AĞUSTOS AYINDA BİR GÜN

(Bu bir şiir değildir, şenlik davetiyesidir): Ağustos ayında bir gün; şu ayakkabısını çıkartıp otobüsü kokutan yolcu var ya, bir sonraki durakta o pis kokuyla birlikte inecek. Şoför muavini limon kolonyası sıkacak ardından. Sonra bir ferahlık, bir ferahlık.

Ağustos ayında bir gün, hani şu ağrıyan çürük dişimiz var ya, ikide bir dilimizin gittiği. Korkunç zonklamalar! Dişçi Osman usta bir kerpeten darbesiyle yerinden sökecek. Sonra ne ağrı, ne mağrı.

Ağustos ayında bir gün, hani şu topuğumuzdaki diken var ya, gözlüğünü takıp nenemiz, bir cımbızla yerinden çekip çıkaracak. Artık sekerek yürümeyeceğiz artık.

Ağustos ayında bir gün, şu sırtımızdaki kan çıbanı var ya, patlayacak bir cop darbesiyle. Sonra bir irin seli akacak belimizden aşağı… Sonra bir dinginlik, bir dinginlik.

Ağustos ayında bir gün, yolumuzu yitirdiğimiz çölde, ölmek üzereyken; su aramaya çıkan öncü yoldaş, ufuktan gömleğini sallayacak filmlerdeki gibi… Su kuyusunu bulmuş!

Sonra mı?

Konuşmaya başlayacağız kaldığımız yerden, sevişmeye başlayacağız kaldığımız yerden!

Yetmiş iki millet kendi dilinde konuşacak; tercümansız anlayacağız birbirimizi.

NOTA BENE:

Bu yazı çerezlik olarak yazıldı. Ana yemek daha önceki yazıdır, yazılardır. Tadına bakmadan geçmeyin lütfen!

ÖZDEMİR İNCE

26 Temmuz 2014

***

MAHMUT ESAT BOZKURT : BANA GÜCENENLERE

Bu fırsattan yararlanarak, Mahmut Esat Bozkurt’un ilginç bir yazısını dikkatinize sunuyorum. Yazı 26 Ekim 1933 tarihli Anadolu gazetesinde yayınlanmış.

Üç yıldır artık Adliye Bakanı değil.

1930 sonlarında Adliye vekilliğinden istifa ettikten sonra Ankara Hukuk Fakültesi’nde Devletler Hukuku, Siyasal Bilgiler Fakültesinde Anayasa Hukuku profesörü olarak görev yapan Bozkurt Atatürk’ün isteğiyle Türk gençliğine İhtilal Hukuk Tarihini anlatmak üzere görev almış, İstanbul Üniversitesi İnkilap Tarihi kürsüsünde 8 Mart 1934 günü ilk dersini vermiştir.

Okuyacağınız yazıya muhatap olanlar onun Adliye Vekili görevinden ayrılmasına sebep olan zevattır: Sayıları günümüzdeki organize soydaşlarıyla mukayese edilemeyecek sayıda soyguncular, vurguncular, rüşvetçiler, avantacılar, kompradorlar…

Yazıda geçen “Öz Türk” deyimi günümüzde, o günkü anlamından soyutlanıp ırkçı bir bağlama oturtularak istismar edilmektedir. M.E.Bozkurt, bu deyimi zihniyet ve inanç bağlamında kullanmaktadır.

Gene aynı şekilde “Milliyetçi” sözcüğünü de “Millici” olarak okumak gerekmektedir.

EK OKUMA: MAHMUT ESAT BOZKURT : BANA GÜCENENLERE*

Bana gücenenler varmış!

Neden?

Üreticileri müdafaa ederken,

Üreticilerin bazı soyguncular elinde kaldığını yana yakıla anlatırken,

Soygunculara “Kıravatlı Eşkıyalar” diye bağırmışım!

Sözlerimi geri alacak değilim.

Sözlerimi geri alamam…

Bunun belli başlı sebebi şudur ki:

Ben üreticinin kimler tarafından, nasıl ve ne suretle istismar edildiğini biliyorum.

Bunu icabında ispat edebilirim.

Niçin ispat etmiyorsun diyenlere,

“Yazılarımı üstüne alınanlar meydana çıksın ki konuşalım” derim.

Fakat biliyorum,

Ben böyle deyince, bana denebilir ki:

“Niçin bekliyorsun? Beklemeye neden lüzum duyuyorsun?”

“Şu ‘Kıravatlı Eşkıyalar’ kimlerse bir ayak evvel tayin et de iş anlaşılsın.”

Gerçi bu, mantıksız bir teklif değildir.

Fakat bunu pratik ve faydalı bulmuyorum. Biz bu meselede,

Bu büyük milli meselede “İsagoci”1 ile meşgul olacak değiliz.

Biz, realiteler arkasındayız.

“14 milyon” öz Türk üreticinin, öz Türk işçinin menfaatleri, yüksek faydaları,

Onun yirminci asır milliyetçilik akımlarına uygun büyük davasının ardında koşuyoruz.

Üreticinin, işçinin soyulduğu muhakkaktır.

Nasıl soyulduğu malumdur.

Serbestçiliğin, serbest iktisat sisteminin bu soyguna belli başlı bir sebep teşkil ettiği de meydandadır.

Bunda dünya müttefiktir.

Serbest sistemin, başta “Kravatlı Eşkıya’ya yemlik olduğu da aşikârdır.

Şu halde teşhir cezasının tatbikine lüzum yoktur.

Çünkü maksat şahsi kinlerin, öçlerin teskini, alınması değildir.

Meselenin hallidir.

Hal çaresi: Devletçiliktir, devlet müdahalesidir.

Cumhuriyet Halk Fırkası programının üretim sahasında da tatbiki!

Kurtoğlu Faik Bey kardeşimizin Londra’dan gönderdiği mektup bütün gazetelerde çıktı. Dikkatle okunmaya değer hakikatleri ihtiva ediyor.

Bizim görüşlerimiz doğrulanıyor.

Fakat bütün bunlara rağmen yazılarımı üstüne alınan veya alınanlar varsa, ortaya çıktıkları zaman sükût etmeyeceğime inanabilirler.

Biliyorum ki, benim yazılarım namuslu insanların gücüne gitmez. Ve gitmemelidir.

Yazılarımdan olsa olsa çiğ yiyenlerin karnı ağrır.

Bu karın ağrısını kesecek ilaç bende yoktur.

14 milyon öz Türk üretici her sene üretim mevsiminde,

Bütün bir öz Türk işçi kafileleri, kafile kafile şunun bunun tarafından soyulup soğana çevrilirken,

Birkaç çapulcunun bana gücenmesini düşünemem bile!

Yeter ki, bana milletim gücenmesin.

Yeter ki, yazdıklarım onun hoşuna gitsin.

Yeter ki, ben milletim için yaşayayım.

Yalnız onun için…

Onun hâlâ yıldızlara sarılıp yatan, elleri nasırlıları.

Günlerce ve aylarca, yıllarca ve bütün bir ömür buram buram alın teri dökerek ateş karşısında çalışanları;

Dağda, bayırda, buzda, karda hayat pahasına, didişe didişe geçinenleri için yaşayabileyim.

Yeter ki, benim kalbim de onun yırtık pırtık gömleği altında çarpan yürek gibi çarpsın.

O çarpıntı gibi söylesin.

Öyle duysun.

Öyle anlatsın…

Fakat benim yüreğim de hep öyle çarpacak…

Hep öyle duyacak.

Öyle anlatacak.

Öyle söyleyecektir.

Ta gözlerimi bu dünyaya yumuncaya kadar…

Bu davayı önce ben mi ortaya attım?

Bununla meşgul olmaya, bunu düşünmeye vaktim yok!

Bunu düşünmedim bile… Düşünmeyeceğim de!

Şerefler, şanlar düşkünlerin olsun.

Ben yalnız milletimin acısını taşıyorum. Öz Türk soyundan olan Gazi Reis her günden daha kuvvetli ola¬rak başımızdadır.

İhtilali yapan büyük parti, birçokları gibi bu acıyı da dindirecektir.

Aziz milletim!

Buna inanıyorum…

————————————————————————————— * Anadolu gazetesi, 6 Ekim 1933. 1. Yazarın verdiği dipnottan, gazete o noktada yırtılmış olduğu için okunabilen “… mantıklar, mantık oyunları” sözcükleridir. “İsagoci” Osmanlı medreselerinde okutulmuş bir mantık kitabıdır. (Kaynak Yayınlarının notu.)