“ALLAH AŞKINA ‘REİS’İN YANINDA KALAN ŞU PESPAYE KADROYA BAKIN”

Ertuğrul Özkök 9 Temmuz 2015 tarihli Hürriyet gazetesinde “Allah Aşkına ‘Reis’in yanında kalan şu pespaye kadroya bakın” başlıklı bir yazı yayınladı:                                            

“Son zamanlarda büyük ilgiyle okuduğum yazarların başında Cengiz Çandar geliyor. Suriye ve Yunanistan yazıları harika…

Bilgi, bakış açısı, yorum zekâsı ve renkleri…

Bir zamanlar Erdoğan’ı  destekliyordu…

Artık karşısında…

Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Murat Belge, Ahmet İnsel, Fehmi Koru, Şahin Alpay…

Artık onlar da uzaklaştı…

Bir Erdoğan’la arasına mesafe koyan bu aydınların entelektüel bagajlarına, geçmiş mücadelelerine, duruşlarına bakın, bir de Saray Yakup Cemil’lerinin pespayeliğine. .. Adlarını ağzıma almak bile içimden gelmiyor.

Epey görmüş geçirmiş biri olarak söyleyeyim…

Saray’da kalan bu adamlarla kurulsa kurulsa bir “Reis”lik sistemi kurulabilir…

Demokratik bir başkanlık sistemi değil…

Ki milli irade onu da reddetti…”

***

Ertuğrul Özkök’ün, “Bir Erdoğan’la arasına mesafe koyan bu aydınların entelektüel bagajlarına, geçmiş mücadelelerine, duruşlarına bakın, bir de Saray Yakup Cemil’lerinin pespayeliğine. .. Adlarını ağzıma almak bile içimden gelmiyor”  cümlesiyle övdüğü adlarını ağzıma almadığım bu zevat (Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Murat Belge, Ahmet İnsel, Şahin Alpay…) için 20 Mayıs 2008 tarihli 15 YIL SONRA “THE NEW OTTOMANS CO.” başlıklı bir yazı bir yazı yayınlamıştım Hürriyet’te…. Muhterem, Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni olarak hararetle kutlamıştı beni.

[15 YIL SONRA “THE NEW OTTOMANS CO.”

Hürriyet Gösteri Dergisi’nin Mart 1993 sayısında “The New Ottomans Co.” adlı bir yazı yayınlamıştım. Söz konusu yazı “Dinozorca” (Telos Yayıncılık, 1993) adlı kitabımda yer almıştı; şimdi “Mahşerin Üç Kitabı” (Doğan Kitap, 2005; S.170-177) başlıklı birleşik kitabımda okunabilir. Bu yazıya söz konusu makalenin başlangıç bölümünü alacağım:                                        “Son yirmi-yirmi beş yılda birlikte yaşamak zorunda kaldığımız kimi insanlar için, “Analarının rahmine ‘haklı’ olarak düşmüş, hep haklı olmak için doğmuşlar!” diye bir tanımlamam vardır. Yıllar önce bir yazımda bunun benzeri bir tanımlamayı kullandığımı da anımsıyorum. Bir zamanlar Kemalistin hası, Marksistin hası, Maocunun hası, Filistincilerin hası, Humeyni sempatizanlarının hası onlardı; ardından en hakiki liberal oldular, yeni dünya düzenini en çabuk onlar kavradılar, eski yol arkadaşlarına, ‘Hala aynı yerde mi otluyorsunuz?’ gibilerden, tepeden sorular sormaya başladılar ve ANAP’ın erdemini keşfettiler. Özal’ın kişiliğinde XXI.yüzyılın dâhi politikacısını görmeye başladılar. Şimdilerde ‘Yeni Osmanlıcılık’a takılıyorlar. Asıllarına rücu etmek ve geçmişle, tarihle barışmak istiyorlar. Aşırı soldan saltanatçılığa giden o uzun ve trajik yolu kısaltıverdiler. Başkalarının yapması durumunda ‘tu kaka’ edecekleri davranışları, kendileri yaptıkları için, erdemlilik olarak tanımlamaktan çekinmiyorlar. Yirmi yıl önce bir tek amaçları vardı: toplumsal vitrinin önünde olmak. Bundan sonra nereye gidecekler, bunu zaman gösterecek.” (S.170)

Tek parti döneminin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın “Komünizm lâzımsa onu da biz getiririz, size ne oluyor” dediği ileri sürülür. Bunlar da öyle : Komünist mi gerek, onlar var; Maocu mu gerek, onlar var; Humeynici mi gerek, onlar var; Filistinci mi gerek, onlar var; Özalcı mı gerek, onlar var; liberal mi gerek, onlar var; neoliberal mı gerek, onlar var; tarikatçı mı gerek, onlar var; Fethullahçı mı gerek, onlar var; AKP’ye lejyonner mi gerek, onlar var; Sivil Toplum Örgütlerine lider mi lazım, onlar var; ABD ve AB düşünce kuruluşlarına danışman mı lazım, onlar var; demokrasiye cazgır mı gerek, onlar var; cacığa sarımsak mı lazım, gene onlar var.

Vitrin, biçim ve içerik olarak değişse de  gene vitrin mankeni bunlar ! Bütün taşıtların “sürücü mahalli”nin yanındaki koltuklarda gene bunlar. Her zaman haklı olan onlar; yenilseler de yanılsalar da hep onlar haklı. Bu nedenle, “Bunlar sperm halinde bile haklı olmalılar” diye düşünmüşümdür.  Kitabımın adını da bu nedenle “Dinozorca” koymuştum 1983 yılında.                                Geçenlerde, bunlardan basında yazıcı olarak çalışanları, bir TV. kanalında bir araya gelmişler, 68 kuşağı olarak yenilirken, yanılırken ne kadar haklı olduklarını anlatıyorlardı. Denizler, dağlar, ovalar, vadiler yanılmışlar ama bunlar yanılmamışlardı. Yenilgiden sonra özeleştiri yapacaklarına kılık değiştirmişler ve yollarına devam etmişlerdi.

Şimdi AKP’yi destekliyorlar ve AKP demokrasisini savunuyorlardı. Bor’un pazarı şimdi AKP idi. Ve Bor’un pazarının geçmesinin hiç önemi yoktu. Çünkü her zaman satılacak bir şeyleri vardı ve olacaktı. AKP-2’nin de cazgırlığını bunlar yaparlar, yapacaklar !]

***                                                                                                  Ertuğrul Özkök, “Ama bunların kim olduklarını da açıklamalısın!” dediği zaman da, değişik yazılarımda açıkladığımı, açıklamayı sürdüreceğimi söylemiştim. Kanıt olarak 2007 yılında yayınlanan üç yazımı dikkatinize sunuyorum.

***

[YENİ  MÜRTECİLER

8 Mayıs akşamı haber televizyonlarında “Cumhurbaşkanlığı” konusunda yapılan tartışmaları izliyordum. Televizyon  reklam arası verince, uzaktan kumanda ile geriye doğru gittim. Karşıma “24” adlı ve Fethullahcı olduğu söylenen ve öyle olduğu her halinden belli bir televizyon çıktı. Yeni mürteciliğin üç mümtaz siması, Mehmet Altan, Cengiz Çandar ve Eser Karakaş oturmuşlar, son demokrasi ve özgürlük mitinglerini yerden yere vurmaktalar.

Dördüncü mümtaz sima, Ali Bayramoğlu ise, “laikçi ulusalcılık, ulusalcı laiklik” yavesi ile kareyi tamamlamakta (Yeni Şafak, 21 Rebi’ul-Ahır 1429 yani 09.05.07)

Beyzadelere göre bu toplantıların demokrasi ve özgürlük kitabında hiçbir kıymet-i harbiyyesi yokmuş, çünkü  TSK esinli, militarist güdümlü toplantı imişler.

Yeni Mürteciler kuşkusuz yukarda adını verdiğim dört şahıstan ibaret değil. Ana Rahmine Haklı Düşenlerin, İkinci Cumhuriyetçilerin, Neo Liberallerin tamamına yakını bu şanlı familyanın gönüllü ve bilinçli üyesi. Çoğunluğu mutasyona uğramış “goşist” tayfası…

“Hakiki” mürteci olan İslamcılar ile araları çok iyi olup yakında  kız alıp-vermeye de başlayabilirler. Başlamamışlarsa tabii… Yeni mürteciliğin en önemli özelliği : Sadece işine geleni hatırlamak; gerçeklere bakarken durmadan gözlük değiştirmek !

 

Yeni Mürteciler işçi ve köylü sınıflarından nefret ederler, küçük burjuvazi ile dalga geçerler ama müminine, münkirine bakmaksızın  büyük burjuvazinin sadık hizmetkarlarıdırlar.

Yeni Mürteciler türlü ailesel ve bireysel nedenlerle Cumhuriyet’ten nefret ederler. Bu nefretin ailesel kökenini  Milli Mücadele’ye, Birinci Millet Meclisi’ne, İstiklal Mahkemelerine, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na, Serbest Cumhuriyet Fırkası’na, Demokrat Parti felaketine gider. Bireysel öfke ve hıncın kaynağı ise 12 Mart darbesi. Tam iktidara geçip Politbüro üyesi olarak memleketi yöneteceklerdi, sol gösterip sağ vuran felaket geldi.

Benim yaşımdakiler çok iyi tanır bunları. “Cumhuriyet” nefretlerinin ağusunu 1923-1950 yorumlarına aktırlar; CHP’nin hatta TİP’in köküne kibrit suyu dökmüşlerdir. Nefretlerini saklamak gerektiğini düşündüklerinde “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” ilkesi uyarınca İslamcıları ve AKP’yi desteklerler.

AKP’nin Avrupa Birliği’ne yaranmak için çıkardığı ama uygulamadığı yasalar onlar için birer demokratik devrimdir. Ama bu partinin söz vermesine karşın milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmadığını, siyasal partiler ve seçim yasasını demokratikleştirmediğini; yüzde 10 barajını sıfırlamadığını; emekçi sınıflar lehine parmak oynatmadığını ağızlarına bile almazlar.

Yeni Mürtecilere göre, AKP’nin son Cumhurbaşkanlığı bozgunu, bu partinin antidemokratlıklığının, beceriksizlikliğinin, basiretsizliğinin, çıkarcılığının ürünü değildir. CHP’nin demokrasi, özgürlük ve halk düşmanlığının kanıtıdır.

Yeni Mürtecilere göre, Cumhurbaşkanını halka seçtirmek halkçı bir girişimdir. Halkçı bir girişim olduğu için halka sormak gerekmez. R.T.Erdoğan’ın seçtiği  cumhurbaşkanın TBMM tarafından seçilmesi yeterince demokratik değildi. Bu nedenle, aynı aday halk tarafından seçilirse demokrasi kuşu tam göğsünden vurulur.

Yere düşen kuşu avcıya getirmek de Yeni Mürtecilerin işidir !]

( HÜRRİYET, 11 MAYIS 2007, CUMA)                                                ***

[NATO KAFA NATO MERMER

500 AKP’li Aydın, askerin muhtırasını (ben “dilekçe” diyorum) kınamış (Milliyet, 14.05.07). Ben bu işi günler önce yapmış ve hükümeti “dilekçe”nin sorumlularını görevden alıp haklarında dava açmaya davet etmiştim. Başbakan R.T.Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı’nı görevden almak yerine kendisiyle İstanbul’da halvet olup “gayfe” içerek iki üç saat sohbet etti.

Bu 500 kıdemli aydın yılda birkaç kez bir bildiri yayınlayıp askeri suçlar ve daha çok demokrasi ister. Kafalarında “Cumhuriyet” gibi bir kavram olmadığı gibi “Daha çok demokrasi”den neyi anladıklarını da açıklamamışlardır. Dahası, AKP’nin iktidar döneminde hükümeti demokrasi yoluna davet ettiklerine de tanık olmadık. Bu nedenle kendilerini AKP’li olarak adlandırıyorum.

Aralarında “Ana rahmine haklı düşenler”, “Neo-liberaller”, “Sabık ve sakıt solcular” var: Ahmet Altan, Mehmet Altan, Çetin Altan, Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Baskın Oran, Eser Karakaş, Etyen Mahcupyan, Halil Berktay, Mete Tuncay, Murat Belge, Oral Çalışlar gibi… Ben bunların hepsine artık “Yeni Mürteciler” diyorum.

İmzacılar arasında şaşkın ve heveskar edebiyatçılar da var. Edebiyat yazarları bağışlanabilir !

İmzacılar arasında, bir de, Evrensel Ermeni Lobisi ile Ermeni Zoryan Enstitüsü’nün klonlama yoluyla türettiği  Taner Akçam var, ki  kendisi Yeni Mürtecilerin yol arkadaşıdır.

Beni şaşırtan imza : Prof.Dr.Sadun Aren !

Merak ediyorum, Türkiye’de demokrasinin kurallarına uyması gereken sadece Türk Silahlı Kuvvetleri mi ? Sadece TSK ise,  500 profesyonel imzacıya söyleyecek hiçbir sözüm olamaz. Başta hükümet (yürütme erki) olmak üzere siyasal partilerin, TBMM’nin (yasama erkinin), yargının, medyanın, üniversitelerin demokrasi bağlamında hiçbir sorumluluğu yok mu ?

Yeni Mürtecilerin sivil toplum örgütü (!)  bile saydığı tarikatların, cemaatlerin hiçbir demokratik sorumluluğu yok mu ?

Yeni Mürteciler, TSK’yı, üniversiteleri, Anayasa Mahkemesi’ni, Yargıtay’ı, Danıştay’ı, YÖK’ü beş namaz vakti eleştirirler ama başta Altan familyası olmak üzere, AKP’nin yoksullaştıran ekonomi politikasını, başta AB ilişkileri olmak üzere karaya oturan dış politikasını eleştirdikleri görülmemiştir. Aynı kadro Cumhuriyet toplantıları için olumlu tek satır yazmamıştır.

AKP iktidarı Cumhuriyet’in temel ilkelerine aykırı yasa çıkar(a)madı. Çünkü çıkartamazdı. Yasa önerisi bile yapamazdı. Ama İmam-hatip politikasını sinsice yürüttü. Bu uğurda YÖK karşısında kanlı meydan savaşları verdi. 50’den fazla AKP milletvekili müstehcen buldukları için bir defileyi terk etti.  Devlet kadrolarına imamlar ve hatipler dolduruldu. Medyada, şimdi hükümetin gazeteleri, radyoları ve televizyonları var. Ama Yeni Mürtecilerde tıs yok.

AKP hükümeti, Cumhurbaşkanı seçiminden, Cumhurbaşkanını halka seçtirmeye varıncaya kadar onlarca demokrasi çamı devirdi ama Yeni Mürtecilerde gene tıs yok !

AKP iktidardan ayrılır ayrılmaz  Yeni Mürteciler yeni hükümetin eteğine sarılacaklar. Olan, Yeni Mürtecilerin peşinden giden, kalın belkemikli edebiyatçılara olacak.]

(HÜRRİYET, 23 MAYIS 2007, ÇARŞAMBA)

***

[YENİ  MÜRTECİLERİN HAL VE GİDİŞİ

1948 Londra Olimpiyatları’ndan bu yana gazete okurum. Hürriyet satın aldığım ilk gazetedir. İşte o tarihten bu yana, birtakım yazar ve müderrisin bir İslamcı iktidarın karanlık işlerini bir yana  bırakıp muhalefeti eleştirdiklerine ilk kez tanık oluyorum. Bu zevatın fesatçılar, haramzadeler, yeminli Cumhuriyet düşmanlarıyla  birlikte Cumhuriyet’e, cumhuriyetçilere, “Kurucu Atalar”a saldırdıklarına,  iftira attıklarına tanık oluyoruz.

Ve bu sapkınlıkları da kendi ürettikleri bir naylon demokrasi adına yapıyorlar. Bunların ön saflarında da “Ana Rahmine Haklı Düşenler” kadrosu yer alıyor.  Yalçın Küçük, geçenlerde  Fransa’da “Les Nouveaux Reactionnaires” denen insanlar türediğini söylüyordu programında. Yani Yeni Mürteciler !  Bizimkilerin fotoğrafına çok uygun bir çerçeve.

Bunlardan biri, İsmet Berkan, Cumhurbaşkanı Sezer’in laiklik anlayışını sorguluyor. Haklıdır, Tevhid-i Tedrisat’ın,  Öğrenim Birliği’nin amacını anlamamış  biri Cumhurbaşkanı Sezer’in hangi laikliği savunduğunu kuşkusuz anlayamaz. İmam-hatiplerin toplum üzerindeki yarattığı yıkıcı ikiliği “Bunlar da sonuçta  ‘cumhuriyetin okulları’dır. Bunları açan ve bu kadar çoğaltan güç, sonuçta bu ülkenin hükümetleriydi. Bütün bu hükümetlerin ‘Cumhuriyete düşman yetiştirmek üzere bu okulları açtıkları’ iddia ediliyorsa, sorunumuz çok büyük demektir. O zaman, bir tarafta dünyevilikten uzak bir ‘cumhuriyet’ var, öteki tarafta ise siyasi temsilcileri aracılığıyla her bulduğu fırsatta bu ‘cumhuriyet’i yıkmaya başlayan bir millet” (Radikal, 15.04.07) cümlesiyle savunuyor.

İsmet Berkan, yukarıdaki demagojik safsatayı Cumhurbaşkanını eleştirirken yazmış. Sanki Millet’in tamamı imam-hatip fesadını savunuyormuş gibi. Bu ülkede en çok imam-hatip okulu açmış olan Süleyman Demirel bile bu okulların asıl amaçlarından saptırıldığını söylüyor artık. Yeni Mürteciler için aymazlığın sınırı yok!

Bir başkası ise, Murat Belge, “İtalya’da faşist ve Almanya’da nazizm de kitle hareketleriyle iktidar oldu. 2007’nin Türkiyesi, 1920’lerin İtalya’sını bu anlamda yakalamıştır artık” (Radikal, 15.04.07) diye yazmış.  İşte anadan doğma haklı (!) Murat Belge’nin ulaştığı ruhsal ve zihinsel yıkım ! 14 Nisan 2007 günü demokrasi, Cumhuriyet ve onun devrimlerini savunmak için Ankara’da toplanan yüz binlerce iyi niyetli, barışçı insanımızı faşist ve nazi sürüleriyle bir tutuyor. Böylesine fesatçı bir karşılaştırma yapan birinin  ruh ve zihin sağlığından kuşkuya düşebiliriz.

Hasan Cemal (Milliyet, 15.04.07) ise kendi  geçmişinden örnek vererek Ankara’da toplanan yurtsever cumhuriyetçi demokratları suçluyor. Kendileri de 1970’lerde “Darbeci değil, devrimciyiz !” diye haykırırlarmış fakat sonunda cuntacı olmuşlar. Yenilgilerin yaptığı yıkım ve hedonist megalomanya yüzünden elbette gerçekleri göremiyor, anlayamıyor : Arkalarında 14 Nisan’ın yurtsever yüz binleri olsaydı cuntacılık tuzaklarına düşerler miydi acaba ?

AKP’nin kurduğu hanedana övgüler düzen bu üç yazar her fırsatta Cumhuriyet’e ve cumhuriyetçilere saldırıyor. Böylelerine Yeni Mürteciler deniyor artık !]

(24 NİSAN 2007, SALI)

***

Örnekleri çoğaltmaya gerek yok: Kitaplarımda, sitemde, internette onlarcasını kolayca bulabilirsiniz. Ha bu arada anımsadım, Ali Bayramoğlu, kendilerini “Yeni Mürteciler” olarak tanımladığım için hakkımda ceza ve tazminat davası açmıştı.

Bu zevatın Başyüce R.T.Erdoğan’ın karşısına geçmelerinin nedeni Ertuğrul Özkök’ün sandığı gibi değil: Başyüce bunlara kullanılmış mendil muamelesi yaptı.Bunu da yazdım, yazmıştım!

Ertuğrul Özkök bu zavallı zevata neden itibarlarını  tekrar kazandırmak istiyor? Kesinlikle beceremez. İtibar, bekarete benzer, bir kez yitirilir! Yeni tıbbın marifetli elleri bekaret zarını tamir ediyor ama gerçeği bilen biliyor.

Yazıcı mesleğinden ekmek yiyenlerin kalitesini değerlendirmek için bir ölçü vereceğim size:

1-Düşünmesi gerekeni zamanında düşünmüş mü?

2-Yazması (söylemesi) gerekeni zamanında yazmış mı?

3-Yapması gerekeni zamanında yapmış mı?

4-İktidarın cebine kağıt mendil olarak girmiş mi?

Gerisi havaciva! Hiçbir müflis yazıcıyı hiçbir banker kurtaramaz!

ÖZDEMİR İNCE

10 Temmuz 2015

 

 

 

 

 

 

 

 

 

““ALLAH AŞKINA ‘REİS’İN YANINDA KALAN ŞU PESPAYE KADROYA BAKIN”” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.