AĞIZDAN ÇIKMAYAN LAFLAR

Yaklaşık olarak tekrarlayacak olursam, Lacan, “İnsan dil sürçmelerinden (lapsuslar’dan) ibarettir” der. Althusser, lafı alır ve ekler: “Lacan, dilsel gösterge ile psikanalizin simgesini aynı şeyler olarak düşünmektedir.” Araya ben gireyim: “Bütün dil sürçmeleri bilinçaltını yansıtır!”
Lacan’a göre dil, öznenin (yani lafı ağzıyla söyleyenin) gerçeklikle, kendisiyle, ötekilerle ilişkisini düzenler. Dil sürçmeleri de rüyalar gibi öznenin düşüncelerinin yansımasıdır.
“Sürç-i lisan ettik ise affola”, eskiden ortaoyunlarının sonunda söylenirdi. Şimdi de gündelik hayatta kullanılıyor. “Bir kusurumuz olduysa bilmeden olmuştur, bizi bağışlayın” anlamına gelir ki son derece hinoğluhin bir deyiştir. Gerçek anlamı şudur: “Bizim sürç-i lisan” dediğimiz her şey gerçektir ve doğrudur. Başımıza bir bela gelmesinden çekindiğimiz için böyle diyoruz.”
AKP efrâdı, kafalarından geçen gerçek düşüncelerini söyleyip de zorlu bir tepki görünce, “sözümüz maksadını aştı” diyerek işi lagalugaya getirmek ister. “Sözümüz maksadını aştı” kıvırtması, “sözümüz ağzımızdan çıkmamıştır!” anlamına da gelir.
Nereden bakarsan bak derin bir entelektüel düzeysizliğin, medetsiz bir zavallılığın kanıtıdır. Ancak, şu ya da bu şekilde, korkup sütre gerisine sığınanların bilinçaltından fışkıran gerçek düşüncelerini ele verir.
BİRKAÇ MEHMET ŞEHİT OLDU DİYE
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in entelektüel kapasitesini “Hüseyin Çelik’in Eşsiz Tavsiyeleri” (26 Temmuz 2012) adlı yazımda ele almıştım. Genel Başkan Yardımcısı Bay Çelik’in, cimadan (cinsel ilişkiden), hayz (aybaşı olma) ve nifasdan (lohusalık hali) sonra yıkanmadıkları için Batılıları şiddetle eleştirdiği Temizlik Doğudan Gelir adlı eşsiz (!) yapıtını tanıtmıştım. Üstelik adamlar kıçlarını da su ile yıkamıyorlarmış.
Bu mütefekkir şahsiyet, bir televizyon programında, CHP’nin PKK’nın terör işlerini görüşmek üzere TBMM’ini toplantıya çağırması konusunda, “Bu meclisin denetimine tabi olan bu hükümet işinin başındadır. Gerekli olursa meclis toplanmalıdır. Ama PKK bomba patlattı diye, bir yeri bastı diye, birkaç Mehmet’i şehit etti diye, örgütün her gün Türkiye’nin gündemini oluşturmasına müsaade etmemeliyiz” (Aydınlık, 14.8.2012) diyerek ortalığa inciler saçmış. Hürriyet’te okudum: Cümlenin devamında “Bizim hassasiyetimiz budur” diyormuş.
Bay Hüseyin Çelik’in deniz seviyesinin altında bulunan entelektüel düzeyine pek yakışan bir cümle. Halkın hassasiyetlerine karşı pek hassas olan AKP’nin hassasiyetinin ne kadar hassas olduğunu dile getiren hassas bir sığlık! AKP’nin hassasiyetine göre “Vatan için şehit olmak” halkın hassasiyetleri arasında yer almıyor. Bunun böyle olup olmadığını kanıtlamak muhterem halkımıza düşer. Aynı lafı bir CHP’li etseydi, dünya yıkılırdı. Hassas halkımızın hassas adalet terazisinin ayarı yıllardır bozuk. Yanlış tartıyor!
Bir de, hükümetlerinin, AKP’nin boyunduruğu altında inim inim inleyen “bu” Meclis’in denetimi altında olduğunu söylüyor ki katıla katıla güldürür insanı.
ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLER
14 Ağustos tarihli Aydınlık’ta Ceyhun Bozkurt’un çok onur kırıcı bir haberi var. Okuyalım: “Şehit yakınları, gaziler, engelliler ve terör mağdurlarına tanınan hakların düzenlenmesi ile ilgili bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının, kabul edilmesinin ardından, bakanlık, Erdoğan’ın da katılımıyla ATO Salonu’nda bir iftar yemeği verdi. İftar yemeğine şehit yakınları, gaziler ve terör mağduru siviller davet edildi. İftar öncesinde salonda hazır olması istenen Türkiye’nin dört bir tarafından gelmiş şehit yakınları, gaziler, yaklaşık bir saat ayakta bekletildi. Tepki gösterilmesine rağmen, davetliler bir saat bekletilip salona alındı..”
Davet sahibi, her ne hikmetse, tepki göstermelerine karşın, davetlilerini bir saat ayakta bekletiyor. Böyle bir durumda bir tek onurlu tepki vardır: Davet yerini hemen terk etmek. Davetliler bunu yapmıyor, söylenerek bir saat ayakta bekledikten sonra iftar yemeğine katılıyor. İftar yemeği olmasa, davet sahibi davetlilerin tencerelere, kazanlara saldırmasından korkardı diyelim. İftar yemeği bu, saati, saniyesi var.
Bu skandalda, iftar yemeği yedikleri için davetlileri eleştirmek haksızlık olur. Bir örgütleri (Şehit Aileleri Federasyonu) var, örgütlerinin yönetim kurulu var, başkanı var. Onlar neden tepki gösterip şehit ailelerini alıp götürmediler acaba?
Böyle bir olay uygar bir ülkede olsaydı hükümet sallanırdı. Şehit ve gazilere hükümet saygı göstermiyor, peki hangi kuruluş, hangi halk gerçekten saygı gösteriyor. Üstelik Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, bir gaziyi, “Burası sizin yeriniz değil!” diye oturduğu masadan kovuyor.
ŞEHİT AİLELERİ FEDERASYONU
Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamit Köse de Hüseyin Çelik’in patavatsız sözlerini eleştirirken “Ayrıca ‘parlamento acil toplanmalı’ diyenleri de kınıyorum. Kamuoyunu kandırmaktan ibarettir. Terör 30 yıldır sürüyor. 30 yıldır parlamento çalışıyordu. Demek ki şimdiye dek bir şey yapamamış” (Aydınlık, 14.8.2102, Irmak Mete’nin haberi) diyor. Güler misin, ağlar mısın?
Bu ülke çok garip bir ülke: Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı, TBMM toplantısına katılmayacağını ilan eden iktidar partisini eleştirmiyor, TBMM’sini toplantıya çağıran ana muhalefet partisi CHP’ye yükleniyor. Temsil ettiği insanları saygısızca bir saat ayakta bekletenler hakkında ağzını açıp tek kelime söylemiyor.
Buna çok taraflı çürüme denir!