ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKANI ERKAN MUMCUNUN MESAJI

Anımsarsınız 24, 25, 27, 28 ve 29 haziran günlerinde Merkez Sağ ile ilgili beş yazı yayınladım. Bunlardan 24 ve 25 Haziran tarihlerinde yayınlanan “Türkiye Merkez Sağının Trajedisi” ve “Türkiye Merkez Sağının Komedisi” başlıklı iki yazıya Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu’dan bir itiraz yazısı geldi.
Yazıyı olduğu gibi yayınlıyorum:
***
[Sayın İnce,
Son iki gündür Hürriyet Gazetesi’ndeki köşenizde yer verdiğiniz eleştirilerinize ve yanıtlamamı istediğiniz sorularınıza ilişkin vereceğim cevaplar şöyledir:
Siz onaylamayabilirsiniz. Ama benim düşüncelerim gayet net ve sözlerim de bir o kadar açıktır.
Türkiye’de yönetim – yönetici elit ve halk ayrışması Cumhuriyetten çok önce en erken II. Mahmut ile başladı. Meselenin özü, kendi çağdaşlaşmasını kendisi üretemeyen geleneğin modernlik ve modernizm denilen olguya ‘maruz kalması’dır. Maruz kaldığı alafranglaşmayı içselleştirebileceği ekonomik, politik, kültürel araç (veya moderatör) lardan yoksun bırakılan kitleler uyum yerine muhalefeti seçmiş veya seçmek zorunda kalmışlardır.
Devlet düzeninin laik olması ile devletin toplumsal (giderek kamusal alanda bulunuşu üzerinden bireysel) hayatı dindışılaştırma (sekülerleştirme) işlevi üstlenmesi aynı şey değildir. Türkiye’deki yanlış, bu ikisinin bir arada uygulanmasıdır.
Laikliğin bir yönetim biçimi (rejim sorunu) olmaktan çıkıp bir yaşam biçimi, bir kültür sorunu olarak anlaşılması bunu apaçık kanıtlamaktadır. Laiklikten vazgeçmek ne benim gibi düşünenlerin, ne de geniş halk kesimlerinin talebi olmamıştır. Nezaket ölçülerinin dışına çıkarak eleştirdiğiniz ‘sağ’ın da böyle bir talep ya da düşüncesi asla söz konusu değildir.
Bütün mesele, devletin bireye kültür kimliği dayatan rolünden yalıtılmasıdır.
Fakat Türkiye’nin büyük trajedisi şudur ki, kendilerini hem rejimin hem devletin sahipliği makamına ‘kendiliğinden’ oturtanlar, Cumhuriyetin de laikliğin de demokratik ve bilimsel bir anlayışla kavranmasına asla izin vermek istememişler, her türlü müdahaleyi meşru görmüşlerdir.
Bence Anayasa ve yasalarda veya başka belgelerde bir tanım berraklığına gidilmesi çok önemli bir değişiklik yaratmaz. Asıl berraklık kazandırılması gereken alan, bu kavramlara ‘jakoben bir içerik kazandırma’ eğiliminde olan zihinlerdir.
‘Menderes, Özal, Demirel, Erbakan veya Erdoğan ile ne farkınız var?’ diye soruyorsunuz. Bunun yanıtı uzun ve köşenizi buna ayıracağınızı ummuyorum. Ama hepimizin ortak bir yanımız var, size onu söyleyeyim: Halkın inançlarına saygı duyuyoruz. İnsanların inanç ve ibadet özgürlüğüne doğuştan hak sahibi olunduğunu kabul ediyoruz. Hiç birimiz kendini devletin, rejimin sahibi ilan edenler gibi mavi kanlı değiliz. Hepimiz bu memleketin sıradan ailelerine mensup, devlet okullarında okumuş, dokunulabilir, hesap sorulabilir, icabında infaz edilebilir çocuklarıyız. (25.06.08)] ***
Söz konusu yazılar (iki + üç) hafif dozlu bir eleştiri dizisidir. Daha fazlasına dayanamazlar, hasar yaratır. Yarın bu konudaki görüşlerimi bir kez daha özetleyeceğim ama “mavi kanlı” sakatlığına ilişmeyeceğim ! O kendi başına komik !