti’nin PKK, İŞİD, FETÖ ve öteki terör örgütleriyle büyük sorunları var ama en büyük sorun AKP’den kaynaklanıyor.

AKP, muhalefetle değil Cumhuriyet ile uzlaşmak zorunda.

Aynı zamanda muhalefet de Cumhuriyet ile uzlaşmak zorunda.

Çünkü AKP, “uzlaşmak”tan kendisine muhalefet edilmemesini anlamakta. Muhalefet yapmaz, AKP’nin bütün uygulamalarına ses çıkartmazsan, onunla uzlaşmış (!) ve suça ortak olmuş olursun!

AKP’nin muhalefet ile hiçbir sorunu yok. Olsa da bu uzlaşmazlığın hiçbir kıymet-i harbiyyesi yok.

Canını sıkarlarsa, yürüyüşüne engel çıkarırlarsa, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile siyasal partileri kapatır.

Onun sorunu Devrimci Türkiye Cumhuriyeti ile.

Onun sorunu Cumhuriyet anayasasının ilk dört maddesi ve Devrim Yasaları’nı koruyan 174. maddesi ile.

AKP, Türkiye için, PKK’dan, İŞİD’den, FETÖ’den çok daha tehlikeli:

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti üzerine kendi parelel İslamcı devletini kuruyor. Amacını gerçekleştirmek için akıl dışı manevralar yapıyor:

İç politikada seçmeni DİN’le, hurafe ile, Allah ve Kitab’la uyutabilir ama dış siyasette bunların hiçbirinin hükmü geçmez.

Kendine oy veren kitle  gerçek dışı ve saçma Suriye siyasetinin büyüsüne (!) kapılabilir ama TSK Suriye sınırından içeri girdiği andan itibaren, savaş kumarında kazanmak yurt içinde seçim kazanmaya, seçmen kazıklamaya benzemez.

Sen kazansan da kumarhaneye borçlu çıkarsın.

AKP, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği için Suriye’ye girmedi; kendi rejimini kurabilmek için onu kumar masasına yatırdı.

Cumhuriyet yenilse de kendine kapacağı payın hesabını yapıyor.

MHP’ye, HDP’ye söyleyecek sözüm yok.

MHP, AKP’nin gönüllü istepnesi. HDP ise erişkin (reşid) ve özgür bir parti değil.

Geriye kala kala CHP kalıyor!

CHP, AKP’nin uzlaşma (!) afyonunu yuttukça, “birlik ve beraberlik” hamasetine teslim oldukça onun suç ortağı olur ve hesabı öder.

Hacıyatmaz AKP ile iş tutmak Ülke’nin ve Cumhuriyet’in yararına değildir. Allah göstermesin, AKP Suriye’de bozguna uğrarsa, yapacağı ilk iş CHP’yi KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile kapatmak olacaktır.

CHP,  Ülke’yi ve Cumhuriyet’i korumak ve kurtarmak istiyorsa, AKP’ye meydan okumak zorundadır.

Generallerin, profesörlerin, yargıçların, avukatların, mühendislerin, öğretmenlerin nasıl olup da Fettullah’ın peşine düştüklerine saşırıyorlar ama aynı insanların AKP’nin büyüsüne (!) kapılmasını doğal karşılıyorlar ve demokrasinin (!) zaferi ilan ediyorlar.

CHP,  Ülke’yi ve Cumhuriyet’i korumak ve kurtarmak istiyorsa, AKP’ye meydan okumak, büyüyü bozmak, Kanun Hükmünde Kararname Darbesi’ne karşı durmak ve Cumhuriyet’e sahip çıkmak zorundadır.

Özdemir İnce

31 Ağustos 2016

***

Kendi ulusal kurtarıcılarından nefret eden,  kendi Cumhuriyet’ine düşman olan, tarihin dışında yaşamayı seçmiş bir siyasetçinin, onurlu bir ulusun özgürlük simgesi büyük bir kahramana küfür etmesi hiç de şaşırtıcı değil. Bu türden küfürlere 1991 yılında misliyle cevap verilmişti:

 COMANDANTE CHE GUEVARA

Bir kent var, dilimi konuşmayan

Comandante Che Guevara

Bir gece var, uykumu uyumayan

Comandante Che Guevara

Bir tezgâh var, bezimi dokumayan

Comandante Che Guevara

Bir kapı var, denize açılmayan

Comandante Che Guevara

Bir çatı var, gökyüzünden çok uzak

Comandante Che Guevara

Bir hayat var, ayağıma dar gelen

Comandante Che Guevara

Bir ölüm var, ölmekle bitmiyor

Comandante Che Guevara

Düşün son menzilinde bir durak

Comandante Che Guevara

Gölköy, 23.8.1991

ÖZDEMİR İNCE

 

 

 

FETHULLAH GÜLEN YARATMAK

1976 yılında Milli Selamet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu başkanı, 1985 yılında Refah Partsi İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, o günlerden bu yana hiç değişmemiştir. 2001 yılında “Biz değiştik, Milli Görüş gömleğimizi çıkardık” dediği zaman, ben, “Milli Görüş gömlek değil onların derisidir” diye yazmıştım. R.T.Erdoğan 70’lerden, 80’lerden bu yana hiç değişmedi, hep aynı insan! Ama  arada bir tek fark var: O zamanlar bir ütopya peşinde koşan bir fanatik İslamcı idi, şimdi, 2002’den bu yana, iktidarın tek sahibi bir fanatik.

R.T.Erdoğan, 70’li yıllardan bu yana Fethullah Gülen’i biliyor ve onun hareketini bir polis gibi izliyordu. Bunun böyle olması lâzım! Fethullah Gülen hareketi, olmadan gerçekten iktidar sahibi olamayacağını da biliyordu. R.T.Erdoğan da Fethullah Gülen’in aradığı  adamdı. İki cambaz ipin üzerine birlikte çıktılar.

 R.T.Erdoğan’da “ders çıkarma, ders alma” yeteneklerinin bulunduğunu sanmıyorum. Bu insan “Erdoğan Holding”in sahibi ve CEO’su olsa iş kolaydı, kendisi bilirdi. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı. Bu kişilik, CEO olarak holding çevresine zarar verir. Ama Cumhurbaşkanı olarak ülke ve devleti felakete götürür.

Gaziantep’teki İslamcı barbarlıktan sonra “Ezanları susturmaya kimselerin gücü yetmeyecektir!” diyor. Akıl almaz bir fanatizm! Ezanları kim susturmak istiyor? Emperyalist düvel-i muazzama mı? Onların elinde olsa saat başı ezan okuturlar. Ninni olarak! Onun için “gerçekçi” diyorlar, ama kesinlikle değil. Gerçeklerin dışında yaşıyor ve sürekli düş görüyor. Direksiyon başında uyuyan bir TIR şoförüne benziyor.

Bugün 2008 yılında yayınlanan üç “Fetullah” yazısı okuyacaksınız. R.T.E. ile bu yazıların ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz. Olmaz olur mu? Bu yazıları AKP’nin izleme elemenlerı altını çizerek okuyup rapor veriyorlardı. Hürriyet gazetesinden neden atıldığımı sanıyorsunuz?

Özdemir İnce

23 Ağustos 2016

***

BİR FETHULLAH GÜLEN YARATMAK

Fethullah Gülen talebanından, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın “Anlama Gayreti” başlıklı iki yazısını (Zaman, 14-15.02.08) okuyunca, Fethullah Gülen hareketinin ürettiği insanların “Yeni Bir Fethullah Gülen” yaratmaya giriştiklerini fark ettim.

ABD ve İngiltere’de akademik muhitlerde düzenlenen, CIA’in “adam yaratmak” modeline uygun çalışmaları da bu bağlamda değerlendiriyorum.  Sözünü ettiğim CIA modelini anlamak için  Frances Stonor Saunders’in “Parayı Verdi Düdüğü Çaldı” (Doğan Kitap) [i] adlı müthiş kitabını okuyabilirsiniz.

Fethullah Gülen cemaatinin okuttuğu, adam ettiği, bir yerlere getirdiği insanlar, yazarlar, gazete  yönetici ve yazıcıları, akademisyenler, şimdi, Fethullah Gülen Hocaefendi için gayet kullanışlı bir evrensel  düşünür ve önder imgesi yaratmaya, inşa etmeye çalışıyorlar.

Bu yazımda bana gelen özel mektup ve mesajlardan, Fethullah Gülen aleyhinde olduğu iddia edilen belgesel yazı ve tanıklık kitaplarından, Hocaefendi’nin yaptığı konuşmalardan, ABD’ye kaçmasına yol açan televizyon haber ve programlarından kesinlikle yararlanmayacağım. Elimin altında, cemaatten olduğunu tahmin ettiğim, Utah Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü öğretim üyesi  Hakan Yavuz’un 2003 yılında Oxford University Press tarafından yayınlanan “This Translation of Islamic Political Identity in Turkey” adlı kitabının Türkçeye çevirisi olan “Modernleşen Müslümanlar” (Kitap Yayınevi) adlı kitabı var. Bu kitaptan alıntılar yapacağım. Yazar, “Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş ve AK Parti”yi incelerken, Fethullah Gülen cemaatini Yeni-Nurcu Hareketi adıyla taktis etmektedir. Bu kitaptan birkaç ay önce de söz etmiştim. Şimdi gelelim alıntılara:

“1983 yılından sonra, en önemli değişim, eğitim alanında gerçekleşti. Eğitim sisteminin özelleştirilmesi, bu sistemi rekabete açtı ve hareket daha iyi bir eğitim sistemi kurma gereksinimine ve arzusuna yatırım yaptı.” (S.248)

“Gülen hareketi, nasıl yaşamalıyız ve nasıl yaşamamız gerektiği mevzuunda nasıl düşünmeliyiz gibi konulara, kamuoyu oluşturulması sürecinin içine ‘dini’ taşıma çabası gösterdi.” (S.249)

“Hareket yükselen yeni Anadolu-Müslüman burjuvazisiyle sembiyotik bir ilişki kurmayı başarmış ve bu burjuvazinin kaynaklarını Kemalist-laik düzende siyasal ve kültürel üstünlük iddiasında bulunanların varsayımlarına meydan okumak için kullanmıştır.” (S.250)

“Dünyayı İslam ahlâkı bağlamında şekillendirme amacını taşıyan ‘aktivist dindarlığın’ oluşumu, yeni-Nur hareketinin özüdür….Gülen öncülüğündeki harekette, hizmet, himmet ve ihlas gibi Türk-İslam kültürünün içsel itici güçleri toplumu İslam ahlakı ideallerine göre şekillendirmek için kullanılmaktadır….Cemaatin misyonu, verili bir toplumda sosyal ve kültürel eylem matrisi oluşturmak için, İslamın mesajını anlamak, tartışmak ve taşımaktır.”(S.253)

Gülen hareketi bireyleri değil toplumun tamamını yeniden İslamlaştırmak, Nurculuk paftasına göre biçimlendirmek, topluma dini bir kefen biçmeyi amaçlamaktadır. Fethullahçılık, Anayasa’nın değişmez hükümlerini değiştirmeyi amaçlamaktadır. Böyle bir amacı yoksa bütün yaptıklarını neden yapmaktadır ? Bütün örgütlü dinsel hareketler tehlikeli ve yıkıcıdır.

(Hürrriyet, 27 Şubat 2008)

***

FETHULLAH GÜLEN İSKANDİNAVYA’DA

Geçenlerde DHA Stockholm muhabiri Tandoğan Uysal ile konuşuyorduk. O anlattı :

Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Zaman grubu İskandinavya’da büyük bir atak başlatmış. Stockholm’de kısa bir süre önce Türk öğrencilere derslerinde yardımcı olmak için 2 dershane açan grup, Zaman gazetesini  1 Mart 2008 tarihinden itibaren günlük olarak yayınlayacakmış. Günlük yayın öncesinde, Stockholm’de çok modern  bir gazete binasını  törenle hizmete açmışlar. Türkiye’nin Stockholm Büyükelçisi Necip Egüz de davete katılarak yaptığı konuşmada, Zaman grubunu bu atılımından dolayı kutlamış.…

Söylentiye göre, Zaman gazetesi  İsveç’teki Türklere bedava dağıtılacakmış. Bu arada İsveç’teki Türk çocuklarının Türkçe anadil sıkıntısını gidermek için yıllardır Türkiye’den Türkçe öğretmen getirmesi düşüncesi bir türlü yaşama geçirilemezken, Fethullah Gülen’in Stockholm’deki okullarında Türkiye’den getirilen 10 uzman öğretmen göreve başlamış…

Hakan Yavuz, salı günü adını verdiğim kitabında (“Modernleşen Müslümanlar”) Yeni-Nur (Fethullahcılık) hareketini üç aşamada inceliyor (S.245-278). Dördüncüsünü ben ekleyeceğim:

1.Dinsel cemaat inşa etme dönemi (1966-1983);

2.Kamusal alanın genişlediği ve dinsel cemaatin sınırlarının gevşetildiği dönem (1983-1997); 3.Baskı ve zorunlu liberalleşme paradoksu dönemi (1997-2002);

4.Bir el yağda bir el balda dönemi (2002 sonrası).

Salı günkü yazımda da söyledim, bir dinsel cemaat hareketinin siyasal rejimi etkilemek  ve değiştirmek gibi bir niyeti yoksa eğitim ve öğretimde, ekonominin bütün alanlarında, medyada, yazın dünyasında, üniversitelerde ve devlet kadrolarında neden örgütlensin ? Böyle bir niyeti olmasa bile örgütlendikten sonra ortaya çıkar bu ! Hazırlanan “Altın Nesil”, Fethullahçı İslami anlayışa göre yeniden biçilip-dikilecek toplumun yönetici kadrolarını oluşturmayacak mı ?

Başbakan istediği kadar “Bir din devletiniz peşinde değiliz, böyle bir gayretimiz yok!” desin kendisini iktidara getiren güçlerin (Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş, Fethullahçılar) böyle bir amacı var. AKP ve onu destekleyen güçler şu anda laik devleti kötürümleştirme operasyonunu yapmakta. Operasyon tamamlandığı zaman bu güçlerin kendi aralarında bir çekişme ve iç savaş başlayacak. Bu iç savaş kansız da olabilir, Filistin’deki gibi kanlı da olabilir.

Bu gelecekten kurtulabilmemizin tek bir olanağı var: Laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, cumhuriyet devletinin yıkılmaması.

Başbakan’ın içtenliğine inanmamızın en önemli koşullarından biri, imam-hatip okullarının, 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun gösterdiği doğrultuda yeniden örgütlenmesi. Türban fesadı sanıldığı kadar önemli değil, yaranın  gözü İHL’lerde. Liberal Demokrat olduğunu iddia edenler, bu yazımı çok dikkatli okusunlar. Bireysel özgürlük falan diyerek türbana arka çıktılar ama  İHL’nin  özgürlüklerle hiçbir ilişkisi yok. “Türkiye şeriat esaslarına göre yönetilen ülke olamaz, bunun tarihsel ve toplumsal koşulları yok!” diyenler ile “Yahu askerler nasıl olsa müsaade etmez!” diye avunanlara Melih Pekdemir’in çok güzel bir cevabı var : “Şeriat, selamünaleyküm ben geldim, demez !” (Birgün, 18.02.08)  Ben de yıllardır, aylardır, iki gündür bunu ve bunun nasıl olduğunu, olacağını anlatıyorum zaten !

(Hürriyet,29 Şubat 2008)

***

FETHULLAH OKULLARI VE PRİNCETON ÜNİVERSİTESİ, VS…

 Hikmet Çetinkaya’nın “Hakan Yavuz Neden Korkuyor ?” yazısı (Cumhuriyet, 17.05.08) bugünkü yazımla ilgili olarak imdadıma yetişti. Hikmet Çetinkaya,  Utah Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Hakan Yavuz’un Reuters Ajansı muhabirine söylediklerini aktarıyor:

“Bu bir siyasi hareket… Her zaman öyle oldu. İktidarın çok önemli olduğunu düşünüyorlar. Türkiye’yi ilerde dindar dünyanın merkezine dönüştürecek ve ülkeyi İslamlaştıracak elit bir sınıf yetiştirmek istiyorlar. Bu şu anda ülkedeki en güçlü hareket. Medyada, Eğitim Bakanlığı’nda ve polis teşkilatı içinde güçlüler. Bugün geldikleri nokta beni korkutuyor. Toplumda onların karşısında denge yaratacak başka bir hareket yok” diyor Hakan Yavuz.

Hakan Yavuz herhangi biri değil. İslamcılık ve  tarikatlar konusunda uzmanlaşmış bir akademisyen. Önceki aylarda “Modernleşen Müslümanlar” (Kitap Yayınevi) adlı kitabından söz etmiş ve kendisinin “Fethullaşcı” olabileceğini yazmıştım. Demek ki bizler gibi o da Fethullahçı hareketin gerçek amaçlarını görmeye başlamış ve korkmuş.

Hakan Yavuz bu yazım için bana tanıklık edecek.

Star gazetesi yazarlarından Mustafa Akyol, Türkiye ve dünyadakı sayısız Fethullah okullarını savunmak için “Türk okullarının Türk düşmanları”  (Star, 14.05.08) başlıklı bir yazı yazmış. Aklı sıra “Türk” sıfatının rantını yiyecek. Yazarın bildirdiğine göre dünyanın 91 ülkesinde 300’den fazla okul varmış. Bu ülkelerdeki okullarla ilgili olarak Fethullah Gülen’in eski sağ kolu Nurettin Veren “CIA’nın casus üstleri haline” geldiklerini söylüyor. (Merdan Yanardağ, Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası : Türkiye Nasıl Kuşatıldı ? Siyah Beyaz Yayınları, S.85) Adını verdiğim kitabın 7.baskısı halen kitapçılarda satılmakta. Demek ki bir şikayet sonucu yasaklanmamış. Bu bir !

İkincisini yukarıda Hakan Yavuz’dan aktardım. Lütfen bir kez daha okuyun. Demek ki Fethullah okulları bir “Türk” okulu değil yurtiçinde Fethullahcı-İslamcı, yurt dışında CIA’nın kontrol ettiği okullar. Bu okulları Türk  saymak ve onlara “düşman” olmamak mümkün mü ?

Yazıda beni güldüren bir iddia var : ABD’deki Princeton Üniversite’sinin sloganı Latince “Dei Sub numine viget” (“Tanrının kudreti altında yükselir” ) imiş. Türkiye’de böyle bir  cümle yazılsa, yazanın canına okurlarmış.

Princeton 1746 yılında kurulmuş bir vakıf üniversitesi. 1746 yılında Osmanlı başkentinde bir üniversite kurulsaydı ve kapının üzerinde “Yüce Allah’ın inayeti ile” yazsaydı, bugün yerinde duruyor olmaz mıydı ? Osmanlı kendi Princeton’ını, Sorbonne’unu, Oxford’unu, Harvard’ını kursaydı, Ankara’daki Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde olduğu gibi  alnaçlarına “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” mi yazacaktı ?

Sorun dindarlar-mindarlar değil ! Türkiye’nin en önemli sorunu başta Fethullahçılık olmak üzere ülkenin yönetim ve ekonomisine egemen olmak ve devlet rejimini değiştirmek isteyen tarikatlar !  Fethullah talebesi[ii] Prof.Dr.Hakan Yavuz bile korkmaya başladığına göre, Fethullah tarikatı ve okulları Türkiye Cumhuriyet’in korkulacak düşmanlarıdır !

(Hürriyet, 30 Mayıs 2008)

 

[i] Yeni basım: İmge yayınevi.

[ii] Hakan Yavuz bu yazılardan sonra benimle temasa geçti ve Fethullahçılıkla ilişkisi olmadığını bildirdi. Bu konuyu önümüzdeki günlerde yayınlayacağım yazılarda okuyacaksınız.

NE DEMOKRASİ NE ŞEHİTLER, BAŞYÜCE GÜZELLEMESİ !..

Bu yazıya başlamak için kaç gündür kıvranıp duruyorum. Başlayamıyorum, çünkü her şey anormal, her şey kural dışı. İlham vermesi için, “Stavrogin[i] inandığı zaman inandığına, inanmadığı zaman inanmadığına inanmazdı” diye yazıyorum ama nafile! “Stavrogin” ruhsal bunalımlar yaşayan, kendi eylemleriyle çelişen felsefi bir problem. Karşımdaki kitlenin de darbe müteşebbislerinin de böyle bir “kıvranan” kişiliği yok. İkisi de kalıba dökülmüş beton gibi. Ne ruhu ne de aklı var. İki taraf da “mankurt”! Yani AKP tarikatı da, Fethullah cemaati de…

Buradan iş çıkmayınca, bir başka yazımı  yardıma çağırıyorum: “Rönesans dönemi yazarlarından François Rabelais’in ‘Pantagruel’ adlı ölümsüz bir yapıtı vardır. Kitap birçok bakımdan ünlü ve ölümsüzdür. Bunlardan biri de ‘Panurge’ün koyunları’ adlı kıssalı öyküdür. Milan Kundera, çevirisi bendeniz tarafından yapılan “Saptırılmış Vasiyetler”de (Can Yayınları) bir mizahî durumu açıklarken bu ibretlik öyküyü ele alır:  Pantagruel’in gemisi açık denizde koyun yüklü bir şileple karşılaşır; gözlüğü başlığına takılı Panurge’ü gören bir celep zıpırlık edip ona boynuzlu muamelesi yapabileceğini sanır. Panurge hemen öcünü alır: Heriften bir koyun satın alıp denize atar; bunu gören öteki koyunlar koyunluk edip hepsi birden denize atlarlar. Tüccarlar şaşırırlar, kimini postundan kimini boynuzlarından yakalayayım derken kendileri de cumburlop denizi boylarlar.  Farkında mısınız, AKP ve Başbakan uzun yıllardır, Türkiye’de kamuoyuna ve siyasete, ‘Panurge’ün Koyunu’ muamelesi yapıyorlar. Sıkışınca, sürüden bir koyup alıp denize atıyorlar. Ardından bütün koyunlar cumburlop denize. Bu oyunu oynamak için Rabelais’in kitabını bilmeye gerek yok. Her yıl, ortada bir neden yokken uçurumdan aşağı atlayıp telef olan koyun sürüsü öyküleri okuruz, duyarız. Bunlar da Panurge’ün koyunlarıdır.”[ii]

Buradan da bir şey çıkmalı: “Sen bunları nasıl yaratabildin Türkiye?” diye sorabildim ancak. “Bunlar” sadece Fethullahçılar değil, AKP tarikatı değil, 14 yıldır AKP’nin oynadığı kaba oyunları yutanlar: demokrasi getirecek diye Panurge’ün koyunları gibi kendilerini deryaya atanlar; şimdi “AKP bizi aldattı” diye sızalananlar! AKP’yi de sonuncusu Fethullah olmak üzere herkes aldatmış… Adamın biri, evlendiği hatun bakire çıkmayınca kayınpederine şikayete gidiyor. Adam damadı dinledikten sonra ‘Bunun anası da böyleydi, kim yapiyi bunları’ diye yakınıyor. Bre kim kandırıyor bunları?

15 temmuz gecesi sokağa dökülen halk güya “demokrasi”yi savunmak için ölümü göze alıp meydanlara fırlamış. 15 Temmuz gecesi Türkiye’de hangi demokrasi vardı?  Yeni bir tür olarak Diktatoryal Demokrasi mi? Bu demokrasi aşıkları, anayasanın, yasaların, insan haklarının, ifade ve basın özgürlüğünün, “Demokrasi” adlı dilberin ırzına geçilirken neredeydi?

Yeni Kapı meydanına yığılan insanlar güya “Demokrasi”yi savunmak için, “Şehitleri anmak”, “Şehitlere saygı sunmak” için yığılmış! Bunu benim 40 yıllık sakalıma anlatsınlar. Rabia işareti yapanlar mı, günlerdir memleketin düzlüklerince tekbir getirenler mi demokrasi meftunu? Alanlarda göbek atıp Başyüce totemine şehvetle tapanlar mı şehitlere saygı duyuyor? Hadi canım sen de! Hayatım boyunca Panuge’ün koyunu olmadım!

Yeşil domates rengi kızararak olgunlaşır ama bir Cumhuriyet düşmanı asla demokrat olamaz. Bizde “Cumhuriyet” demek “Cumhuriyet Devrimleri” demektir, “Tevhid-i Tedrisat” demektir, laik düzen demektir. AKP, bu denek (mihenk) taşlarına vurulunca 24 ayar altın çıkmaz, kalp bakır çıkar! 15 Temmuz gecesi alanlara çıkan AKP’liler, İslamcılar, türlü türlü tarikatçılar Devrimci Cumhuriyet’in temsil ettiği demokrasiyi savunmak için yekinmediler, başlayan irtica inşaatını tamamlamak, Başyücelik  diktatoryasını korumak için sokağa döküldüler. Demokrasiyi İslama aykırı bulan, batıl sayan Cübbeli Ahmet Efendi’nin demokrasi meydanında ne işi var, Genel Kurmay Başkanı bu yaratıkla ne hakla el sıkışır? Bu nasıl bir Cumhuriyet subayı?

Siyasal partiler “Birlik ve Beraberlik” için uzlaşacakmış! AKP ve Başyüce için bir tek “uzlaşma” vardır: Başyüce ve AKP’ye tam itaat ve biat! Birlik ve beraberlik, demokratik uzlaşma isteyenler  CHP’nin 12 Madde’sine gözü kapalı imza atarlar. AKP bu 12 Madde’yi hemen uygulamaya başlamazsa, Yeni Kapı’da toplanan kalabalık çok geçmeden dinbaz faşizmle buluşur!

Yeğenim beri bak! Yedi göbek sülalesinden itibaren cumhuriyet ve çağdaşlaşma düşmanı olan AKP’ye ve onun Başyüce’sine, bağlı eşeğini güveniyorsan, o senin bileceğin iş, ben o kadar hırt değilim. Anlaşıldı mı? OHAL durumunu devletin yapısını değiştirmek için kullanan AKP’nin FETÖ-PDY’den bir milim farkı yoktur!

Yeğenim, bir beri bak hele! AKP ve Başyüce, abdest alıp Cumhuriyet ve devrimlerine biat ve itaat etmedikçe ya da halkın oylarıyla yeryüzünden silinmedikçe bu ülkenin demokrasiye kavuşmasına olanak yoktur. İmam-Hatip okulları yasal sınırlarına çekilmedikçe, okullarımız yüzde yüz laikleşmeden Türkiye’nin adam olup demokratikleşmesine o-la-nak yok-tur!

Özdemir İnce

11 Ağustos 2016

 

[i] Fyodor Mihayloviç Dostoyevski‘nin 1872 yılında yayımlanmış, Türkçeye  Cinler (Ecinniler) adıyla da tercüme romanının ana karakteri. Çelişkiler, bunalımlar ve vicdan azabı içindeki Stavrogin anlaşılması oldukça zor bir karakterdir

[ii] “Anayasadan Önce”, Hürriyet, 9 Ekim 2011

NE DEMOKRASİ NE ŞEHİTLER, BAŞYÜCE GÜZELLEMESİ !…

NE DEMOKRASİ NE ŞEHİTLER, BAŞYÜCE GÜZELLEMESİ !…

Bu yazıya başlamak için kaç gündür kıvranıp duruyorum. Başlayamıyorum, çünkü her şey anormal, her şey kural dışı. İlham vermesi için, “Stavrogin[i] inandığı zaman inandığına, inanmadığı zaman inanmadığına inanmazdı” diye yazıyorum ama nafile! “Stavrogin” ruhsal bunalımlar yaşayan, kendi eylemleriyle çelişen felsefi bir problem. Karşımdaki kitlenin de darbe müteşebbislerinin de böyle bir “kıvranan” kişiliği yok. İkisi de kalıba dökülmüş beton gibi. Ne ruhu ne de aklı var. İki taraf da “mankurt”! Yani AKP tarikatı da, Fethullah cemaati de… Okumaya devam et

FETHULLAH HOCA’NIN İLİM VE TEFEKKÜR ÂLEMİ (!)

Bu yazılar Fethullahçı üniversite öğretim üyelerine; Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay üyelerine; milletvekillerine; savcılara, yargıçlara, doktorlara, mühendislere, avukatlara, öğretmenlere; üstsubay (general, amiral), subay ve assubaylara; şair, yazar ve gazetecilere; Fethullah Gülen’le çok uzun süre ortaklık yapan Abdullah Gül ile R.T.Erdoğan’a; AKP hükümetlerine ve Fethullah Gülen’in peşinden giden öteki idraksizlere, (Türkiye’ye ve Anayasa’ya karşı işledikleri suçları tarih defterine kaydetmek  için), ithaf edilmiştir!
Okumaya devam et