AMA NASIL ?.. NE YAPMALI ?…

Ülker’in yolculuk ettiği taksinin şoförü şikayet ediyor: Beli ağrıyormuş, bel ağrısı sırtına vuruyormuş, ağrı iyice çoğaldığı zaman burnu kanıyormuş, burnu kanayınca sırt ağrısı azalıyormuş, on beş yıllık şoförmüş ama sağlık sigortası yokmuş, zamanında sigortanın kıymetini bilememiş, şimdi bir yolunu bulup sigortalı olmaya çalışıyormuş, sigortalı olunca doktora gidecekmiş…
***
Şoförlerin, serbest meslek erbabının çoğu bu durumda. Bu nedenle doğuda bazı kentlerin tamamına yakın kesiminin yeşil kartı var.
Emeğin ücretle değerlendirilmediği, adil bir ücretli emek sistemi kuramamış, vergi vermemenin, sigorta primi ödememenin dünya görüşü haline geldiği, kayıt dışı ekonomiyle beslenen ve bu ekonomiyi besleyen, insanların Fak Fuk Fon, avanta, haraç, sadaka ve zekat sistemini içselleştirdiği bir toplumda politika yapmak, politika aracılığıyla seçim kazanmak mümkün müdür ? Mümkün değildir efendim ! O halde ne yapmalı ?
***
3 Mart 2007 tarihli “Cemaat İdeolojisi ve Demokrasi” başlıklı yazımda, sağ ve solda bulunan ve “seçmen” özellik ve niteliklerine sahip bir kitlenin ortak noktasının laik dünya görüşü olduğunu yazmıştım.
İşte bu kitlenin, AKP’yi destekleyen cemaatlere, tarikatlara ve lümpen kitleye karşı birleşmesi gerekiyor. Seçmen ile seçmen olmayanın mücadelesi bu. Seçmenin amacı demokratik rejimin gelişerek devamı ama seçmen olmayan kitlenin demokrasi umurunda bile değil. Türkiye’nin somut ortamında, demokrasinin laiklik ile dirimsel ilişkisi ortaya çıkıyor.
Şimdi “Toplumu laik olan ile laik olmayanlar diye ikiye bölmeyin” diyen ukala dümbeleklerini duyuyorum. Demokrasi mücadelesinde kuşkusuz laik olan ve laik olmayan ayrımı mutlaka yapılacak. Çünkü laik olmayan düşünce demokrasiyi toplumu dinselleştirmek için istiyor, toplumu özgürleştirmek değil İslamileştirmek istiyor.
***
Bu nedenle 2007 seçimlerinde laik sağın sol bir partiye ya da sol ittifaka oy vermesinin Cumhuriyet için son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nın, Başbakanlık ve hükümetin AKP’nin eline geçmesi Türkiye’nin anayasal cumhuriyet düzenin tehlikeye girmesine ve kapıların teokratik-totaliter bir rejime açılmasına yol açar.
Çünkü, Çankaya Noteri’ne dönüşen Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı ve Başbakanlığı elinde bulunduran bir parti, iktidarın iktidarını denetleyip sınırlandıran Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve YÖK’ü ele geçirerek demokratik rejimi işlemez hale getirebilir. Hele bu parti İslamcı gelenekten gelen ve böyle bir niyeti olduğunu gizleyemeyen AKP ise.
***
2007 seçiminin son seçim olmaması ve toplumsal barışın devamı için herkes gözünü açmak zorunda.