ATATÜRKÇÜLÜK  VE  CUMHURİYETÇİLİK

“Atatürkçülük” ne zaman icat edildi, maymuncuk’a, takiyye aracına ne zaman dönüştürüldü ? Hatırlamıyorum. Ama, sanırım, 1950’den sonra icat edildi. Cumhuriyet ve devrimlerine ihanet edenler, bunu, her zaman “Atatürkçülük kisvesi” altında yaptılar. Örneğin “Karşı Devrim”in resmi temelini atan Demokrat Parti iktidarı, göz boyamak için  “Atatürk hakkında işlenen suçlar “ [i] kanunu çıkardı. ABD ile askeriye, Türkiye’de gelişen sol ve demokrasiyi engellemek için, Atatürk pasaportuyla,  12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerini yaptı. AKP’yi kurup iktidara getirmek için, Atatürk hesabına, 28 Şubat 1997 tarihinde , “Ilımlı İslam Darbesi” yapıldı. Perde askeriyenindi ama Karagözcü gene ABD idi.

Okulu yok, diploması yok, sınavı yok. Fesadı ve dalaveresi çok! Ama Atatürkçü Düşünce Derneği de var, diyeceksiniz. Daha önce de yazdım: Keşke adı “Cumhuriyetçi Düşünce Derneği” olsaydı. Cumhuriyetçi kuşun yuvasına Guguk Kuşu yumurtasını bırakamaz.

Yüklenen özel anlam  da güven vermiyor.. Aslında siyaset dışı duygusal bir kullanım olup siyasi bir karşılığı yok. Takiyye olarak kullanılan Atatürkçülükten söz ediyorum. Bir başka bağlamda  yazmak ve söylemek gerekirse:  Mustafa Kemal Paşa ve Atatürk sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ne “ait” bir  kişilik değil.

Atatürk, CHP’nin kurucusudur, ama Atatürkçülük CHP’nin siyasal ilkeleri arasında yer almaz. CHP’nin siyasal ilkeleri “Altı Ok’tur, yani Cumhuriyetçilik, Laiklik, Halkçılık, Devletçilik, Milliyetçilik, ve Devrimcilik.  1927’de Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik olarak tanımlanan dört ilkeye, 10-18 Mayıs 1931 tarihlerindeki üçüncü parti kurultayında Devletçilik ve İnkılapçılık (Devrimcilik) ilkeleri eklenerek “altı ok” kavramı benimsenmiştir. CHP’lilerin tamamı Atatürkçüdür, olmak zorundadır ama her Atatürkçü CHP’li değildir.

Atatürkçülük ile  Altı Ok’u da içeren Cumhuriyetçilik aynı şey değil. Olamaz zaten. Örneğin bir Atatürk heykeline saldırı olur, kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayan kitlenin bir bölümü ayağa kalkar. AKP iktidarı Cumhuriyet’in en önemli devrim yasalarından olan Tevhid-i Tedrisat  Kanunu’nu (Öğretim Birliği Yasası) ayağının altına alıp çiğner, ama aynı kitlenin geri kalanı herhangi bir tepki bile göstermez. Neden, çünkü Cumhuriyet’in ne anlama geldiğini bilmezler. Atatürk rozeti takmanın, Atatürk resimli fincanla çay içmenin, alanlarda, salonlarda “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diye kendi kendini alkışlamanın Cumhuriyetçi olmakla herhangi bir ilişkisi yoktur. Bunlar Kişiye Tapınç sınıfına bile girmez. Modadır! CHP’nin ilkeleri arasında kişiye tapınç da yoktur. Her seçim yenilgisinden sonra demoralize olup “Artık CHP’ye oy vermeyeceğiz” diye ağlaşanlar bu kitleden çıkar. Oysa CHP’ye 6 Ok’la bağlı olanlar, eleştirirler ama asla “Artık CHP’ye oy vermeyeceğiz” demezler.  Parti bağları ve bilinçleri vardır. Herkes Atatürkçü ise, Selefi İslamcılık neden iktidarda?

Bu ülkeye, demokrasiye, özgür düşünceye, CHP’ye, sola en büyük kötülüğü darbeci askerler yaptı. Düşünsenize “zorunlu din dersi”ni anayasaya zorla koyduran Kenan Evren bile sekter ve ödünsüz Atatürkçü (!) idi. “Atatürkçü” sözcüğü ile yapılan soytarılıkları “Cumhuriyetçi” ile yapamazsınız. Fetullah Hoca ile Adnan Oktar bile Atatürkçü’ydü, Cübbeli Ahmet de kesinlikle Atatürkçü. AKP de Atatürkçü ama Cumhuriyet devrimlerinin tamamının can düşmanı. Her yıl onlarca kez Cumhuriyet’i gücendiren Osmaniyeli Devlet Bey bile baş Atatürkçü. Bu manzarayı 1980’lerde gören Nadir Nadi 1982 yılında “Ben Atatürkçü Değilim” adlı bir kitap yayımlamıştı. Haklıydı Nadir Nadi, İslamcı iktidara kapı açan Kenan Evren “Atatürkçü” ise Cumhuriyetçi Nadir Nadi Atatürkçü olamazdı. Cumhuriyetçi olmadan Atatürkçü olunamaz!

***

Uzatmadan artık sadede gelip iş başı yapalım ve 2 Eylül 2018 tarihli Cumhuriyet gazetesinin 6.sayfasında  yer alan “MEB’den Atatürk Hamlesi” başlıklı haberi okuyalım:

«Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan kapsamlı değişiklikler dün yayımlanan Resmi Gazete ile yürürlüğe girdi. Yönetmelik değişikliğinin en önemli adımı İsmet Yılmaz’ın bakanlığı döneminde yönetmelikten çıkarılan Atatürkçülüğün yeniden öğretmenlerin gündemine alınması oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle de daha önce yönetmelikten çıkarılan Cumhuriyet Bayramı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Zafer Bayramı ve mahalli kurtuluş günleri yeniden kutlama çizelgesine eklendi. Alt tarafı sosyal etkinlik olarak yer veriliyor. Göreceğiz. Yeni bir tuzak olabilir.

Bakanlık, ders yılı başlamadan önce, ikinci dönem başında ve ders yılı sonunda yapılan “Öğretmenler Kurulu” toplantısı gündeminde “Atatürkçülükle ilgili konuların derslerde işlenişi ile öğretim programlarının uygulanmasına yönelik hususlar” maddesi yeniden eklendi. Eğitim kurumunda aynı sınıfı okutan veya alanı aynı olan öğretmenlerden oluşan ve ders içerikleri ile dönemin görüşüldüğü zümre toplantılarının gündemine de “Atatürkçülük” getirildi. Bu kapsamda öğretmenlerin planlarının başına yeniden Atatürk getirilerek madde, “Atatürkçülükle ilgili konuların üzerinde durularak çalışmaların buna göre planlanması ile öğretim programlarının incelenmesi, programların çevre özellikleri de dikkate alınarak amacına ve içeriğine uygun olarak uygulanması, yıllık plan ve ders planlarının hazırlanması ve uygulanmasında konu ve kazanım ağırlıklarının dikkate alınması” şeklinde değiştirildi.» (Cumhuriyet, 2 Eylül 2018)

 ***

Ne olmuş ? Olan-bitenin tamamı göz boyama: Atatürkçülük öğretmenler kurulunda görüşülecek de ne olacak? Hiçbir şey.  Durum böyleyken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eğitim danışmanı Ali Taştan neredeyse göbek atıp şıkır şıkır oynayacak. Bu konuda verdiği  demeç Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberin içindeki kutuda yer aldı:

«CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eğitim danışmanı Ali Taştan, yapılan onlarca değişiklik arasında Atatürkçülük ile ilgili konuların öğretmenler kurulunda ve zümre öğretmenler toplantısında ele alınmasını öngören değişikliğin çok dikkat çektiğini söyledi. Bu konunun sürekli eleştirildiğini hatırlatan Taştan, Atatürkçülüğün öğretmenler kurulu gündemine alınmasını ve zümre toplantılarında çalışmaların buna göre planlanması yönünde  yapılan değişikliğin olumlu olduğunu vurguladı. • Eğitim Servisi»

 Danışman Ali Taşdan’ın dünyadan haberi yok. Milli Eğitim Bakanlığı’nda Cunhuriyet’e tuzak kurulurken  27 Mayıs 2003 tarihli Hürriyet gazetesinde “MİLLİ EĞİTİM BAKANI KİMİ KANDIRIYOR?”başlıklı bir yazı yayımlamışım. Okuyalım:

«Beni Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik kışkırttı. Oysa imam hatip okulları konusunda uzun süre yazmamaya karar vermiştim. Çünkü savunanlar, bu okulların ne kadar yararlı, mezunlarının da ne denli dini bütün ve yurtsever kişiler olduklarını söylemekten başka bir şey yapmıyorlar. Kimileri de sadece küfrediyor.

Bense sivil ve laik üniversitelerin sivil ve laik liselere dayalı olması gerektiğini; meslek okulları mezunlarının sivil üniversitelere girmesi durumunda her mesleğin “o meslek”in zihinsel ve duygusal üniformasını giyeceğini söylüyorum. Koşullanma anlamında, sadece imam hatip okulları değil, askeri liseler de, tarım okulları da vb., sakıncalıdır. Çağdaş eğitime göre üniversiteler, öğrenci kaynaklarını meslek öğretmeyen liselerden sağlamalıdır. Bu eğitsel gerçeğe karşın, imam hatip lisesini sivil lisenin karşısına çıkarmak Cumhuriyet’e karşı hazırlanmış en büyük tuzaktır. Bu nedenle, yurdunu, Cumhuriyet’i, dilini, dinini seven herkes imam hatip liselerinin tekrar alternatif  lise haline getirilmesine mutlaka karşı çıkmalıdır.

14 Şubat 1924 tarihinde TBMM’de üç önemli yasa kabul edildi:

1.Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasına dair 429 sayılı Kanun;

2.Tevhid-i Tedrisata dair 430 sayılı Kanun;

3.Hilafetin kaldırılması ve Osmanoğulları hanedanının yurtdışına çıkartılmasına dair 431 sayılı Kanun.

Bu üç yasanın içinde en önemlisi medrese ve din okullarını kaldırıp laik okulları eğitimin temeli durumuna getiren 430 sayılı Öğretim Birliği Yasası’dır. Hiç kuşkunuz olmasın, bu yasanın yozlaşması Cumhuriyet düzeninin yıkılması anlamına gelir.

Öte yandan, hilafeti diriltmek, laik hukukun yerine şeriat hukukunu getirmek isteyen çevreler için, bu hayallerini gerçekleştirmenin en etkili yolu öğretim birliğini yok etmektir. Çünkü bunu gerçekleştirecek kadroların Cumhuriyetin laik liselerinde yetiştirilmesi son derece zordur.

Bu, bilinen, deşifre olmuş bir gerçekken, Milli Eğitim Bakanı bakın neler söylüyor: “Belediyelerde elektrik, troleybüs, gaz kalmadı ama adları böyle kaldı. İmam hatiplerde artık imam ve hatip yetişmiyor.” (Hürriyet, 11 Mayıs 2003)

Milli Eğitim Bakanı, böylece bakanlığının suç işlediğini itiraf ediyor: Her kurum, her kuruluş ve her okul yasaların kendisine yüklediği görevleri yerine getirir. İmam hatip liseleri artık imam ve hatip yetiştirmiyorsa, ya yasal görevini yerine getirmek için gereken düzenlemeler yapılır ya da bu okullar tamamen kapatılır.

Milli Eğitim Bakanı adam kandırıyor: Aileler çocuklarını  fen bilimleriyle birlikte Kuran, fıkıh ve tefsir bilimleri öğrensinler diye imam hatip okullarına gönderiyormuş. Fıkıh ve tefsirin ne olduğunu biraz bilenler bakanın bu sözlerine kahkahayla gülerler, imam hatip öğrencilerinin bu okullarda öğrendikleri Arapça ile fıkıh ve tefsir bilimlerini öğrenmeleri, lise İngilizcesi ile Shakespeare yorumlamaya benzer. Yani kesinlikle olanaksızdır!

Güldürmeyin bizi  Bay Bakan, meslekleri dinselleştirmek (İslamileştirmek) kumpasınızı itiraf edin de siz de biz de rahatlayalım. (Hürriyet, 27 Mayıs 2003) »

***

On beş yıl önce (2003) ben ne diyorum, on beş yıl sonra (2018)  Kılıçdaroğlu’nun Eğitim danışmanı ne diyor? Danışmanın gösterdiği sevinç ancak Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun eksiksiz uygulanması ve İmam Hatip okullarının % 95’inin kapatılması karşısında gösterilebilir. Böyle bir şeyi de, şayet cesaret edebilirse, CHP iktidara geldiği zaman yapabilir. Görevini doğru-dürüst yapabilmesi için, Eğitim Danışmanı Ali Taşdan’a bir tavsiyem var: CHP Genel Merkezi kitaplığında bulunan kitaplarımı okusun.

TEKİN YAYINLARI, 2015

Bitmedi! 6 Eylül 2018 tarihli SÖZCÜ gazetesinin dünyadan habersiz manşetini okuyun lütfen: “MİLLİ EĞİTİM BAKANI ZİYA SELÇUK’A ÇAĞRI: AÇILIM YÜZÜNDEN KALDIRILAN ANDIMIZ YENİDEN OKUNSUN”

Bre akılsızlar, 23 Nisan 1933 yılında Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip’in  yazdığı muhteşem cumhuriyetçi metnin [ii] değil de, 1972 ve 1997 yıllarında iktidarların tacizine uğrayan metin [iii]  tekrar okunsa ne olacak, Cumhuriyet geri mi gelecek? Cumhuriyet naif bir biçim değil, çağdaş bir “ÖZ”dür! Andımızın özgün metni, Nihat Erim’in 12 Mart darbesi hükümeti ile Mesut Yılmaz’ın (ANAP) 28 Şubatçı  hükümeti tarafından değiştirilmişti. İki değişiklik de sözde Atatürkçü askerlerin işi. Demek ki en kolay yağcılık Atatürk üzerinden yapılıyor.

***

«TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU (Hürriyet, 16 Ağustos 2003)

Şu anda Türkiye’nin en önemli sorunu ne Avrupa Birliği’ne girmek, ne ABD ile arasını düzeltmek. Ne Irak’a asker göndermek, ne Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulması olasılığı, ne Kıbrıs, ne enflasyon…

Türkiye Cumhuriyetinin en önemli sorunu bir devrim yasası olan Öğretim Birliği Yasası’nın (Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun) AKP iktidarı tarafından yok sayılmasıdır.

Anayasanın 174. maddesi şöyle der: «Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının, anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılmaz ve yorumlanamaz.»

  1. maddenin sözünü ettiği inkılap kanunlarının ilki 3 Mart 1340 (1924) tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur.

Bilinmediğini, unutulduğunu dikkate alarak, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun gerekçesini de yazıma aktarayım:

«Cumhuriyet kurulduğunda yurdumuzda ikili eğitim öğretim vardı. Bir devletin kültür ve eğitim siyasetinde, ulusun düşünce ve duygusunda birlik sağlanmasında “Öğretim Birliği İlkesi”  bilimsel, çağdaş ve her yerde yararı görülmüş tam bir ilkedir. Bir ulusun bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim, bir ülkede ‘iki türlü insan’ yetiştirir. Bu ise düşünce ve duyguda birlik ve bütünlüğü bozar.»

 AKP iktidarı işte bu yasayı ortadan kaldırmaya ve imam hatip okullarını yükseköğretime öğrenci hazırlayan öğretim kurumu haline getirmeye çalışmaktadır. Oysa imam hatip okulları, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesine göre, «din hizmetlerinin yerine getirilmesiyle yükümlü memurların yetişmesi için ayrı okullar açılacaktır» hükmüne göre kurulmuştur.

Şimdi AKP hükümeti YÖK yasa taslağında ve imam hatip okulları yönetmeliğinde yaptığı bir sözcük darbesiyle bu okulları «hem mesleğe hem de yükseköğretime öğrenci hazırlayan okul» konumuna getirmek istemektedir.

İmam hatip okulları bütün üniversite ve yüksekokullara öğrcnci sağladığı zaman Cumhuriyet’in niteliği değişir. Şu anda, Cumhuriyet’in temel niteliklerine ve Anayasa’nın 174. maddesinde belirtilen devrim yasalarına muhalif bir hükümet iktidardır. Ve bu durumun yeryüzünde bir benzeri yoktur: Devlet kendisine muhalif bir hükümet tarafından yönetilmektedir.

Cumhuriyet’in temelleri hükümet tarafından dinamitleniyor ama uyurgezer CHP muhalefeti susuyor. Cumhuriyet’in siyasal partileri susuyor. Türk aydınının sefaletiyle, liberalizmin ihtişamıyla, illetli  jakoben demokrasiyle (!) uğraşanlar susuyor. Yolsuzluğun laikliğe fatura edilmesine göz yuman TUSİAD susuyor. Üniversiteler susuyor. Sendikalar susuyor. Sivil toplum örgütleri susuyor.» (Hürriyet, 16 Ağustos 2003)

 

ÖZDEMİR İNCE

10 Eylül 2018

———————————————————

 [i] Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında uygulamaya konan bu kanun, 25 Temmuz 1951 tarihinde kabul edilmiş ve 31 Temmuz 1951 tarihinde de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

[ii] ÖĞRENCİ ANDI (1933)

“Türküm, doğruyum, çalışkanım./ Yasam; küçüklerimi korumak,/ büyüklerimi saymak,/ yurdumu, budunumu (ulusumu)  özümden çok sevmektir./ Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir./ Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.”

[iii] Türküm, doğruyum, çalışkanım,/ İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,/ yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir./ Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir./ Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe/ durmadan yürüyeceğime ant içerim./ Varlığım, Türk varlığına armağan olsun./ “Ne mutlu Türküm diyene!”/