AİLE MECLİSİ KARARIYLA

 

AKP benim için bir siyasal parti değildir. Siyasal parti olmuş olsaydı, Anayasa ve Siyasal Partiler Yasası’na göre çoktan kapatılması gerekirdi. Daha önceleri de yazdım, AKP bir çıkar ve cihad örgütüdür, bir tarikattır. Kimdir bu ve bunlar? Kim olduklarını iyice anlamamanız için, daha önce de yazmış olduğum bir fıkrayı tekrarlayacağım:

Bir toplantıda din madrabazlardan biri CHP’nin tek parti döneminde uğradıkları zulmü konuşmacıya laf atarak hatırlatmış. Bunun üzerine konuşmacı laf atana sormuş: “Hangi ibadeti yapmak istedin de yapamadın? Namaz mı kılamıyordun, hacca mı gidemiyordun? …” Madrabaz, konuşmacıyı yanıtlamış: “İbadeti yasaklamaya gücünüz yetmez. Siz bizi masadan ve kasadan uzak tutuyorsunuz.”

Yazının tamamını ekte okuyabilirsiniz!

Evet! AKP bir cihad ve talan cemaatine benzediği kadar Hıristiyanlığın Haçlı Seferleri mensuplarına da benzer. Haçlı Seferleri’ne katılanların katılım dürtüsünün %10’u dinsel ise %90’ı Doğu’nun hazinelerini yağmalamak idi.

İslam’ı Kuzey Afrika’ya, İspanya’ya, Mezopotamya ve Türkistan’a yaymak için cihada çıkanların amaçları din yaymaktan çok yağma ve çapul yapmaktı.

Tarihler de böyle yazıyor zaten!

AKP’nin iktidar tarihi, masa ve kasayı ele geçiren, her türlü açlıktan gözü dönmüş bir aşiretin maddi ve manevi yağmalar tarihidir. Bu yağma tarihi beni hiç şaşırtmamıştır. Bu yüzden, “vesayet kaldırma” ve “demokrasi” savaşları (!) beni kandıramamıştır.

Dün (20 Ocak 2015) TBMM’de yapılan oylamaların sonuçları, AKP milletvekillerinin (‘evet’ ya da ‘hayır’ diyenler hep birlikte) hırsızlığın yapıldığına, rüşvetin alındığına inandıklarını kanıtlamıştır. “Evet” diyenler oylarıyla; “Hayır” diyenler ise korkularıyla. “Hayır” diyenler töre cinayetlerinin aile meclisi kararıyla “Hayır” demişlerdir. Aile meclisinin bir cinayeti kapatmasının, suçluyu korumasının, yasa açısından hiçbir önemi yoktur. Aklanma yeri Adliye Sarayları’dır. Orada aklanmayan her şüpheli ebediyen şüpheli kalacaktır.

Şüphe de “Ak Kondu”yu işaret etmektedir!

Özdemir İnce

21 Ocak 2015

***

EK:

SÜNNİ  DİN BEZİRGANLARI ARTIK ÖZGÜR

Yargıtay, tüzüğünde “Alevilerin ibadethanesi cemevidir” maddesi bulunan derneği “Devrim kanunlarına göre ibadet yeri camidir” diye mahkum etmiş. Yargıtay bu, eder, eder!

Cumhuriyet’in karşı tarafındaki Taraf gazetesi manşet atmış : “Sünni, Kemalist ve günahkar” (26.07.2012). Fethullahçı Radikal ondan geri mi kalacak, o da atmış manşeti: “Yargıtay’dan Kemalist içtihat!” (26.07.2012)

Bre arsızlar, bre utanmazlar! Ne zamandan bu yana Devrim Yasaları’na sahip çıkar oldunuz?

30.11.1925 tarihli, 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle ilgili yasayı hayatınızda  bir  kez okuyun, bakalım orada ibadet yerinin cami olduğu yazıyor mu?

Yargıtay’ın  kararında elbette bir aşırı yorum var.  Aynı titizlikliği, “4+4+4” ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ilgili kararlarda da bekleniz. Eleştirecekseniz Yargıtay’ı ve sıkıysa, Cemevleri konusunda Alevilerin talebi doğrultusunda yasa yapmayan Sünni partisi AKP’nin hükümetini eleştirin. Ve insan haysiyetiniz varsa aynı Devrim Yasaları’ndan olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na sahip çıkın. Türkiye’ye sahip çıkmak demektir!

Böyle bir şey yapabilmek için önce utanmaz adam olmamak gerekir.

Unutmayın ki Kemalizm kendi düşmanlarını da yetiştirmiştir!

GELELİM YAZIMIZIN KONUSUNA

Kurulmuş makine gramofon gibidirler! Madrabaz,  münafık ve müraî İslamcılar CHP’nin tek parti döneminde çok zulüm gördüklerini ileri sürerler. Vallahi de Billahi de haklıdır zavallı adamlar. Çünkü o dönemde, bütün dalavere ve baskı olanakları ellerinden alınmış, para kaynakları kurutulmuş. Elbette zulüm gördüklerini ileri sürecekler. Alevileri artık baskı altında tutamıyorlar: Aleviler devlet memuru, subay, vali, kaymakam, yargıç ve avukat, öğretmen,  Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi üyesi olabiliyorlar… Tam olmasa bile Alevi vatandaşlar Sunni vatandaşlara eşit gibi olmuşlar…Çekilebilir bir zulüm müdür bu Allahaşkına?

Evet Sünni madrabaz, münafık ve muraî yobaz, 1923-1950 arasında, Osmanlı döneminde olduğu gibi,  Alevileri şöyle evire-çevire ezemediği, havanda dövemediği için mutsuzdur; ayrıca Sünnileri soyamamakta, sürü gibi güdememektedir ve bundan dolayı da  kendini zulme uğramış hissetmektedir! Vallahi de, Billahi de haklıdırlar.

677  SAYILI  YASA  DİYOR  Kİ:

“Alelumum tarikatlarda şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur (…hizmet yapmak ve kıyafet taşımak yasaktır).”

Bu yasa 30 Kasım 1925 günü çıktı. Yasanın çıktığı tarihte, tekke ve zaviyelerin tamamı birer işyeri ve ticarethane gibi çalışmaktaydı. Zaten Osmanlı döneminde dinsel niteliklerini yitirmiş, fitne ve fücur yuvası haline gelmişti. Tekke ve zaviyelerde çalışan (bilerek “çalışan” diyorum) kimselerin çoğunluğunun dinle-imanla ilişkileri kalmamıştı. Ve bunların çoğunluğu, Kurtuluş Savaşı döneminde Padişah’ın buyruğunda düşmanla işbirliği yapmıştı. Kendi sapkın dinsel anlayışları ve kirli geçmişleri dolayısıyla Cumhuriyet ve Devrim karşıtı idiler. İşte bu nedenle tekke ve zaviyeler kapatıldı, işletmecilerinin (!) unvan ve sıfat kullanmaları yasaklandı.

Söyleyin Allahaşkına bu Kemalist zulüm değil mi?

Araştırın, her durumda zulalarından Kemalizm kartını çıkartanların aile büyüklerinin, fertlerinin geçmişlerini araştırın, Cumhuriyet’in ve Devrim Yasaları’ndan birinin laik tokatını yemişlerdir.

BU NASIL ÖZGÜRLÜK?

Kahramanmaraş (1978), Çorum (1980), Sivas-Madımak (1993) ve Gazi Mahallesi (1995) olay ve katliamları Sünni din tacirlerinin artık Osmanlı dönemindeki özgürlüklerine kavuştuklarını gösteriyor. Artık 1950’den bu yana arkalarında hükümetler var.

Son bir özgürlük denemesine Malatya’nın Sürgü beldesinde tanık olundu. Ramazan davulcusuna “Oruç tutmuyoruz, davul çalma” diyen Alevi ailenin evi tekbir getiren kalabalık tarafından taşlanmış, ahırı yakılmış.

Tam anlamıyla bir linç girişimi: Saldırganlar, “Kürtlere ölüm, Alevilere ölüm, sizi burada barındırmayız, buradan gidin, gitmezseniz sizi öldüreceğiz!” diye bağırıyorlarmış. Dediklerini yaparlar! Davulun kışkırtmak amacıyla çaldırıldığını hissediyorum. Sahura doğru açılan telefon tufanlarını kendi hayatımdan biliyorum. Bu yıl, beş dakikada bir telefon ederek Ülker’i canından bezdirdiler. Güya Elmalılı Hamdi Yazır’ın 41 Yasin’ni satmak istiyorlarmış.

Elektrik kesintilerinde ezan okumak için minareye çıkmayan müezzinlerin sabah ezanında hoparlörü sonuna kadar açarak insanlardan nasıl intikam aldıklarına tanığım.

Sıkıysa Müftülüğe şikayet edin. Sizi “Siz ne biçim Müslümansınız!” diye suçlayacaklardır.

Artık Sünni din bezirganları CHP’nin tek parti dönemindeki gibi, zulüm edemedikleri için kendilerini zulüm görmüş hissetmiyorlar. Artık arkalarına belediyeleri ve hükumeti alarak bütün Türkiye’ye zulüm ediyorlar.

NOTA BENE:

Balyoz ve Ergenekon davalarında yargılanan 40 general ve amiralin tasfiyesinden sonra Sèvres Antlaşması’nın V.Bölüm’ünü okumak zorunluluk olmuştur.

(Aydınlık, 7 Ağustos 2012)

***

İMAM-HATİP  MAFYASI

7 ağustos günü yayınlanan “Sünni Din Bezirganları Artık Özgür” başlıklı yazımı okuyan bir okur “Sünni madrabazlar”ın CHP’nin tek parti döneminde uğradığı zulmün (!) ne menem bir zulüm olduğuna açıklık getirdi:

ZULÜM

Bir toplantıda din madrabazlardan biri CHP’nin tek parti döneminde uğradıkları zulmü konuşmacıya laf atarak hatırlatmış. Bunun üzerine konuşmacı laf atana sormuş: “Hangi ibadeti yapmak istedin de yapamadın? Namaz mı kılamıyordun, hacca mı gidemiyordun? …” Madrabaz, konuşmacıyı yanıtlamış: “İbadeti yasaklamaya gücünüz yetmez. Siz bizi masadan ve kasadan uzak tutuyorsunuz.”

Müthiş bir yanıt. Hiç duymamıştım. Aydınlık okuru devam ediyor: Yani tüm dertleri masaya ve -özelikle de- kasaya yanaşmakmış. Bunu yapamadıkları için gerçekten de “zulüm” gördüklerine, acı çektiklerine inanıyorum. Düşünsenize, kasa orada, başkaları yanaşmış (Örneğin: ANAP, DYP) ama bunlar yanaşamıyor. Bu ‘zulüm’ değil mi, onlar açısından? İlk işleri burada (Isparta) aç kurtlar gibi saldırmak oldu. Şevket Demirel’in bir benzetmesi var: “Malı kışın aylarca ahıra kapatırsın. Sonra bahar gelince çayıra saldığında yeşil otlara nasıl saldırırsa bunlar da deliler gibi paraya saldırdılar. Nasıl mı? Örneğin; benim üzerinden her gün geçtiğim kaldırımı tam 4 defa söküp, buranın taşını oraya, oranın taşını buraya yeniden döşeyerek. Tabii utanma vs beklemek boşunadır.”

AÇ KURTLAR GİBİ

Arkalarına İslam’ı aldılar, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar, çatlayıncaya kadar yiyecekler. Mafya yasası gereği, sonra amip gibi bölünüp birbirlerini yiyecekler ve birlikte çürüyecekler.

Benim bu tür mafyalardan korkum yok. Çünkü, kural gereği, İslamcı Al Capone’u, gene İslamcı Alkapon temizleyecek.

Beni ürküten mafya programını ÖNDER İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği’nin hazırladığı broşürde okuyoruz (6 Ağustos 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aktarıyorum):

“İmam hatip liselerinin önündeki engeller kalkmıştır. İHY’den mezun olunca; hem dininizi üst düzeyde öğrenecek hem de tıp, hukuk, siyasal, mühendislik gibi her çeşit üniversiteye girebileceksiniz. Hem halkın önüne geçip imam hatip olabilecek hem de öğretmen, doktor, avukat, hakim, kaymakam, müfettiş, mimar olabileceksiniz.”

Yeryüzünde bunun benzeri bir öğretim sistemi yoktur. İlkel ve bayağı bir köle yetiştirme sistemi. İlkin ilk ve orta öğretimde beyinleri yıkayıp ütüleyecekler; bilim karşıtı dogmalarla tıka basa dolduracaklar ve düşünen insan yerine uzaktan yönetilen kalas robotlar yetiştirecekler ve ülke yüzeyini bu türden prinhalarla işgal edecekler.

ATOM BOMBASINDAN BETER

Bu düşmanca bir programıdır. Başbakan’ın “İmam hatipler milletin gözbebeği olacaktır” yobaz talimatına gönderme yapılan broşürde “Yeni dönemde Türkiye’nin gözbebeği olacak olan imam-hatip liselerine kayıtta geç kalmayın” uyarısı yapılıyor.

Sonra sıra velilere geliyor: “Çocuklarımız imam hatip ortaokullarını bitirdiğinde; hem yüce kitabımız Kuranıkerimi öğrenecek hem de Anadolu veya öğretmen lisesine gidebilecek, hem Hz.Peygamber’in hayatını öğrenebilecek hem de fen lisesi veya imam hatip lisesine gidebilecek.”

Çocuklar kesinlikle gerçek Kuran-ı Kerim’i öğrenemeyecekler, çünkü öğretmenleri de Kuran-ı Kerim Arapçasını bilmezler. Çocuklar laik okullarda öğrendikleri İngilizce ve Fransızca kadar Arapça öğrenemeyecekleri için Kuran’ı anlamalarına olanak yoktur. Ancak onu ezberleyecekler ve saptırılmış Türkçe mealini okuyacaklar. Ama buna karşın tamamı softa ve yobaz olacak. Said Nursî ve Fethullah Gülen türü meczupların kölesi olacaklar; kafa ve ruh sağlıklarını yitirecekler. Dahası, ana-babalarından nefret edecekler, kadını  ve erkeği anlama yeteneğinden yoksun olacakları için de  sağlıklı bir yuva kuramayacaklar.

İMAM HATİPTE KÖTÜ ALIŞKANLIK YOKMUŞ

“İmam hatip okullarının ‘Sosyal, beşeri ve fen bilimleri ile birlikte İslami ilimleri aynı müfredat altında göstermesi bakımından Türkiye’ye özgü bir tecrübe’ olarak tanıtıldığı bilgi notunda  ise, ‘Gençlerimize bu okullarda değerler eğitimi verildiği için kötü alışkanlıklar yok denecek kadar azdır’ görüşü dikkat çekiyor.

Bu cümle, laik okulların bile-isteye AKP hükümeti tarafından sabote edildiğinin itirafıdır.

Broşürün sözünü ettiği “Türkiye’ye özgü tecrübe” Said Nursî’nin  Van’da kurmayı hayal ettiği  “Medresetü’z-Zehra” ucubesini örnek almaktadır.

SONUÇ OLARAK

Sonuç olarak: AKP hükümeti pedagoji bilimine aykırı altı kaval üstü şeşhane bir öğretim sistemi içinde Türk gençliğini özgür ve bilimsel düşünceden uzak, kumanda aletiyle güdülebilir bir insan sürüsü haline getirmek istemektedir. ÖNDER’in broşüründe de itiraf edildiği gibi, uygar dünyada böylesine kaçık ve budala bir okul ve öğretim sistemi bulunmamaktadır.

Düşünsenize, gerçek beden eğitimi, müzik, resim derslerinden yoksun bırakılan çocuklarımız “din dersi” adı altında haftada sekiz saat irtica, hurafe ve üfürükçülük dersi alacaklar.  Ağustos ayında yapılacak atamalar sonunda 8 bin başlık din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni açığı kapatılmaz ise, müftülük, imamlık ve Kuran kursu öğreticiliği yapan (ama pedagoji sertifikası bulunmayan) İlahiyat Fakültesi mezunları ders verecek. Ve bu yetkisiz ve yeteneksiz  kimselerin mezun ettiği zavallı çocuklar dünya ile yarışacaklar (!).

Böyle bir uygulama karşısında bütün “Aklı başında Türkiye”nin ayağa kalkması, isyan etmesi, uygulamayı yargıya götürmesi gerekmektedir. Ama tıpkı Osmanlı gibi Türkiye de uyuyor. Bütün dikkatini gazetelerin 2 ve 3 sayfalara vermiş olan basın çürümeye devam etmektedir.

(Aydınlık, 20 Ağustos 2012)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“AİLE MECLİSİ KARARIYLA” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: AİLE MECLİSİ KARARIYLA

Yorumlar kapalı.