ozdemiri tarafından yazılmış tüm yazılar

DEMOKRASİSİZ HALK (6)

İmgelem gücü zayıf, metafora yabancı dinleyiciyi, okuru, okurcuları zorlayan düşünceler ileri sürdüğümü, cümleler yazdığımı biliyorum. Hürriyet gazetesi dönemimde AKP’nin CHP’nin 7.kongresine kurulduğunu yazmıştım; Ahmet Kekeç adlı bir dinbaz silahşör  beni cahil ilân etmişti; AKP’nin gerçekten de resmen o gün kurulduğunu ileri sürdüğümü yazmıştı. Cümlem, CHP’nin o kurultayda  dinbazlığa taviz verdiği anlamına geliyordu.  Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK  (5)

Bugün size ilham verici bir yazıyı ısıtıp sunacağım; kokmuş değil, aradan geçen on iki yıldan sonra iyice olgunlaşmış, anlamı güç kazanmış. 12 yıl sonra nereye geldik? Bunu irdelemek için paragraflara numara verip yazıdan sonra bu paragraflara göre yeni görüşlerimi (varsa)  ilgi ve bilginize sunacağım:

[YUMURTASIZ OMLET YAPMA SANATI[i]

1-Sol’un halkın istek ve hassasiyetlerini bilmediği, tanımadığı eleştirisine verilecek en güzel yanıt, solun muhafazakâr ve İslamcı sağın oyuna talip olmadığı şeklinde olmalı. Sola bu türden bir eleştiri getirenler Cumhuriyetçi ve dindar halkı da bu kesimin içine sokmaktadırlar.

Cumhuriyet ve devrimleriyle başı hoş olmayan, dahası onlara düşmanca duygular besleyen kesimlerle solun hiçbir ilişkisi olamaz. Bunu böyle bilelim, bu kesim nüfusun şu anda yüzde onluk kesiminden daha fazlasını temsil etmemektedir.

2-Tek kurtuluşun özelleştirmede olduğunu ileri süren görüşü ciddiye alarak halka şöyle bir soru soralım: Sümerbank gibi, Et ve Balık Kurumu gibi yoksul halk için ucuz üretim yapan kuruluşlara yani KİT’lere karşı mısınız ?  Demirçelik fabrikalarının özelleştirilmesine karşı mısınız ? Alınacak yanıt sanırım, halkın büyük bir çoğunluğunun KİT’lerin özelleştirilmesine karşı olduğunu ortaya çıkaracaktır.

Liberal ekonomi de, ekonomik küreselleşme politikaları da yeterince tartışılmamıştır, tartışılmalıdır.

 3-Sol ne değildir, ne olamaz ? Sol, şoven-milliyetçi olamaz, militarist olamaz, İslamcı, muhafazakâr ve mukaddesatçı olamaz, özgürlüklerin ve sosyal hakların engellenmesinden yana olamaz. Demokrattır, cumhuriyetçidir ve laiktir. Irkçı değildir. Kadın ve çocuk haklarını savunur. Emperyalist ve irredantist değildir, emperyalist ve irredantist politikalara karşıdır.

Solun bireyleri ben merkezci değil, toplumcudur.  Eğitimin devlet tekelinde olmasını savunur; okulun ve dinsel inancın cemaatlere teslim edilmesine karşıdır. Ama solun ulusal gerçeklere yabancı kaldığını ileri sürenler, gerçekte onun cumhuriyetçi ve laik ilkelere bağlı olmasını engel olarak görmektedirler. Solun olmazsa olmazları nelerdir ?

Demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve inanç özgürlüğü, gelir ve vergi adaleti.

4-Solu acımasızca yerenler, onun günümüz koşullarına uyum sağlayamadığını ileri sürmektedirler. Onlara göre, İngiltere ve İskandinavya dışında Avrupa solu da günümüz koşullarına yeterince uyum sağlayamamıştır. Çünkü başta Fransa ve halkı  olmak üzere Latin Avrupa “Sosyal Devlet” ilkesini korumak istemektedirler.

Devlet “Sosyal” olma niteliğini yitirirse devlete de gereksinim yoktur. Sosyal olma niteliğini yitiren bütün ulusal devletler küresel ve uluslarüstü sermayenin boyunduruğuna girecektir.

5-Türk solunu beğenmeyenler bize İngiltere İşçi Partisi’ni ve onun liderini örnek göstermektedirler. İngiltere üç yüz yıldır  kapitalist ekonomiyi en katı biçimiyle uygulayan bir ülke. Bu ülkenin sanayileşmesini henüz tamamlayamamış, modernleşme sürecini tamamlayamamış, epeyce köylü kalmış bir topluma örnek gösterilemeyeceğini bilmiyorlar mı?

6-Bir de Çin’i örnek gösteriyorlar. Çin, demokrasi ve insan haklarıyla, emekçi haklarıyla hiçbir ilişkisi bulunmayan bir Komünist Partisi yönetiminde en acımasız kapitalizmi uygulamakta. Türkiye demokratik ve özgür, insan ve emek haklarına saygılı bir ortamda gelişmek istemiyor mu ? Türk solunu eleştirenler, “sol” ile hiçbir ilişkisi olmayan garip bir sol istiyorlar.]

                                                                       ***

1-21 Ekim 2006 tarihli yazımın başında yer alan «Sol’un halkın istek ve hassasiyetlerini bilmediği, tanımadığı eleştirisine verilecek en güzel yanıt, solun muhafazakâr ve İslamcı sağın oyuna talip olmadığı şeklinde olmalı» cümlesinin içerdiği ironi ve alay amacını yeterince yansıtmadığını hissediyorum. Sol, “halkın istek ve hassasiyetlerini” neden bilmesin? Mars’tan mı geldi? Neredeyse %99’u köylü, çiftçi, işçi ve küçük memur kökenli; yani yoksullar ve mazlumlar soyu; açlığı, yoksulluğu ve yoksunluğu çok iyi tanırlar; müslümancılara göre, İslamcılara göre evrensel ve  meşru haklarını çok daha iyi bilirler. Aralarındaki en önemli fark şudur: Sağdaki yoksullar ve ezilenler dinbazın kül ve afyon dumanını yutarlar ama soldakiler yutmazlar; sağdakiler iradelerini teslim ettikleri dinbazın kuludur, soldakiler özgür iradeli, laik ve cumhuriyetçidir.

Aynı parağrafta iyice açıklanması gereken bir başka cümle var: “Cumhuriyet ve devrimleriyle başı hoş olmayan, dahası onlara düşmanca duygular besleyen kesimlerle solun hiçbir ilişkisi olamaz.” Yani sol bu kesimin geçirimsiz (empermeyabl) olduğunu bilir. Afyonkeşi  dalındaki elma gibi kaderine terketmek gerekir, ta ki çürüyüp dalından düşene kadar. Bunun son ve iyi bir örneği var: Teistleşen, ateistleşen genç Müslümanlar. Kuşkuya düştükleri anda, ancak o zaman geçirgen olurlar ve solun dünya görüşünü ve siyasetini anlarlar.

2-Halk büyük oranda özelleştirmeye karşıdır. Ama eskiden özelleştirme yapılan yerlere bakın genellikle gene AKP’ye oy vermişlerdir. Şeker fabrikalarının özelleştirdiği yerlerin seçmeni önümüzdeki 2018 seçimlerde sınava girecek. En azından ilçeler bazında AKP’nin bozguna uğraması gerekir. Eğer mağdur halkın gözü açılmış, bilinci geçirgen olmuş ise.

3-Eklenecek, yorumlanacak bir yer yok.

4-Emekçilerin, yoksul ve yoksunların savunucusu sol  emperyalist kapitalizmin ve dinbazlığın belirlediği koşullara neden uyum sağlasın? Ürünlerini satın alması yetmiyor mu? İktidara gelinceye kadar bu uyumsuzluk elbette devam edecek.

5-Elbette biliyorlar ve artık küresel ekonominin yenilgisi görüyorlar, görecekler.

6-Yorun gerekmez. Solun şiarı bilimdir, kamucu ekonomidir, barış siyasetidir ve ilkeler daima kazanır. Yeter ki dinci sağın beş duyusu somut dünyaya açılsın.

ÖZDEMİR İNCE

14 Mayıs 2018

———————-

[i] Hürriyet, 21 Ekim 2006

DEMOKRASİSİZ HALK (4)

Solun; halkın ve ulusun değerlerini bilmediği, bu değerlere yabancı olduğunu ileri sürmek bana budalaca geliyor. Bu konu açılınca, özellikle çok bilmişlerin söz aldığı aptal kutusunda, türlü çeşitli ukalâlıklar yapılır: “CHP ana muhalefet görevini yapmıyor; CHP kurultay partisidir. Sol küreselleşen dünyayı kavrayamıyor.” Bre munkabızlar, İdris Küçükömer diye bir meczup çıkıp “Türkiye’de sağ soldadır, sol sağdadır” dedi diye adamı ilâh yaptınız. Bu paradoksun eblehlik olduğunu anlamadınız.[i] Şimdi, AKP lümpen proletaryaya sadaka dağıtıp oy aldığı için solda mı oluyor? Fransa’da 1830’da, 1848’de, 1871’de karşı devrimci iktidarlar bunlara çukur kazdırıp para öder, çıkardıkları toprağı tekrar çukura doldurtup  para öderdi. Marx bunlarla iyice dalga geçer. Bana inanmıyorsanız onun Fransız Üçlemesi‘ni[ii] okuyun. Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK (3)

Hürriyet’te  27 Temmuz 2011 tarihinde yayımlanan  yazımdan aktarıyorum: «İnsanın insanı sömürmesine göz yummak, eşitsizliği ve adaletsizliği savunmak bir zulüm ise, biri bu zulme karşı çıkmak için saf (bozulmamış) dini referans alabilir. Ama “din örgütü”nden ve dinbazlardan destek bulamaz. Bir başkası karşı çıkışını insan haklarına, dünyevî vicdana dayandırabilir.  Ama o da kapitalizmin ve emperyalizmin engellemesiyle karşı karşıya kalır. İkisinin arasında büyük bir fark yoktur. Çünkü bu iki insan da bu yeryüzü zulmüne son vermeyi amaçlamaktadır. Biri ötekine “Zulmü ortadan kaldırmak için İslamı referans al” dememeli, diyemez. Öteki de ona “Zulmü ortadan kaldırmak için İslamı referans almaktan vazgeç” dememeli, diyemez. Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK (2)

Zaman zaman eski yazıları ısıtıp bilgi ve ilginize sunuyorum. Gazetede yazarken bile güncel sorunları ele alırken onların özündeki süreklilik çekirdeğini yakalamaya çalıştım. Bu nedenle gazeteci-muhabir kökenli yazarlar güncelin anaforundan kurtulup olayın, olgunun özündeki, çekirdeğindeki marazı ortaya çıkarmakta güçlük çekiyorlar ve bundan dolayı da yazıları 24 saat ömürlü oluyor. Okumaya devam et

EINSTEIN  İMAM HATİPTE OKUSAYDI

AKP aklı, bütün başarılı öğrencileri imam-hatip okulları adlı medreselerinde toplamak için türlü desiselere başvuruyor. Böylece dindar ve kindar bilim insanı, felsefeci, yazar ve sanatçıları yaratarak tek eksiklerini (!) kapatacaklar!  Değil günümüzün en başarılı çocuklarını, Thales, Pisagor, Arşimet, Newton, Copernicus, Galileo, Darwin, Eintein, Stephan Hawking; Biruni, Cezeri, Harezmi, İbni Haldun, İbni Sina, Ali Kuşcu,  Farabi, Cahit Arf, Hulusi Behçet, Aziz Sancar, vb., gibi geçmişinve günümüzün dâhilerini bile AKP’nin imam-hatiplerine doldursanız sonunda ancak kötü siyasetçi ve haramzâde müteahhit olabilirler. Çünkü günümüzün sünnetçi Gazzalileri tarafından akılları ve imgelem gücleri sünnet edilir. Deha ile bâtıl inanç  çiftleşmezler ama çiftleştiler diyelim,bundan  ancak “katır” çıkar. Okumaya devam et

HAYDİ KOMÜNİSTİN VATAN HAİNİ OLDUĞUNU KANITLA

AKP, TSK’nın Afrin harekatının şanını ve şehitlerin şehadetini kendi hanesine gelir olarak kaydetmeyi iştahla sürdürürken  Genel Başkanı R.T.Erdoğan, Varna dönüşü uçakta, beşuş cehreli mutlu  bir gazetecinin “İttifak, Kürt seçmeni olumsuz etkiler mi?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Güney-Doğu’da olumsuz bir hava söz konusu değil… Oralarda durumun daha iyi olacağını düşünüyorum.” Okumaya devam et

PADİŞAHLARIN “ÇOCUK GELİN” KIZLARI

Padişahların Kadınları ve Kızları[i] benim en önem verdiğim başvuru kitaplarımdan biridir. Osmanlı’nın kan tahlili ve iç organ rontgenidir. 1980’den bu yana birçok yazıma konu ve alıntı oldu. Bu kitap Osmanlı hanedanının ve siyasetinin ihtişamının değil sefaletinin tanığıdır. Bir televizyoncu[ii] olarak kitabı kaç kez sinemacılara ve televizyonculara senaryo ve öykü kaynağı olarak  tavsiye ettim. Kimse ilgilenecek cesareti gösteremedi. Hâttâ kimse adını bile anmadı. Okumaya devam et

PADİŞAHLARIN “ÇOCUK GELİN” KIZLARI

Padişahların Kadınları ve Kızları[i] benim en önem verdiğim başvuru kitaplarımdan biridir. Osmanlı’nın kan tahlili ve iç organ rontgenidir. 1980’den bu yana birçok yazıma konu ve alıntı oldu. Bu kitap Osmanlı hanedanının ve siyasetinin ihtişamının değil sefaletinin tanığıdır. Bir televizyoncu[ii] olarak kitabı kaç kez sinemacılara ve televizyonculara senaryo ve öykü kaynağı olarak  tavsiye ettim. Kimse ilgilenecek cesareti gösteremedi. Hâttâ kimse adını bile anmadı. Okumaya devam et