3 MART 1924

3 Mart 1924 günü Cumhuriyet tarihimiz için son derece önemlidir. O gün üç önemli devrim yasası kabul edildi TBMM’de : Şeriye ve Evkaf Vekaleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaletini kaldıran 429 numaralı kanun, Tevhid-i Tedrisat’a ait 430 numaralı kanun (Öğrenim Birliği Yasası), Hilafetin kaldırılmasını ve Osmanoğulları hanedanının yurt dışına çıkartılmasını öngören 431 sayılı kanun.
***
Kullandığım takvime göre, bugün “Dünya Laiklik Günü” (World Secularism Day). Bence laiklik ile seküralizm aynı anlama gelmez ama neyse, şimdi kavga çıkarmanın bir alemi yok. Dün hilafet kaldırıldı, Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırıldı, Tevhid-i Tedrisat yasası çıkartıldı. Bugün, özellikle, “Türkiye’nin Laiklik Günü”. Çünkü söz konusu üç yasa çıkartılmasaydı laikliğin kapısı açıl(a)mazdı.
Gerçekten “Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” özümsemiş bir hükümetin ve TBMM’nin her 3 ya da 4 mart günü özel toplantılar düzenlemesi gerekir(di).
***
Geçen pazar günü çok değer verdiğim bir arkadaşımla ailecek yemek yiyorduk. Bana, aslında benim türbana karşı olmamam gerektiğini söyledi. “Senin gibi, ‘Demokrasi = Özgürlük + Eşitlik + Kardeşlik’ şiarının savunucusu olan birinin türban yasağının karşısında olması lazım…” dedi. Ben de öyle düşünüyorum. “Aslında” türbana karşı değilim. Peki neden karşı olduğumu kanıtlayabilecek bir tutum ve davranış içindeyim. Bakın bir şey söyleyeyim ve bir kenara yazın : Türban gerçekten laik ve demokratik bir toplumda dinsel-siyasal bir simge olarak tehlikeli olmayabilir. Toplumun laik-demokratik niteliğinin gücü ile dinsel-siyasal simge olarak simgenin temsil ettiği tehlike ters orantılıdır. Laik demokrasinin güçsüzleştiği oranda türbanın temsil ettiği tehlike artar. Hele türban siyasal İslam ile özdeşleşmiş ise…
***
Son iki hafta içinde tanık olduğumuz çıkarcılık örnekleri midemi bulandırıyor: Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliğini TSK’nın kara harekatına denk düşürerek imzalaması, YÖK Başkanı’nın üniversitelere gönderdiği “Türbanlı öğrencileri okula alın!” talimat-mektubu ve yaptığı yasa dışı işgüzarlıklar, özellikle hastane, resmi daireler ve ilköğretim okullarında görülen korsan türban uygulamaları, midemi bulandırıyor. Yasal dayanakları olmaksızın böylesine şımarıp saldırganlaşan kitle, ellerinde ve arkalarında yasal bir dayanak olsa kimbilir nasıl zorbalaşacaklar.Bunları görmemek için insanın liberal falan değil sadece budala olmaması gerekiyor.
Türban konusunda benim kırmızı çizgim belli, bir kez daha ilan ediyorum : Türbanın karşısından çekilmem için bir tek koşulum var : İmam-hatip okullarının, 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na uygun olarak yeniden organize edilmesi…
***
Maç anlatıcıları için not : Avrupa dillerinde “H” harfini (sesini) okutmak için önüne “K” harfi konur. Örnek: “Khalid” yazılır ve “Halid” okunur. Ama bizimkiler “Kalid” diyorlar. “Khalil”e de hiç düşünmeden “Kalil” diyebilirler. Beşiktaşlı basketbolcunun adı “Kalid El Amin” değil “Halid El Amin”.