27 MAYIS VE AHMET HAMDİ TANPINAR

Magazin edebiyatı öldürüyor, derisini yüzüyor, bedenini ve ruhunu kıyma makinesinden geçiriyor. Edebiyat düşüncesinden yoksun magazinciler sanki tasarlayarak cinayet işliyor.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlük not defterlerinden (21.4.1953-11.1.1962) oluşan “Tanpınar’la Başbaşa” (Dergâh Yayınları) yayınlandı. Tıkanarak, zorla okudum. Günlük notlar olmasaydı kesinlikle yarıda bırakırdım. Kimileri gibi bir “Tanpınar hayranı” olmadığım için okuduklarım beni hayal kırıklığına uğratmadı. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” yazarının kendi özel hayatını ve özellikle de sanat ve düşünce hayatını çağına ayarlayamadığını çoktan öğrenmiştim. Yazılarından ve şiir örneklerinden öğrendiğim kadarıyla estetik zevklerinin ve sanat anlayışının 19 yüzyıldan kurtulup 20.yüzyıla geçemediğini de biliyordum. Benim için önemli bir şair değil(di).
***
Bu yazdıklarım, eleştirel deneme kitaplarımı okuyanlar için yeni bir şey değil. Tanpınar, günlüklerinde edebiyatı ve gündelik siyaseti ilgilendiren birçok satırlar yazmış. Parasızlıktan, sevgisizlikten, kendi sevgisizliğinden, kıskançlıklardan söz ediyor, en yakın arkadaşlarını yerle bir ediyor.
Magazin bunların hiçbiriyle ilgilenmiyor. Sadece harflerle işaret ettiği kadınların gerçek kimliklerini merak etmiyor. Bütün ilgisini, onun Demokrat Parti ve Adnan Menderes eleştirisine yöneltiyor. Tanpınar, Yassıada davalarıyla ilgili olarak yazdıklarını aktaracağım. Bu davalarda Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idama mahkum olmuşlardı. 15 Eylül 1961 tarihinde Ahmet Hamdi Tanpınar 61 yaşındaydı, ben 25’e girmiştim.
***
“15 Ağustos [Eylül 1961] gece. Dava bitti. Mahkûm oldular. Büyük bir geçidi atladık. Fakat orta yerde henüz halledilecek bir yığın mesele var. Çoktan beri adalet elinde olduklarını bildiğim için hiçbir kinim kalmamıştı. İdam cezalarını yani adaletin o kadar beklediğim haklı tecellisini yazık ki bu yüzden sevinçle karşılayamadım. Sadece hak verdim. Aksi olsa belki üzülürdüm. Fakat ölümleri, cezaları neye yarar ? Hangi zararımı telafi eder. Soğuk adalet beni tatmin eden şey değil. İbret olabileceğine de inanmıyorum. Çünkü insanlık altı bin senedir ceza veriyor ve hiçbir şeye yaramıyor. Türkiye’nin iktisadî vaziyeti, içinde yuvarlandığımız buhran bizim için meselelerin hallini âdeta imkânsızlaştırmış gibi. Ne ile ve nasıl, hangi sermaye, hangi müdehhar servetle kalkınacağız ? Bu adamların yaptığı fenalık işte burada.” (S.322)
***
Tanpınar’ın yazdıklarının şaşırtıcı hiçbir yanı yok. 15 Eylül 1961 günü Türkiye nüfusunun büyük bir çoğunluğu onun gibi düşünüyordu. Ama nüfusun tamamına yakını üçlünün idam edilmesine karşıydı. Benim tuhafıma giden, aradan geçen 47 yıla karşın Tanpınar’ın düşüncelerini kınayarak değerlendirmeleri, ama Adnan Menderes ve partisini ne bugünün ne de 45 yıl öncesinin ölçülerine göre değerlendirmeye yanaşmamaları. Bu yaptıklarına da nesnel tarihçilik (!) diyorlar.
Çünkü günümüzde Adnan Menderes ve DP, başta Nurculuk olmak üzere bütün tarikatların koruyucu kanatları altındadır. Cumhuriyet karşıtı varlıklarını ona borçludurlar !