DEMOKRASİSİZ HALK  (5)

Bugün size ilham verici bir yazıyı ısıtıp sunacağım; kokmuş değil, aradan geçen on iki yıldan sonra iyice olgunlaşmış, anlamı güç kazanmış. 12 yıl sonra nereye geldik? Bunu irdelemek için paragraflara numara verip yazıdan sonra bu paragraflara göre yeni görüşlerimi (varsa)  ilgi ve bilginize sunacağım:

[YUMURTASIZ OMLET YAPMA SANATI[i]

1-Sol’un halkın istek ve hassasiyetlerini bilmediği, tanımadığı eleştirisine verilecek en güzel yanıt, solun muhafazakâr ve İslamcı sağın oyuna talip olmadığı şeklinde olmalı. Sola bu türden bir eleştiri getirenler Cumhuriyetçi ve dindar halkı da bu kesimin içine sokmaktadırlar.

Cumhuriyet ve devrimleriyle başı hoş olmayan, dahası onlara düşmanca duygular besleyen kesimlerle solun hiçbir ilişkisi olamaz. Bunu böyle bilelim, bu kesim nüfusun şu anda yüzde onluk kesiminden daha fazlasını temsil etmemektedir.

2-Tek kurtuluşun özelleştirmede olduğunu ileri süren görüşü ciddiye alarak halka şöyle bir soru soralım: Sümerbank gibi, Et ve Balık Kurumu gibi yoksul halk için ucuz üretim yapan kuruluşlara yani KİT’lere karşı mısınız ?  Demirçelik fabrikalarının özelleştirilmesine karşı mısınız ? Alınacak yanıt sanırım, halkın büyük bir çoğunluğunun KİT’lerin özelleştirilmesine karşı olduğunu ortaya çıkaracaktır.

Liberal ekonomi de, ekonomik küreselleşme politikaları da yeterince tartışılmamıştır, tartışılmalıdır.

 3-Sol ne değildir, ne olamaz ? Sol, şoven-milliyetçi olamaz, militarist olamaz, İslamcı, muhafazakâr ve mukaddesatçı olamaz, özgürlüklerin ve sosyal hakların engellenmesinden yana olamaz. Demokrattır, cumhuriyetçidir ve laiktir. Irkçı değildir. Kadın ve çocuk haklarını savunur. Emperyalist ve irredantist değildir, emperyalist ve irredantist politikalara karşıdır.

Solun bireyleri ben merkezci değil, toplumcudur.  Eğitimin devlet tekelinde olmasını savunur; okulun ve dinsel inancın cemaatlere teslim edilmesine karşıdır. Ama solun ulusal gerçeklere yabancı kaldığını ileri sürenler, gerçekte onun cumhuriyetçi ve laik ilkelere bağlı olmasını engel olarak görmektedirler. Solun olmazsa olmazları nelerdir ?

Demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve inanç özgürlüğü, gelir ve vergi adaleti.

4-Solu acımasızca yerenler, onun günümüz koşullarına uyum sağlayamadığını ileri sürmektedirler. Onlara göre, İngiltere ve İskandinavya dışında Avrupa solu da günümüz koşullarına yeterince uyum sağlayamamıştır. Çünkü başta Fransa ve halkı  olmak üzere Latin Avrupa “Sosyal Devlet” ilkesini korumak istemektedirler.

Devlet “Sosyal” olma niteliğini yitirirse devlete de gereksinim yoktur. Sosyal olma niteliğini yitiren bütün ulusal devletler küresel ve uluslarüstü sermayenin boyunduruğuna girecektir.

5-Türk solunu beğenmeyenler bize İngiltere İşçi Partisi’ni ve onun liderini örnek göstermektedirler. İngiltere üç yüz yıldır  kapitalist ekonomiyi en katı biçimiyle uygulayan bir ülke. Bu ülkenin sanayileşmesini henüz tamamlayamamış, modernleşme sürecini tamamlayamamış, epeyce köylü kalmış bir topluma örnek gösterilemeyeceğini bilmiyorlar mı?

6-Bir de Çin’i örnek gösteriyorlar. Çin, demokrasi ve insan haklarıyla, emekçi haklarıyla hiçbir ilişkisi bulunmayan bir Komünist Partisi yönetiminde en acımasız kapitalizmi uygulamakta. Türkiye demokratik ve özgür, insan ve emek haklarına saygılı bir ortamda gelişmek istemiyor mu ? Türk solunu eleştirenler, “sol” ile hiçbir ilişkisi olmayan garip bir sol istiyorlar.]

                                                                       ***

1-21 Ekim 2006 tarihli yazımın başında yer alan «Sol’un halkın istek ve hassasiyetlerini bilmediği, tanımadığı eleştirisine verilecek en güzel yanıt, solun muhafazakâr ve İslamcı sağın oyuna talip olmadığı şeklinde olmalı» cümlesinin içerdiği ironi ve alay amacını yeterince yansıtmadığını hissediyorum. Sol, “halkın istek ve hassasiyetlerini” neden bilmesin? Mars’tan mı geldi? Neredeyse %99’u köylü, çiftçi, işçi ve küçük memur kökenli; yani yoksullar ve mazlumlar soyu; açlığı, yoksulluğu ve yoksunluğu çok iyi tanırlar; müslümancılara göre, İslamcılara göre evrensel ve  meşru haklarını çok daha iyi bilirler. Aralarındaki en önemli fark şudur: Sağdaki yoksullar ve ezilenler dinbazın kül ve afyon dumanını yutarlar ama soldakiler yutmazlar; sağdakiler iradelerini teslim ettikleri dinbazın kuludur, soldakiler özgür iradeli, laik ve cumhuriyetçidir.

Aynı parağrafta iyice açıklanması gereken bir başka cümle var: “Cumhuriyet ve devrimleriyle başı hoş olmayan, dahası onlara düşmanca duygular besleyen kesimlerle solun hiçbir ilişkisi olamaz.” Yani sol bu kesimin geçirimsiz (empermeyabl) olduğunu bilir. Afyonkeşi  dalındaki elma gibi kaderine terketmek gerekir, ta ki çürüyüp dalından düşene kadar. Bunun son ve iyi bir örneği var: Teistleşen, ateistleşen genç Müslümanlar. Kuşkuya düştükleri anda, ancak o zaman geçirgen olurlar ve solun dünya görüşünü ve siyasetini anlarlar.

2-Halk büyük oranda özelleştirmeye karşıdır. Ama eskiden özelleştirme yapılan yerlere bakın genellikle gene AKP’ye oy vermişlerdir. Şeker fabrikalarının özelleştirdiği yerlerin seçmeni önümüzdeki 2018 seçimlerde sınava girecek. En azından ilçeler bazında AKP’nin bozguna uğraması gerekir. Eğer mağdur halkın gözü açılmış, bilinci geçirgen olmuş ise.

3-Eklenecek, yorumlanacak bir yer yok.

4-Emekçilerin, yoksul ve yoksunların savunucusu sol  emperyalist kapitalizmin ve dinbazlığın belirlediği koşullara neden uyum sağlasın? Ürünlerini satın alması yetmiyor mu? İktidara gelinceye kadar bu uyumsuzluk elbette devam edecek.

5-Elbette biliyorlar ve artık küresel ekonominin yenilgisi görüyorlar, görecekler.

6-Yorun gerekmez. Solun şiarı bilimdir, kamucu ekonomidir, barış siyasetidir ve ilkeler daima kazanır. Yeter ki dinci sağın beş duyusu somut dünyaya açılsın.

ÖZDEMİR İNCE

14 Mayıs 2018

———————-

[i] Hürriyet, 21 Ekim 2006