AVA GİDEN AVLANIR

1960’larda Fransızca öğretmenliği yapabildiğim kısa dönem içinde Milli Eğitim Bakanlığı ile aram hiç iyi değildi. Hala beni anımsayıp arayan bazı öğrencilerim var ama “torpilsiz” not verdiğim için öğrenciler pek sevmezlerdi beni. Bunun nedeni, benim öğrencilerimin kendilerini öteki öğrencilere göre şanssız hissetmeleriydi. Çünkü öteki Fransızca öğretmenleri sorumsuzca bol not verirlerdi. Notum “kıt” olduğu için MEB’lığına şikayet edilirdim.
***
Şimdi de öyle. Herkesin büyülü anlamlar yüklediği bazı kavramları sağlam kanıt ve dayanaklarla gerçek boyutlarına indirgiyorum. Son yazılarımda mitos bozuculuğum iyice ortaya çıktı. Gerçekte çıkmak zorunda kaldı.
Basın, akademik çevreler, politika ve Radikal 2’nin alimleri anadilde öğretim, ulus-devlet, çokkültürlülük, ulusal kimlik, alt kimlik, üst kimlik ve benzeri kavramları canlarının istediği gibi istediği gibi kullanıyorlar.
Marazlı bir entellektüel ortam var. Örneğin biri “Bağımsızlığımızdan vazgeçmemizi istiyorum. Hiçbir ulusun bağımsız olmamasından yanayım” diyor. Bu bir ütopya. Ancak bu ütopyayı savunan kişi o anda Türkiye’de özgürlükçü, demokrat oluyor. Ve bu ütopyanın çıkmazlarını, olmazlarını kanıtlayacak olursanız, yandınız, özgürlük ve demokrasi karşıtısınız. Hastalıklı ve marazlı bir zihinsel ortam. Bir zamanlar “sol” kavramı psikiyatri kliğini olarak kullanılıyordu, şimdi buna “demokrasi”, “özgürlük” ve “insan hakları” eklendi.
***
Edebiyat ortamı da farklı değil. 1980 ve 90’larda birçok kavramı doğrulmak için, önyargı ve hurafeleri göstermek için yüzlerce yazı yazdım, on kadar kitap yayınladım.
Aynı kaderi basında da yaşıyorum. Örneğin “Ulus-Devlet”i ele alalım. Francis Fukuyama “Tarihin Sonu” adlı kitabında ulus-devletin sona erdiğini muştuluyordu. Bizim düşünce üretmezler tayfası mal bulmuş mağribi gibi bu muştunun üzerine atıldı. Ulus-devleti savunmak geri zekalılıktı, statükoculuktu, gericilikti… “Dünya küreselleşirken, ulusal çıkarlar da ne demek oluyor, ulus-devleti savunmak dinozorluktur” diye yazıyorlardı.
Fukuyama, 11 Eylül’den sonra ağız ve ayak değiştirdi: “11 Eylül sonrası dönem için, küresel politikadaki temel mesele, devletin nasıl küçüleceği değil nasıl yapılanacağıdır. Tek tek toplumlar ve küresel topluluk için, devletin güçten düşmesi bir ütopyanın değil bir felaketin başlangıcıdır.” (Francis Fukuyama, Devlet İnşası, s.141)
“Egemenliğin günbatımını öne sürenler – ister sağ kanatta, serbest piyasanın savunucuları, ister sol kanatta, çok taraflılık yandaşları olsunlar – günümüz dünyasında ulus-devlet egemenliğinin yerini neyin alacağını açıklamak zorundadırlar. Net cevabın yokluğunda, ulus-devlet egemenliğine geri dönmekten ve bir kez daha devleti nasıl güçlü ve verimli kılabileceğimizi anlamaya çalışmaktan başka seçeneğimiz yok.” (Devlet İnşası, s.141-142).
Francis Fukuyama ulus-devletin sona ermediğini, aksine güçlendirilmesi gerektiğini anlamış ama Büyük Yaşar Kemal’in bundan haberi yok.
***
Bu da yetmiyormuş gibi ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, “alt kimlik, üst kimlik” gibi post-kolonyal (sömürge sonrası) kavramları Türk toplumu için kullanıyor. Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pakistan, uzak-doğu ülkeleri için geçerli olan kavramları hiç tedirginlik duymadan Türkiye için de kullanıyor. Bu kavramları kullandığınız yerde bir sömürge ve sömürgeci vardır. Elbette efendi ve sömürge halkı da vardır. Peki Türkiye’de ?…