ozdemiri tarafından yazılmış tüm yazılar

SONUN SONU ÜZERİNE

Gazete yazarlığı hayatımda (ki 30 yılı bulur) başta AKP olmak üzere siyasal partileri çok eleştirdim ama hiçbir partinin içişlerine karışmadım. “Şunu başkanlıktan atın, bunu başkan yapın!” demedim. Şimdi de demiyorum, çünkü gazeteci ancak tasvir eder ve yorumlar. Şimdi bakıyorum da kimi gazete yazıcısı, Muharrem İnce’ye “Sen parti kurmalısın arkadaş!” diyor, kimisi ise  Kemal Kılıçdaroğlu’nun adının önüne anlaşılmaz sıfatlar oturtarak  parti başkanlığından indiriyor. Okumaya devam et

SİYASETNÂME

Bugün gene şiirle dile getireceğim düşüncelerimi. Siyasetnâme, 18 Mayıs 1980 – 4 Şubat 1983 tarihleri arasında yazılan, 76 şiirden oluşan, benzersiz, yol açıcı bir kitap: Devletleşmiş  tek adama, saltanata karşı ezilmiş insanoğlunun ve mazlum halkın bitmeyen kavgasının şiiri. 38 yıl olmuş. Kitabı ancak  TOPLU ŞİİRLER külliyatı içinde bulablirsiniz. Okumaya devam et

KAVUN ACISI ve ELMANIN TARİHİ

Kavun Acısı’nı (Aydın, 2.4.1967)  yazdığım sırada Ülker Yalvaç’ta sürgündeydi. Adalet Partisi iktidarı tarafından sürgüne gönderilen ilk kadın öğretmendi.  Tan 3 yaşındaydı.

Elma’nın Tarihi’ni Milli Eğitim Bakanlığı’nın ifadesiyle “birleştirildiğimiz” Muğla’da (5. 8. 1968) yazmıştım.

Kavun Acısı 14 Mayıs 1950’de gelmişti. Acı salgısı AKP ile doruklarına çıktı.

 KAVUN ACISI

 Bu kavun acısı gelecektir

bu kavun acısı geçecektir

demir tavını bulacaktır

ağır kuru ve gebe bir sesle

çekiç örse vuracaktır

karımın devsel yeşil gözleri

öfkenin şiirini yazacaktır

 

Kavun acısı

kışın ilk sesidir camlarda

yazın boş bir okul avlusunda birikmesidir,

unutulmuş bir kalemdir öğretmen masasında

gülen ayvadır ağlayan nardır

bir umut sürgünüdür Dicle boyunda

kavun acısı gelecektir

kavun acısı geçecektir

kırağı gibi dalların üzerinden

bir al turna gibi tüfeğin önünden

su gibi damlayacaktır

ve dağlayacaktır yalım gibi

kavun acısı geçecektir

kiraz zamanı gelecektir

 

Çünkü

saat çalışır ve tamamlar günü

bir kan damlar kaldırımın üzerine

bir daha bir daha damlar

acı yağmur suyuna karışır

bir adam durur direğin dibinde

boynu kıldan ince bir adam

saat vurur yürek atar kan damlar

atar sigarasını adam ezer böcek gibi

 

atar sigarasını adam ezer yazgı gibi

atar sigarasını adam, çünkü

bir yerlerde beyaz mügeler açmaktadır

incir sütü biber gibi yakmaktadır

ak döşekler diken gibi batmaktadır ,

dağlar dağlar dağlar çağırmaktadır

 

Türkünün yurdu insanın yüreğidir

türkünün yüreği insanın belleğidir

onlar senin türkünü anlamazlar

türkün bütün sularda yıkanmıştır

bütün otların ince tadını bilir

bütün zindanları özgürlüğe çevirmiştir

onlar senin türkünü anlamazlar

çünkü onlar gak deyince et

guk deyince su isteyen

Anka’dırlar

 

Kavun acısı geçecektir

kiraz zamanı gelecektir

bu kütük çiçeğe duracaktır

karımın devsel yeşil gözleri

öfkenin şiirini yazacaktır.

(Aydın, 2.4.1967)

ÜLKER, YANNİS RİTSOS’UN ÇAİIŞMA MASASININ ÖNÜNDE. KARLOVASSİ, SAMOS, AĞUSTOS 1978

Elmanın Tarihi’ni, “Devrim”in Dünya’da ve Türkiye’de somut umuda dönüştüğü günlerde yazmıştım. Şiir aynı zamanda diyalektiğin kuramsal tanımıdır. 24 Haziran 2018 günü iki şiirin haber verdiği mutlu günün gerçekleştiği gün olabilir. Gerçekleşmezse yeniden başlarız.

 ELMANIN TARİHİ

Elmanın hızını düşün

Tomurcukları gördün bir sabah tomurcukları düşün

saniyede 300.000 kilometre yol alan hızda

sayısız güneşlere bölünüyordu

sayısız su kabarcıklarına

 

Çiçeklerini gördün bir sabah

çiçekleri düşün

güneşin inatçı gücünü

erguvan tülünü ilkyazın

tutsak insanları ölü çocukları

hedefe giden merminin hüznünü

köyleri kentleri kasabaları düşün

çiçekleri düşün

hepsinin düşleri bir

ama hepsinin düşleri ayrı

 

Yeşil tüylerini gördün ilk patlamada

yeşil tüyleri düşün

bir şey olmayacakmış gibi duran tüyler

dengeli bir coşkuyla bekleyip kafa tutarak

yelin bağrına gümüş kakmalar döken

yeşil tüyler

onları düşün

 

İlkyazda durumu bu elmanın

yeşil kırmızıya dönüşecek

kırmızı tada dönüşecek

ve sonra doludizgin bir koku

ve elmanın doruk noktası :

Yumruktan küçük ve yuvarlak

kabuğu parlak ve sert

kırmızıdan yeşile kadar türlü renkte

kokusu hoş

tadı tatlı ve mayhoş

dokusu gevrek ufak çekirdekli –

Gülgiller’den Elma.

 

Elmanın hızını düşün

 

Elini uzatsan elindedir

yere düşerse çürür ayrışır

ve çekirdekleri yayılır toprağa

toprağın dölyatağına

 

Elma çürür ama öcünü içinde taşır

bir filiz olmanın bir ağaç olmanın öcünü

 

Döllenmenin hızını düşün yeşermenin hızını

yeşilin kırmızının mayhoş tadın ve kokunun

dalından düşmenin ve çürümenin hızını

 

Saniyede 300.000 kilometre yol alan hız

benim dışımda benden ayrı bana karşı

parmak uçlarımı karıncalandıran uygar sıcaklık

sevgilimin yeşil saçları gibi yığılan

ölümün sakladığı dirim

ertelenen dirim

benim yaşama tarzım

bu benim direnmem

bu benim…

değişmem delidumanlığım zorbalığım ;

ölümsüz ve benden bağımsız bir başka şey

bu beni saran beni sarsan bir bengi salgı

 

Elmanın hızını düşün sevgilim

seni beklememin hızını düşün.

(Muğla, 5. 8. 1968)

 ÖZDEMİR İNCE

22 Haziran 2018

 

“DİN YOLUNA YALNIZ BAŞINA DÜŞENLER EŞEKTİR”

“Din yoluna yalnız girenler eşektir” cümlesi, Konya’da mukim ama kitaplarında farsca öten Mevlana’ya aittir. Cümle, Mesnevi’nin 6. cildinde oturur. Cümlenin yalın anlamı şudur: Gerçekten Müslüman olacaksan bir tarikata girip bir şeyhe bağlanacaksın. Oysa İslam’ın aracıya izin vermediği, İslam’da ruhban sınıfı bulunmadığı iddia edilir. Hepsi yalan! Oysa tarikat, başını bir eşeğin çektiği deve kervanına benzer. Şeyh, Tanrı’nın ve Peygamber’in yerine geçmiştir. Okumaya devam et

BENİM OĞLUM EZBER OKUR

24 Haziran 2018 ikili seçiminin en çetin en karmaşık bilmecesi kuşkusuz “Kürt Sorunu”: TC vatandaşı Kürtler mutlu olmak için ne istiyorlar: Bağımsızlık mı, federasyon mu, özerklik mi? PKK’nın ne istediği önemli değil, TC vatandaşı olan Kürtlerin ne istediği önemli. Bu, seçimlerden sonra, devletin en önemli ödev ve görevlerinin başında bu geliyor. Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK  (7)

Bu yazı dizisinin artık sonuna geldik. “Halksız Demokrasi”nin tersi olan “Demokrasisiz halk” da aynı kapıya çıkar. Benim kuşağımdan olanlar, 1950’den bu yana, en azından şunu öğrendi: Demokrasi ancak laik düzende yaşar. Demokrasi olmadan laik düzen yaşamaz, laik düzen olmadan demokrasi yaşayamaz.  Demokratik ve laik düzenlerde siyaset adamları. hükümet ve devlet erkânı “Honnête Homme”dur, centilmendir, çelebidir, paranoyak ve psikopat değildir. Siyasette “ağzı bozuk” değildir. Okumaya devam et