3.POLİTİK BİLİNÇ HURAFE DEĞİLDİR

AKP’nin hala birinci parti olmasını anlamayan yazar arkadaşlara ve araştırmacılara vakit geçirmeden bir yazarı okumalarını tavsiye edeceğim : Samir Amin. Bildiğim kadarıyla Samir Amir’in Türkçeye çevrilmiş altı kitabı var. Samir Amir’in kitaplarını sadece yazarlara ve araştırmacılara değil, sosyologlara ve tarihçilere de tavsiye edeceğim.
Samir Amin, 1931 yılında Kahire’de doğdu. Portsait Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Fransa’da sosyal bilimler, ekonomi ve istatistik okudu. Paris, Poitiers ve Dakar üniversitelerinde ekonomi öğretiyor. Üçüncü Dünya Forumu yöneticisi. Kalkınma ekonomi politiği alanında çağımızın önde gelen bilim adamlarından biri. Hukuk, sivil toplum, sosyalizm, sömürgecilik ve kalkınma, Afrika, Arap ve İslam dünyası konularında çok önemli yapıtları var. Elliye yakın kitabından altısı Türkçeye çevirildi. Daha doğrusu bende altı tane Türkçe kitabı var.
***
Hürriyet gazetesinde, sol ve seçmenin sola oy vermemesi üzerine iki-üç kez dizi yazı yazdım. Bunlardan birine Çağdaş Gazeteciler Derneği ödül bile verdi.
Son günlerde yapılan halkoyu yoklamaları üzerine, “AKP neden oy kaybetmiyor ?” sorusuyla aynı sorun tekrar gündeme geldi. Sorunu yorumlayanlar AKP ve seçmen gerçeğini unutup muhalefetin başarısızlığına bağlıyorlar sorunu. Ve “CHP seçmene umut vermiyor” diyorlar. Şimdiye kadar hiç kimse, Salı ve Çarşamba günkü yazılarımda açıkladığım tarzda bakmadı manzaraya. Şimdi bir kez de Samir Amin’e başvurarak sorunu açıklamaya çalışacağım.
***
Samir Amin, “Modernite, Demokrasi ve Din” (Özgür Üniversite Yayınları) adlı kitabında (S.57-62) toplumsal içerikten yoksun Amerikan devrimini ve Amerikan ideolojisini ele alır. Ve şu gözlemde bulunur : “ABD’de işçi partisi yoktu, hiçbir zaman da olmadı. Cemaatçi ideolojinin işçi sınıfının sosyalist ideolojisinin boşluğunu doldurması mümkün değildi. En radikalleri olan siyahlar için de aynı şey geçerliydi. Zira tanımı gereği cemaatçilik ırkçılık çerçevesinde [dahilinde] yer almakta ve kendi alanında mücadele etmektedir.”
Samir Amin’e göre birbiri ardına gelen göç dalgaları Amerikan ideolojisinin güçlenmesinde önemli bir rol oynamış. “Elbette göçmenler içine itildikleri sefaletten ve kendilerini göçe mecbur eden baskıdan sorumlu değillerdi. Tam tersine onun kurbanıydılar. Fakat şartlar – yani göç – onların, kendi ülkelerinde ait oldukları sınıfların veya grupların içine itildikleri durumu değiştirmek için kolektif mücadele yapmaktan vazgeçerek, göç ettikleri ülkedeki bireysel başarı ideolojisine katılmaları anlamına geliyordu. Bu katılım – bireysel zenginleşme, kendi başının çaresine bakma – Amerikan sistemi tarafından büyük bir ustalıkla özendirildi. Sınıfın bilinçlenmesini geciktirdi, tam sınıf bilinci oluşmak üzereyken gelen yeni göçler politik netleşmeyi engelledi. Göçler eşzamanlı olarak Amerikan toplumundaki ‘cemaatçiliği’ de özendirip güçlendirdi.”
***
Ne dersiniz, Amir Samir bizim cemaatler ve tarikatlar yığışımı avantacı varoşları ve Fak Fuk Fon taşrasını anlatmıyor mu ? (Devam edecek)