ATAOL BEHRAMOĞLU

 

(31 Ocak 2015 akşamı, Beşiktaş Kültürevi’nde, Ataol’un 50.yılı toplantısında yaptığım konuşma).

Hiç kimse bir başkasından şiir ya da roman yazmasını, resim ve beste yapmasını, heykel yontmasını istemez. Bu insanların vücutlarının her hangi bir yerinde şiir, roman, heykel, senfoni resim salgılayan bir bez de yoktur, pankreas gibi.

Şair önce iyi bir okurdur. Öteki şairleri, antolojileri okuyarak aküsünü doldurur. Öteki şairlerin, antolojilerde yer alan şairlerin bir şeyleri eksik bıraktıklarını düşündüğü için şiir yazmaya başlar. Ben KAHRAMAN şiir heveslilerinden değil  şairlerden söz ediyorum.

Hemingway kardeşimiz, ki benim düzyazı hocamdır, bu konuda şöyle der:

“Bana para ödense de ödenmese de mutlu olmak için yazmak zorundayım. Bu berbat hastalıkla doğmuşum. Seviyorum yazmayı. Bu daha da beter!”

Ben de veda tarzı bir önsözde, şiir yazarak insanlarla eşitlendiğimi ve mutlu olduğumu yazmıştı.

ATAOL, adını yanlış hatırlamıyorsam ANT dergisinde, iki arkadaşıyla birlikte bir tür toplumcu şiir manifestosu yayınlayarak, yazılan şiiri beğenmediğini, mevcut şiiri değiştirmek istediğini ilan etmişti.

Ancak, kim ki değiştirmek ister kendisi de değişir! Değiştirmek istemeyen mercan adasında ölü mercan olur!

Bir edebiyatın şiir adası tıpkı mercan adaları gibidir. Mercan adalarının suyun altında kalan bölümünde trilyonlarca ölü mercan vardır. Ölü mercanlar olmasaydı o ada ortaya çıkmazdı. Everest de öyle!

Bir ulusun şiir atlasında tek bir Everest yoktur. Birden fazladır. En büyük şair yoktur, en büyük şairler vardır. Bu durumu sadece gerçek şairler bilir.

Yıllar önce Paris’te bir Türk şairi bir Macar şairine “Benim için bir tek Fransız şairi vardır, o da René Char’dır!” demişti. Macar şairin cevabı, “Bütün Fransız kapıcılar aynı şeyi söyler” olmuştu.

Şiir dünyası bürokrasi dünyasına benzemez. Şair, gerçek şair olmak için kadro açılmasını beklemez, bir başkasının emekli olmasını beklemez, kendi kadrosuyla, kendi sandalyesiyle gelir.

Gerçek yolcular binmeden edebiyat tarihi treni hareket etmez. Gereksizler inmeden tren hareket etmez. Kimileri erken binerler ama son yolcu binmeden tren hareket etmez.

Ataol, “Birgün Mutlaka” ile kadrosu ve sandalyesiyle geldi. Trene erkenden bindi. Şimdi trenin kalmasını bekliyor. Erkenden kadro ve sandalye sahibi olmanın sıkıntısı. Tren kalktığı zaman Ataol’un orada olacağı kesin.

“Büyüklük”ü seçen sanatçı, ünü, ödülü ve uzlaşmayı seçtiği için “statü quo”yu da seçmiştir; bu nedenle aydın değildir. Çünkü o kendi “ben”ini seçmiştir. Aydın sanatçı, “büyük” sanatçının tersi değildir, onun zıddıdır.

Ataol aydındır! Bunu 19-20 yaşından bu yana vatandaş eylemleriyle kanıtlamıştır.

Ataol’un her şair gibi, evrensel bir sülalesi vardır. Ataol’un aile ağacının dallarında Nazım Hikmet, Pablo Neruda, Yannis Ritsos, Nicolas Guillen, Attila Jozef ve Puşkin vardır. Kuvvetli bir ailedir ailesi!

***

ÜLKER İNCE, ATAOL’UN, SADECE ATAOL’UN DEĞİL KARDEŞLERİNİN, İSMET ÖZEL’İN DE ÇANKIRI LİSESİ’NDE İNGİLİZCE ÖĞRETMENİYDİ. ÜLKER O SIRADA BENİM SEVGİLİMDİ. BU HAYDUTLAR KARA TAHTAYA BENİM ADIMI YAZARLARMIŞ. “ÖZDEMİR İNCE ÇANKIRI’DA!” DİYE FALAN.

YANİ ATAOĞUL BEY BİZİM AİLEDENDİR.

BURAYA ÇIKMIŞKEN BARIŞ KIZIMIZDAN SÖZ ETMEMEK OLMAZ. ATAOL 12 EYLÜL’DE YURT DIŞINA KAÇIP FRANSA’YA GEÇTİĞİ ZAMAN, BARIŞ 4-5 YAŞINDAYDI. BENİ BABASINA “BABA ÖZLEMİR AMCA SENİN KİTAPLARINI ÇALIYOR!” DEMİŞTİ.

ÖZDEMİR İNCE

31/OCAK/2015