26 AĞUSTOS 1922

Adımın milliyetçi ya da ulusalcıya çıkmasını göze alarak 16 Ağustos 1922’nin ne anlama geldiğini açıklayacağım: Yunan’ın bir töre cinayeti yüzünden Anadolu’yu işgal etmesi üzerine çıkan mahalle kavgasının son evresi 26 Ağustos 1922 günü Afyonkarahisar Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz ile açılmış ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in Yunan işgalinden kurtarılmasıyla sona ermiştir. Bu süreç içinde 30 Ağustos tarihinin önemli bir yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa savaşı bizzat yönettiği için Dumlupınar Meydan Muharebesi aynı zamanda Başkumandanlık Meydan Muharebesi olarak da anılır.
***
Demek ki Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yapılmış. Serap değilmiş ! Hatır için kabul ediyorlar bu tarih metnini. Ediyorlar ama Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist bir niteliği olmadığını öne sürüyorlar. Hep yokuşa sürüyorlar.
Emperyalizm imparatorluk kurmayı hedefleyen bir fetih politikası stratejisidir. Bu terim bazen özel olarak neo-kolonyalizm için de kullanılabilir. Buna göre, bir devlet ve ulusun bir başka ulus ve devleti egemenliği altına alması emperyalizmdir.
Emperyalizm ile neo-kolonyalizmi birbirine karıştırmamak gerekir: Kolonyalizm (sömürgecilik) gerçekte bir toprak fethi, işgali anlamına gelir ama emperyalizmin toprak işgalinin ötesinde bir anlam içerir. Kültürel, siyasal ve ekonomik emperyalizmler de vardır.
***
Demek oluyor ki ortada bir Sèvres Antlaşması ve Sèvres’in çizdiği bölüşüm haritası da olmasaydı, savaş bir karı-kız davasından çıkmış olsaydı bile, Anadolu’nun işgali kolonyalist ve emperyalist nitelik taşımaktaydı. O halde emperyalist nitelikli bir işgale karşı yapılan savaşa da kuşkusuz kibarlık icabı antiemperyalist savaş demek gerekir.
Bu hezeyanların hepsini geçelim. İki küçük aşiret arasında bir futbol topu yüzünden çıkan bu savaş dünyada nasıl yorumlanmıştır biz ona bakalım. Dün sözünü ettiğim “Paris 1919” adlı kitap son derece önemli. Bugün o kitap kadar önemli bir kitaptan alıntılar yapacağım. Halil İnalcık’ın Kırmızı Yayınevi tarafından yayınlanan “Atatürk ve Demokratik Türkiye”.
***
“1920 yazında Yunanların Ankara’yı almak ve milli hükümeti ortadan kaldırmak için giriştikleri genel saldırı karşısında Mustafa Kemal Asya memleketlerini emperyalizme karşı ortak mücadeleye çağırmıştı (8 Eylül beyannamesi). Hindistan-Türkiye ilişkilerini bu dönemde ayrıntılarıyla araştıran tarihçi M.Sâdık’a göre, ‘Türk devrim hareketi, Hindistan’da milli bilinçlenmenin başlangıcını gösterir’. Sâdık, İngiltere’ye karşı Türk ve Hind bağımsızlık mücadelesinin sıkı ilişkisini belirterek der ki: ‘Türk bağımsızlık hareketine Hintliler tabii ve içten ilgi gösterdiler….//… Öte yandan Mustafa Kemal devrimi, yalnız Müslümanlar için değil, Hindu aydınları için de ilham kaynağı olmuştur. Sâdık’a göre, ‘Türk devriminin kolonyalizm karşıtı hareketi kadar, dini taassuba karşı tutumu da Hint özgürlük hareketine, özellikle Hint aydınlarının milli, seküler ve ilerici fikirlerine ilham kaynağı olmuştur.” (S.25-26)
Kitabın daha sonraki sayfalarında Türk anti-emperyalist, anti-kolonyalist mücadelesinin Afganistan, İran ve Afrika üzerindeki etkilerini okuyabilirsiniz.
Küçük bir mahalle kavgası ile dünyayı bu kadar etkilemişiz, hele bir de gerçekten anti-kolonyalist, anti-emperyalist bir savaş yapsaymışız ?!