ARAP DÜNYASINI ANLAMAK İÇİN

Yerli ve yabancı medyayı (gülümseyerek) okuyup dinliyorum: Mısır seçimlerinde 235 sandalye kazanan Müslüman Kardeşleri’in Özgürlük ve Adalet Partisi ne yapacakmış? 124 milletvekilli Selefî Al-Nur partisinin yöneticileri Şeriat’ın yavaş yavaş geleceğini söylüyormuş. Liberal ve laik partiler koalisyonu olan Mısır Blok’u 33 milletveki çıkarmış.
Arap dünyasını iyi tanıyanlar bunun böyle olacağını yazmışlardı zaten. Arap Baharı’na ilişkin yazılarımı hatırlayın: “Toplumsal yapı değişmeden Arap dünyasında ancak iktidar değişir, demokrasi asla gelmez. Toplumsal yapı İslamcılardan başkasını iktidara getirmez!” diye yazıyordum. Kazı koz anlayanlar, seçimlere karşı olduğumu sanıyorlardı. Oysa ben “Seçimlerden sonra iktidara İslamcılar gelince sakın şaşırmayın!” diyordum.
***
Yukarıdaki paragrafın gerekçelerini açıklamayı planlarken, Adonis’in büyük kızı Arwad Esber’in gönderdiği metin (l’Humanité, 17.01.12) işimi iyice kolaylaştırdı. Adonis 14 Ocak günü, Paris’te, Arap dünyası üzerine bir konuşma yapmış. Derdimi anlatmak için, bu konuşmadan alıntılar yapacağım. Adonis, “İslam’da birçok İslam var,” dedikten sonra, Arap dünyasının en büyük sıkıntısının İslamın teokratik yorumundan kaynaklandığını söylüyor:
“Arap dünyasında devrimden söz edenler, toplumun değişmesinden asla söz etmezler sadece yönetimlerin ve yönetenlerin değiştirilmesine değinirler. Eski ve miadı dolmuş yapıları değiştirmeyi asla denemezler. Sadece iktidar söz konusu edilir. Arap’ın ya da Müslüman’ın bilinçaltında, hiçbir zaman toplumsal sorunlar olmadı. Durum böyle olunca, toplumu değiştirmek için yeni düşüncelere ihtiyacımız olamaz. Arap dünyasındaki çatışma aslında toplumu değiştirmeyi amaçlamaz, iktidara karşı yeni bir iktidar içindir kavga.”
***
“Bu durumu tersine çevirmek için, din ile devleti (toplumsal, kültürel ve siyasal olan ne varsa) kesinlikle birbirinden ayırmak zorundayız. Bunu yapmazsanız nasıl devrim yapacaksınız? İslam çözüm yolu değildir, sorun İslam’dan kaynaklanmaktadır ve ilkin onunla yüzleşmek gerekir. Başından bu yana, Arap tarihi bir tür kendine karşı bir soykırım (autogénocide) tarihidir. Doğal olarak, bundan dolayı, bu dünyanın bütün yönetimleri despot ve kokuşmuştur. Çünkü şiddet bu yönetimlerin bir parçasıdır. Toplumun genel yapısı değiştirilmezse her hangi bir şey yapmak mümkün değildir. İsimler değişir, rejimler değişir ama biz ilerleyemeyiz..”
“İslam dininde birçok İslam vardır. Bunlardan biri olan teokratik İslam, Arap dünyasına egemen olan kültürel ve sanatsal İslam’dan tamamen farklıdır. Bu İslam, iktidarlar vasıtasıyla, din, siyaset ve para arasındaki korkunç ilişki aracılığıyla toplumlarımıza dayatıldı.”
Elbette Arap toplumlarını kötürüm eden İslam’ın teokratik yorumudur. Bu yorumun egemen olduğu toplumlarda yapılan ve yapılacak sözde demokratik seçimler hiçbir iyileştirme yaratamaz.
***
“Bu dinsel ortamın dışına çıkamazsak, bizi yöneten rejimleri değiştiremeyiz. Arap Baharı devrimlerine bakın: Gençler sokaklara indi, çok güzel! Ama bu gençlik bugün bir kenara itilmiş durumda. Eski egemenler yerlerinde duruyor […] Batı, Arap aydınlarının, filozoflarının, şairlerinin söylediklerini anlamaya çalışmıyor, onları neden dinlemiyor? Toplumu derinlemesine ancak onlar değiştirebilir, iktidar sahipleri değil.”
Batı, Arap toplumların İslam’ın teokratik ve selefî yorumu karşısında özgürleşmesini istemiyor. Arap toplumları aynen kalsın ama kendi istediği ekipler iktidara gelsin istiyor.
Arap dünyası içinde bulunduğu ideolojik ortamda, “Din” ile “Devlet”i birbirinden ayıramaz ve bu “ayrılma” olmadan demokrasi rüyadan ileri gidemez. İslam demokrasisi diye bir şey yoktur!. İslam ülkeleri kesinlikle laikleşmeden, demokratikleştirici ve kurtarıcı olarak davet edilen (gelen) Hıristiyan yabancılar, tıpkı Irak’ta olduğu gibi, elbette cesetlerin üzerine işerler.
Bu nedenle, oturması için, “Arap Devrimi”ne süre isteyen uzmanların (!) yazılarını okudukça kahkahayla gülüyorum! Ve Arap dünyası laikleşinceye kadar süre veriyorum! Bonkörüm ben!