ANAHTAR TESLİMİ KİŞİYE ÖZEL DEVLET

Türkiye Cumhuriyeti sanki batan gemisinin malı, haraç mezat parça parça  satılıyor. İflas etmiş AKP hükümeti tarafından!  Ele geçen parayla damada ısmarlama başkanlık takımı diktiriliyor. Alay etsen ne olacak, küçümsesen ne olacak?! Gerçek şu ki ülke gerçeklerinden habersiz, hırstan dumanaltı olmuş, sorumluluk bilincinden yoksun haramiler alev makinesiyle benzin tankerine saldırıyorlar.

Terörün tek bir hedefi var: Türkiye! Türkiye’yi dize getirerek istediğini almak! Şerefsiz terörden kendine pay çıkarmak kimseye onur getirmez. Şehitler daha toprağa verilmeden, biri kalkmış, kendine yontarak “Türkiye ne zaman olumlu bir adım atsa cevabı hemen terör örgütleri eliyle geliyor!” diyor. TBMM’ne verilen Anayasa değişiklik paketi imâ ve kast ediliyor. Bense, bu paketin Cumhuriyet’in boynuna geçirilen yağlı cellat kemendi olduğunu düşünüyorum. Ne olacak şimdi?! Hezeyandır bunlar!

Ama biz şimdi 1876 Kanuni Esasisi ile AKP hükümetinin anayasa değişikliği taslağını (2016) karşılaştıralım. Aradan  tamı tamına 140 yıl geçmiş.          

OSMANLI DEVLETİ 1.MEŞRUTİYET KANUNU ESASİSİ (1876)

 -Yürütme Organı

Kanun-u Esasînin kurduğu yürütme organı ikili yapıdadır. Bir tarafta devlet başkanı olarak Padişah, diğer tarafta da Hükûmet vardır. Padişah yürütme organının başıdır.

Görev ve Yetkileri.- Padişahın yürütme organının başı olarak birçok yetkileri vardır. Kanun-u Esasînin 7’nci maddesinde Padişahın görev ve yetkileri sayılmıştır: Bakanların tayin ve azli, rütbe ve nişan verilmesi, para basılması, uluslararası andlaşma yapma yetkisi, “harb ve sulh ilânı”, kara ve deniz kuvvetlerinin komutanlığı, kanun ve şeriat hükümlerinin uygulanması, “nizamnamelerin tanzimi”, cezaların hafifletilmesi ve affı, Meclis-i Umumînin toplantıya çağrılması ve tatil edilmesi, Heyet-i Mebusanın üyelerinin yeniden seçilmesi kaydıyla Heyet-i Mebusan fesih hakkı, vb. Keza 29’uncu maddeye göre, Bakanlar Kurulunun önemli kararları icra edebilmesi için Padişahın iznini alması zorunludur

Fesih Hakkı .- Padişahın Parlâmentoya karşı da önemli yetkileri vardır. Meclislerin çalışma takvimini (toplantıya çağrılması, tatile girmesi, vaktinden evvel açma, içtima müddetini uzatma ve kısaltma) (m.42, 43, 44) belirleme yetkisi Padişaha aittir. Keza Padişah Meclis-i Umumîyi feshedebilir. Padişahın fesih hakkı iki ayrı yerde öngörülmüştür. 7’nci maddede Padişahın takdirine kalmış bir “ledeliktiza (gerektiği zaman) fesih” hakkı vardır. 35’inci maddede ise Hükûmet ile Meclis arasında ortaya çıkabilecek bir uyuşmazlığı çözmek için bir fesih müessesesi öngörülmüştür. Bu maddeye göre, Heyet-i Vükelâ ile Heyet-i Mebusan arasında bir konuda “ihtilaf” çıkarsa Heyet-i Vükelâ, bu konuda “ısrar” ederse Heyet-i Mebusan da bunu iki defa ard arda reddederse Padişah, Heyet-i Vükelâ “tebdil (değiştirme)” veya Heyet-i Mebusanın “fesih” edebilir. Fesih yolunu seçerse belirli bir sürede Heyet-i Mebusan seçimleri yenilenmelidir.

Heyet-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu).- “Heyet-i Vükelâ” bir nevi bakanlar kuruludur. Heyet-i Vükelânın başkanı sadrazamdır (m.28). Heyet-i Vükelâda sadrazamdan başka şeyhülislâm ve diğer vekiller bulunur. Sadrazam ve şeyhülislâm doğrudan Padişah tarafından atanır (m.27). Diğer vekiller de, sadrazam tarafından değil, Padişah tarafından atanırlar (m.7, m.27). Keza bunların azli de yine Padişaha ait bir yetkidir (m.7). Bu şu anlama gelmektedir ki, sadrazam, şeyülislâm ve vekiller Padişaha karşı sorumludurlar.

Heyet-i Vükelâ Meclis-i Mebusan karşısında sorumlu değildir. Kanun-u Esasîde güven oylaması usûlü yoktur. Meclis-i Mebusan gensoru verip Hükûmeti düşüremez. Hükûmeti denetlemenin bilinen yollarından (soru, genel görüşme, meclis araştırması, meclis soruşturması, gensoru) sadece “soru (sual)” (m.38) ve vekillerin cezaî sorumluluğunu başlatabilecek ve dolayısıyla bir nevi meclis soruşturması olarak görülebilecek bir vekilin “Divan-ı Âliye havalesi” usûlü vardır (m.31). Özetle Kanun-u Esasînin kurduğu Hükûmet, Meclisin güvenine dayanmaz; ona karşı sorumlu değildir. Bu nedenle Kanun-u Esasînin kurduğu Hükûmet sistemini “parlâmenter sistem” olarak nitelemek oldukça güçtür. O halde, Kanun-u Esasînin kurduğu sistemi kuvvetler ayrılığı esasına dayalı bir sistem olarak görmek pek doğru olmayabilir. Yukarıda Padişahın sahip olduğu olağanüstü yetkiler de göz önüne alınırsa, Kanun-u Esasînin bir “parlâmenter monarşi”, bir “sınırlı monarşi” kurduğunu söylemek oldukça güçtür.  (Türk Anayasa Hukuku Sitesi’den)

***

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA DEĞİŞİKLİKLER YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 MADDE 7- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır.

 MADDE 104- Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.

Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.

Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar.

Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.

Kanunları yayımlar.

Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir.

Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.

Üst düzey kamu yöneticilerini atar ve görevlerine son verir.

Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.

Milletlerarası andlaşma akdeder ve yayımlar.

Anayasa değişikliklerine ilişkin kanından gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.

Milli güvenlik politikalarım belirler ve gerekli tedbirleri alır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığım temsil  eder.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir.

Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile kişilerin cezalarım hafifletir veya kaldırır.

Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.

Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıktan gün yürürlüğe girer.

Cumhurbaşkanı ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

 Madde 105- Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.

Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasî partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir.

Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk karan alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içerisinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.

Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı seçim karan alamaz.

Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer.

Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.

MADDE 106 – […] Cumhurbaşkam yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı  yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleri ile ilgili suç işledikleri iddîasıyla  Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeye soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.

Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasî partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasî parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır.  Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir.

Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içerisinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.

Bu kişilerin görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.

Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın görevi sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, göreviyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır.

***

ELEŞTİRİLER:

 Kanun teklifi metninde  bir gözbağıcılık yapılarak “Cumhurbaşkanı” sözcüğü kullanılmaktaysa da aslında bu tasarıda sunulan görev ve yetkiler  Başkan ve Başkanlık’ı işaret etmektedir.

Yukarıda okuduğunuz Başkanlık yetkileri Osmanlı İmparatorluğu padişahlarının yetkilerinin fersah fersah üzerindedir. Demokratik bir yönetimde bu yetkiler tek kişinin elinde toplanamaz. Toplanırsa,  mutlak despotizmle sonuçlanır.

1- Başta R.T.Erdoğan olmak üzere AKP yandaşları kurulacak başkanlık rejiminin Türk devlet geleneğine uygun olduğunu ileri sürülmekteydi. Türk devlet geleneğinde bir Sadrazamlık (Başbakanlık) makamı bulunmasına karşın bu taslak öneri ile bu makam kaldırılmakta ve iktidar tek kişinin elinde toplanmaktadır. Meşrutiyet döneminde de sadrazamlık makamı bulunmaktadır.

2-Başkanlık kararnameleri padişah fermanlarından farksızdır.

3-Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı günde yapılması seçmene  kurulmuş bir tuzaktır.

4- Başkanın atayıp görevlerine son vereceği üst düzey kamu yöneticilerinin makamları nelerdir?

5- Bir padişahtan çok daha fazla yetkilere sahip, ayni zamanda parti başkanı da olan cumhurbaşkanını, tasarının 105.maddesinin içerdiği koşullara göre, ne suçlamak, ne de yargılamak mümkün. Tasarının 105. maddesi Başkan’a bir tür sorumsuzluk zırhı olmaktadır. Bu maddeye göre Başkan ya da Cumhurbaşkanı, tıpkı bugünkü gibi, anayasa ve yasaları dilediği zaman çiğneyebilir ve kimse kılına dokunamaz.

6- 106. maddeye göre, TBMM Başkan Yardımcılarının ve Bakanların kılına dokunamaz.

7- 17. maddeye göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerinin yarısını Cumhurbaşkanı, öteki yarısını TBMM genel kurulu seçiyor. TBMM’de iktidar partisinin de genel başkanı olan kimse aynı zamanda cumhurbaşkanıdır.  Dolaysıyla,  HSYK’nın bütün üyelerini Cumhurbaşkanı seçmiş oluyor. Sonuç olarak:  Yürütme, Yasama ve Yargı’nın patronu Cumhurbaşkanı olmakta! Kuvvetler ayrılığı dediğin işte böyle olur (!) Demokrasi de kızoğlan kız ama altı aylık gebe!

8- Seçilme yaşının 18’e indirilmesi gayri ciddi bir havailiktir!

9- Başkan, bakanlık sayısını keyfine göre belirleyecek.

10- Başkan, merkezi idare kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, görev, yetki ve sorumluklarını kararname ile düzenleyebilecek. Yani canı isterse bir Feva ve Şeriat Kurumu kurabilecek, medreseler açabilecek, imamlara nikah kıyma yetkisi verebilecek.

11- Başkan, vergilerle ilgili oran ve işlemleri keyfine göre değiştirebilecek.

12- Başkan, ikinci dönemi sona ermeden istifa ederse üçüncü kez seçilebilecek, canı isterse ömür boyu saltanat sürebilecek.

13- Netice-i kelâm: Tam anlamıyla R.T.Erdoğan’ın ölçülerine göre biçilip dikilecek bir saltanat kaftanı. Tüccar terzi Devlet tarafından!

 ***

GELELİM MHP’YE:

 MHP’nin “Anayasa’nın ilk dört maddesi hassasiyeti” bir fantaziden ibarettir. AKP ile yapılan işbirliğinin kurtuluş şamandırası olmaktadır.

Aslına bakılacak olursa: Cumhuriyet devrimleri karşıtı ve mağduru (!) Milliyetçi-Mukadesatçı tarlada yetişen MHP ile AKP tek yumurta ikizi olup Komünizmle Mücadele Cemiyetleri’nin ürünüdürler. Ancak Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin kurucu, öncü ve yazarlarının[i] düşünsel yapılarını irdelediğimizde, karşımıza Cumhuriyet Karşıtlığı ve Mağdurluğu çıkar. Bu nedenle Komünizmle Mücadele Dernekleri aynı zamanda Cumhuriyetle Mücadele Dernekleri de olmuştur. Milliyetçi sağcı MHP tarihi boyunca hep İslamcı sağcı iktidarları ya dışardan desteklemiş ve onların sokaktaki gücü olmuş ya da onlarla koalisyon yapmıştır. Bu durum (ipucu), Devlet Bahçeli neden R.T.Erdoğan’ı destekliyor sorusunun cevaplarından biri olabilir. Komünizimle Mücadele Dernekleri’nin fikir ve finans kaynağının 1945’ten itibaren antikomünizmin finansörü ABD olduğunu hatırlamamız da bir işe yarayabilir. Ülkücü Hareket’in 12 Mart ve 12 Eylül  öncesi silahlı eylemleri de meraklılara ilham kaynağı olabilir.

Hesaplar tutar ve Türkiye’de Başkanlık rejimi kurulursa, MHP’nin görev ve işlevi tamamlanacak ve ana rahmine geri dönecektir. Böylece: Cumhuriyet ve devrimleri arkadan vuran hançer kınına girip  gerçek yuvasına kavuşacaktır.

Hesaplar tutmaz da Türkiye’de Başkanlık rejimi kurulamazsa, ikiyüz yıllık İslamcı Mukadesatçı & Irkçı Türkçü Mukadesatçı hamasi koalisyon sona ermese de temelleri çatırdayacaktır!

Bu konuda maruzatım elbette bu kadar değil: Yukarıda “MHP’nin ‘Anayasa’nın ilk dört maddesi hassasiyeti’ bir fantaziden ibarettir. AKP ile yapılan işbirliğinin kurtuluş şamandırası olmaktadır” demiştim. AKP, ilk dört maddenin koruması altındaki devrim yasalarının ırzına geçerken MHP  gözcülükten başka ne yapıyordu? “4+4+4” yasasına, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine, AKP’nin despotik iktidarına kim “kirvelik” etti? Öte yandan: Anayasa ve yasa iplememeyi alışkanlık haline getirmiş olan bir şahsın, yeni anayasanın pamuk ipliği hükmünde olan engelleyici maddelerine saygı duyacağını sanmak budalalık olmaz mı?

Unutmayalım ki MHP’nin Başbuğ’u ile AKP’nin Başyüce’si de aynı kişiliktir!

 ÖZDEMİR İNCE

16 Aralık 2016

———————————————–

 [i] Hüseyin Nihal AtsızEşref Edip, Hasan Basri Erzurumi, Fethi Tevetoğlu,  Bekir Berk, Necip Fazıl Kısakürek, Nejdet Sancar, Nurettin Topçu, Peyami Safa, Mehmet Kaplan, Erol Güngör, Recai Kutan, Osman Turan, Erol Güngör, Osman Yüksel Serdengeçti, İlhan Darendelioğlu, Fethullah Gülen, Remzi Oğuz Arık, Ahmet Kabaklı, Tekin Erer.