21 MART DÜNYA ŞİİR GÜNÜ KONUŞMASI

21 Mart, önemli bir gün : Irk Ayrımıyla Savaş Günü, Nevruz, Orman Haftası, Gece ve gündüzün eşitlendiği gün ve Dünya Şiir Günü! Birkaç yıldır gelenek oldu : Dünya Yazarlar Örgütü PEN’in Türkiye Merkezi her yıl bir şaire PEN Şiir Ödülü veriyor. Bu ödülü alan şair 21 Mart günü bir bildiri yayımlıyor. 2010 yılının bildirisini, verilen ödül gereği ben yazdım:
***
New York’un Brooklyn Köprüsünde dilenen bir kör dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin göğsünde taşıdığı ve sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.” Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci :
“Bayım size nasıl teşekkür etsem azdır. Şimdi günde on-on beş kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız ?” demiş.
“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelanızda ‘Doğuştan Kör’ yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.”
Şiirin, söz sanatının gücünü anlatmak için, öylesine çok kullandım ki bu sözleri, sonunda sanki benim oldu. Okurlar artık Roger Caillois’nın adını unutup buluşun bana ait olduğunu sanıyorlar. Ancak, ben, şiirin söz gücüne ağırlık verirken, olgunun bir başka yönünü unutmuşum : “Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim” cümlesi tersine bir etki yapıp kör dilenciyi iki dolarından da edebilirdi. Demek ki şiirin şiir olması için algılanması, alımlanması da gerekir. Bu da mümkün. Ama bu ilişki de tehlikeli. Ya alımlayıcı şiiri algılayacak düzeyde değilse. Bu da çok olası. Özellikle yeni ve yol açıcı şiir için.
Uzun süredir, yazdıklarımın alımlanması artık hemen hemen ilgilendirmiyor beni. Bu nedenle şiir sanatının övgüsünü yapmayacağım, şairin ve şiirin gücünü öne çıkartmayacağım.
Şiirlerimi soyut ve yaşsız bir okur (sadece “bir” okur) için yazdığımı anlamış bulunuyorum. Şairlerin Tekel Emekçilerinin eylemi için şiir yazmaya teşvik eden benim gibi birinin onu sorumluluklarından soyundurduğum ve çelişkiye düştüğüm sanılmasın sakın. Ben şairlerin şiirlerini o biricik ve anonim okur için yazmalarını istedim. Tekel işçilerinin eylemi sadece yaralayıcı, acıtıcı bir izlek !
Bugünlerde yayımlanması gereken Toplu Şiirler’imin birinci cildinin önsözü şöyle bitiyor :
“Size içtenlikle bir şey söyleyeceğim : Şiirlerimin, kuramsal yazılarımın, denemelerimin, çevirilerimin ve gazete yazılarımın ölümümden sonra başlarına gelecekler hiç ilgilendirmiyor beni. Unutulurlar mı, unutulmazlar mı, yaşarlar mı, yaşamazlar mı ? Bunlar hiç ilgilendirmiyor beni. Ben onları yazarak kendime bir hayat kurdum ve bu hayatta mutlu oldum. Belki başkalarını da biraz mutlu etmişimdir. Olabilir !”
Şairin şiiri hiçbir zaman ısmarlanmamıştır : Ne zamanı vardır ne de mekânı. Ama bu nedenle hem zamanı vardır, hem de mekânı. Bir gün terekesi açılır, borcu ve alacağı ölçülür. Ama şairin ne borcu vardır, ne de alacağı. Habersiz gelir, habersiz gider.