DİYANET İŞLERİ BELASI

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, ABD Başkanı Obama’nın Müslüman Topluluklar Özel Temsilcisi Şerif  Zafer ve beraberindeki heyeti  kabulünde gene döktürmüş ve ortalığa laf incileri saçmış. 15 Aralık 205 tarihli Hürriyet gazetesinden okuyalım:“İlahi dinler, insanoğluna dünyayı daha güzel yönetmesi, barış içerisinde birlikte yaşasınlar, rahmeti, şefkati, adaleti egemen kılsınlar diye geldi. Ama insanlar dinleri de kendilerine dönüştürebiliyorlar. Mahza rahmeti yeryüzüne getiren dinler, şiddetin, vahşetin aracı haline getirilebiliyorlar.

Hz. İsa’nın getirdiği rahmet mesajlarından tarihte onlarca defa Haçlı Seferleri çıkarılabildi. Hz. Musa’nın mesajlarının bu coğrafyada hâlâ Siyonizm eliyle nasıl bir ideolojiye dönüştürüldüğünü hâlâ acı acı görüyoruz.

Son yıllarda DAİŞ, Boko Haram, El-Kâide gibi bir takım örgütler marifetiyle İslam’ın rahmet mesajlarının nasıl çarpıtıldığını ve ilahi kitabın, Peygamber’in mesajlarını nasıl insanların kendi ideolojilerine alet edebildiğine hep birlikte şahit oluyoruz.

Fransız ihtilâliyle birlikte insanlık başka bir arayış içine girdi. Dinlerin dışında daha seküler (laik) bir dünya kurmayı tasarladı. Fakat sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekûn bir savaşm içine soktu. İnsanlar da bilimsel keşiflerle atom bombasını düşünebildi. Kimyasal silahları üretti ve tarihteki savaşlarda ölen bütün insanların birkaç katını modern zamanlardaki savaşlarda kaybettik. İki büyük dünya savaşı yaşandı ve şimdi üçüncü dünya savaşından söz ediliyor ve sayın Papa’nm ağzından bile böyle bir cümle dökülebiliyor.”

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

Tamı tamına bir “Laf söyledi balkabağı” durumu. Güya, “Son yıllarda DAİŞ, Boko Haram, El-Kâide gibi bir takım örgütler marifetiyle İslam’ın rahmet mesajlarının nasıl çarpıtıldığını ve ilahi kitabın, Peygamber’in mesajlarını nasıl insanların kendi ideolojilerine alet edebildiğine hep birlikte şahit oluyoruz”muş…

Bari yalan söyleme: İslamda fesat ve şiddetin Hz.Peygamber’in ölümüyle başladığını, Muaviye’nin, Yezid’in, Emevilerin, Abbasilerin,  Osmanlı’nın yediği naneleri bilmiyormuş gibi…  Osmanlı’yı “İstemezükçü” ilmiye sınıfı ile Celali İsyanları’nı topraksız kalan levendat ile birlikte çıkartan suhte (medrese öğrencileri) sürülerinin yıktığını bilmiyormuşuz gibi…

Biraz sonra, aşağıdaki yazılardan birinde, Cumhuriyet; camiyi, kışlayı ve okulu,  asker, siyaset ve din adamlarının saldırılarından korumak için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu, imam-hatip okullarını açtı. Amaç, aydın din adamı yetiştirmek, din ve toplumu siyasete bulaşmış cahil din adamlarının şerrinden korumaktı. Ama başarılı olamadı. Demek ki aydın din adamı yetiştirmek mümkün değilmiş. Hayal kırıcı ve tehlikeli bir gerçek!” diye bir bölüm okuyacaksınız.

Ne yazık ki: 1950’den, özellikle de AKP iktidarından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı, “Fesat İşleri Başkanlığı”na dönüştü. Hele AKP saltanatında camiler AKP ocaklarına, seçim büroları haline geldi.

Bu yazının arkasından ikinci bir yazı gelecek.

ÖZDEMİR İNCE

16 ARALIK 2015

***

CUMHURİYET KURUMU DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

3 Mart 1924 günü Türkiye Cumhuriyeti’nin belki de en önemli yasama günüdür. O gün, Siirt milletvekili Halil Hulki Efendi ve elli arkadaşının önerdiği “Şer’iyye ve Evkaf  ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletlerinin Kaldırılmasına Dair” 429 sayılı yasa kabul edilmişti.

Bu yasaya dayandırılarak 8 Nisan 1924 tarihinde şer’i hukukun uygulayıcıları olan Şer’iye Mahkemeleri kaldırılmıştır.

Ayrıca yine aynı gün Saruhan Milletvekili Vasıf Çınar ve 50 arkadaşının önerdiği  430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu  (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası) kabul edilmiş ve laik milli eğitim dönemi başlamıştır.

Üçüncü olarak, Urfa Milletvekili Saffet Efendi ile 53 arkadaşının önerdiği  ”Halifeliğin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti Sınırları Dışına Çıkartılması”na ilişkin 431 sayılı yasa kabul edildi.

3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de kabul edilen 429, 430 ve 431 sayılı yasalar Cumhuriyet devriminin en temel yasalarıdır. Ancak bu hayırlı günde ne yazık ki Karşı Devrim’in de temelleri atılmış, tohumları ekilmiştir. Dikkat ederseniz, AKP iktidarı 2002’den bu yana bu üç yasayı işlevsiz kılmak için elinden geleni yapmaktadır. Bu iktidarın işlerini değerlendirmek isteyenlerin bu üç yasayı hiç unutmamaları gerekmektedir.

 3 Mart 1924 günü çıkartılan üç yasa arasında 429 sayılısı nedense pek gündeme gelmez, getirilmez. Yasanın gerekçesini okuduğumuz zaman ne anlama geldiğini kolayca anlarız:

“Din ve ordunun politika akımları ile ilgilenmesi birçok sakıncalar doğurur. Bu gerçek bütün uygar milletler ve hükümetler tarafından bir temel ilke olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan, yeni bir hayat varlığı sağlamakla görevli bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında zaten ifadesini bulmuş olan Şer’iyye ve Evkaf  Vekâleti

ile Erkân-ı Harbiye-i Umumumiye Vekâletinin bulunması uygun olmaz…”

Dikkat ederseniz bu yasa ile DİN ve ORDU bakanlıkları hükümet dışına çıkartılmış, statüleri başbakanlığı bağlı iki başkanlık düzeyine indirilmiş ve yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığı kurulmuştur.

Bu yazının konusu Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu için, 429 sayılı yasanın onunla ile ilgili maddelerini aktaracağım:

1.(…) İslam dininin inançlar ve ibadetlerle ilgili bütün hükümlerinin ve işlerinin yürütülmesi ve dinî kurumların yönetimi için, Cumhuriyetin başkentinde bir Diyanet İşleri Başkanlığı makamı kurulmuştur.

2.Şer’iyye ve Evkaf Bakanlığı kaldırılmıştır.

3.Diyanet İşleri Başkanı, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır.

4.Diyanet İşleri Başkanlığı Başbakanlığa bağlıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi Başbakanlık bütçesine katılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı hakkında bir tüzük düzenlenecektir.

5.Türkiye Cumhuriyeti ülkesindeki bütün camilerin, mescitlerin, tekkelerin ve zaviyelerin idaresine; imam, vaiz, şeyh, müezzin ve kayyımların ve diğer görevlilerin tayinlerine ve görevden alınmalarına Diyanet İşleri Başkanlığı görevlidir.

(Özdemir İnce: 30 Kasım 1925 tarihinli 677 sayılı “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”un çıkartılmasıyla 5.maddedeki “tekkelerin ve zaviyelerin idaresi, şeyhlerin tayin ve görevden alınması” bölümü kendiliğinden söz konusu maddeden  çıkmıştır.)

  1. Müftüler de Diyanet İşleri Başkanlığına bağlıdırlar.

7.Vakıf İşleri, milletin gerçek yararına uygun bir şekilde halledilmek üzere, bir Genel Müdürlük halinde şimdilik Başbakanlığa verilmiştir.

 Diyanet İşleri Başkanlığı devrimci ve laik Cumhuriyet’in önemli bir kuruluşudur. Ancak araştırıldığında kaldırılan Şer’iyye ve Evkaf  Vekâleti’ne  benzemeye başladığı görülecektir.

İlgili yasa gerekçesinde, dinin politikaya bulaşmasının sakıncalarının açıkca belirtilmesine karşın DİB çok uzun süredir cumhuriyet karşıtı ve karşı devrimci siyasetin içinde ve onun hizmetindedir. Böyle olmasaydı “4+4+4” uygulaması için camiler İmam Hatiplerin kayıt bürosu olarak çalıştırılır mıydı?

Ayrıca DİB  kendisine bağlı camilerin birer derebeylik gibi çalışmasının önüne geçememekte ve hoparlörle ezan okunmasına dair yönetmeliği bir türlü uygulatamamaktadır.

2013 yılı bütçesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4 milyar 604 milyon lira olan payı,  tamı tamına 11 bakanlığın (İçişleri, Sağlık, Sanayi, Çevre, Kültür, Dışişleri, Ekonomi, Kalkınma, Enerji, Ticaret ve Avrupa Birliği) payını geçiyor.

Kuruluş kanunun 5.maddesine göre: “Türkiye Cumhuriyeti ülkesindeki bütün camilerin, mescitlerin yönetimi ile; imam, vaiz,  müezzin ve kayyımların ve diğer görevlilerin tayinlerine ve görevden alınmalarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı görevlidir.

2011 verilerine göre Türkiye’de  82 bin 693 cami varmış. İnternette aradım, DİB’de çalışan görevlilerin tam sayısını bulamadım. Önemli değil. Önemli olan DİB’nın 2013 yılı bütçesinin 4 milyar 604 milyon olması. Oysa İçişleri Bakanlığı’nın bütçesi 2 milyar 888 milyon; Sağlık Bakanlığı’nınki 2 milyar 480 milyon. Bu akıl almaz bir oran ve dengesizlik! Diyanet İşleri Başkanlığı ne üretiyor Allahaşkına!?

DİB’in bunca bütçesine karşın giderek AVM’lere benzeyen camilerin avlusunda para toplanıyor. Yeni ve gereksiz camilerin bir bölümünü halk ve dernekler yaptırıyor. Birçok camiyi özel kuruluşlar ve bireyler onartıyor.

Bütçesinin 4 milyar 604 milyon lira olmasının, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın AKP siyasetinin buyruğunda olmasının dışında  hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.

(AYDINLIK, 1 KASIM 2012)

***

 DİYANET  İŞLERİ’NE  DEVAM

Ülkenin siyasal kaderiyle ilgilenen herkes 3 Mart 1924 günü çıkartılan 429 sayılı yasanın gerekçesini ezbere bilmek zorundadır:

“Din ve ordunun politika akımları ile ilgilenmesi birçok sakıncalar doğurur. Bu gerçek bütün uygar milletler ve hükümetler tarafından bir temel ilke olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan, yeni bir hayat varlığı sağlamakla görevli bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında zaten ifadesini bulmuş olan Şer’iyye ve Evkaf  Vekâleti

ile Erkân-ı Harbiye-i Umumumiye Vekâletinin bulunması uygun olmaz…”

Dikkat ederseniz bu yasa ile DİN ve ORDU bakanlıkları hükümet dışına çıkartılmış, statüleri başbakanlığı bağlı iki başkanlık düzeyine indirilmiş ve yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığı kurulmuştur.

 Demek ki Din (Cami ve din adamları) ve  Kışla kesinlikle siyasetle ilgilenmeyecek. Yasaya göre bunun tersi suç işlemek anlamına gelir. Ama siyaset de kesinlikle Cami (Kilise, Sinagog ve öteki  tapınaklar) ve Kışla’dan uzak duracak. Yasaya göre bunun tersi suç işlemek anlamına gelir.

Cumhuriyet, kendisinden önceki dönemde, askerin siyasete bulaşmasının kötü örneklerini asla unutmadı.

Cumhuriyet, kendisinden önceki dönemde, kurtuluş ve kuruluş dönemlerinde, cahil ve masum insanları kışkırtan din adamlarının, din tacirlerinin, siyasetçilerin kötü örneklerini hiç unutmadı. Bunların torunlarını, ailelerini düşündüğüm için, şimdi ad sıralamanın gereği yok.

Söz konusu 429 ve 677 sayılı yasalar bu nedenle çıkartıldı. Ne var ki  3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı bu yasa ile 30 Kasım 1925 tarihili 677 sayılı “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”a karşın Cami ve din adamları dolaylı, dolaysız, yer altında, yer üstünde Cumhuriyet düzenine karşı yıkıcı, yok edici muhalefetlerini sürdürdürler. Bu nedenle aralarında ceza görenler, idam edilenler oldu. Günümüzde, AKP iktidarı, mahkeme kararlarına karşın, türlü oyunlarla itibarlarını iade ederek bu insanları kahraman durumuna getirmektedir.

Cumhuriyet karşıtları, 1950’den sonra meydana gelen askeri müdahale ve darbeleri göz önünde  tutarak ve haklı olarak bir askerî vesayetten söz ederler ama din adamlarının ve siyasetçilerin 429 sayılı yasaya aykırı davranışlarına göz yumarlar. Ancak, Cumhuriyet karşıtı İslamcı siyaset cumhuriyet rejimini sürekli tehdit etmeseydi asker de eleştiri konusu olan eylemlerini yapmazdı. Kuşkusu olan, 3 Mart 1924 tarih ve  429 sayılı yasayı bir kez daha okusun.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevleri:

3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı yasaya göre kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerini birlikte okuyalım:

1.Cami ve mescitleri ibadete açmak, yönetmek, ibadet ve irşat hizmetlerini yürütmek.

2) Cami ve mescit dışındaki yerlerde panel, konferans, seminer, sempozyum ve benzeri dinî programlar ile ilmî toplantılar düzenlemek.

3) Ceza infaz kurumu ve tutukevleri, çocuk ıslahevi, huzurevi, sağlık kuruluşları ve benzeri yerlerde bulunan vatandaşlara irşat hizmetleri götürmek.

4) Radyo ve televizyon kurumları ile diğer yayın kuruluşları vasıtasıyla toplumu din konusunda aydınlatmak.

5) Dinî gün ve gecelerde programlar düzenlemek.

6) İlgili birim, kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak namaz vakitleri ile dinî gün ve geceleri tespit ve ilan etmek, bunun için gerekli çalışmaları yürütmek.

7) Aile, kadın, gençlik ve toplumun diğer kesimlerine yönelik dinî konularda aydınlatma ve rehberlik yapmak.

8) Kurban ibadetinin usulüne uygun şekilde yerine getirilmesi için gerekli çalışmaları yapmak

.9) İhtiyaç duyulan yerlere okuma salonları açmak ve bunlarla ilgili işleri yürütmek.

10) İslam dinine mensup farklı dinî yorum çevreleri, dinî-sosyal teşekküller ve geleneksel dinî-kültürel oluşumlarla ilgili çalışmalar yapmak.

Cumhuriyet, camiyi, kışlayı ve okulu,  asker, siyaset ve din adamlarının saldırılarından korumak için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu, imam-hatip okullarını açtı. Amaç, aydın din adamı yetiştirmek, din ve toplumu siyasete bulaşmış cahil din adamlarının şerrinden korumaktı. Ama başarılı olamadı. Demek ki aydın din adamı yetiştirmek mümkün değilmiş. Hayal kırıcı ve tehlikeli bir gerçek!

 İslâmî Papalık

Dün Türkiye’de 82 bin 693 adet cami olduğunu yazmış fakat personel sayısını verememiştim. Onu da öğrendim: Sayı tahminimden daha az, 96 bin 644.

82 bin 693 cami ve 96 bin 644 personel için 2013 yılı bütçesinden 4 milyar 604 milyon liralık bir pay. Çok aşırı bir pay! Anımsadığım kadarıyla camiler elektrik ve suya pek para vermiyorlar. Camiye namaz kılmaya gelen müminlerden bağış alıyorlar. 4 milyar 604 milyon lirayı nerelere harcayacak Diyanet İşleri Başkanlığı? Yazın, Kuran kurslarına katılan çocuklara bisiklet ve top armağan etmek için mi?  Bu paranın nerelere harcanacağını merak ediyorum. DİB, acaba benim bu merakımı gidermek ister mi?

Görevlerini bir kez daha okursanız, Diyanet İşleri Başkanlığı’na misyonerlik yapma görevi verilmemiş. Yani Türkiye’yi ve dünyayı Müslümanlaştırmak, İslâmı yaymak gibi bir görevi yok. O halde, neden, bir dağıtım merkeziymiş gibi, her yıl binlerce personelini, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere devlet kadrolarına dağıtıyor; “Dindar ve Kindar Nesiller Yetiştirme” siyasetinin buyruğuna girerek “4+4+4” adlı çocuk katliamına katkıda bulunuyor; camileri imam-hatip okullarının kayıt bürosu haline getiriyor? Neden televizyon kurmaya kalkışıyor?

Bir başka merakım daha var: Diyanet İşleri Başkanlığı Vatikan gibi banka kurmayı düşünüyor mu?

(AYDINLIK, 2 KASIM 2012)