AVRUPA BİRLİĞİ VE SARKOZY ÜZERİNE MASALLAR

Benim açımdan Avrupa Birliği macerasının nereye varacağı belliydi. “Avrupa Birliği çamaşır makinesi”nde herkes kendine göre bir şey üretiyordu : Kimileri ayran, kimileri tereyağ, kimileri mayonez… AKP, hem vantilatör hem de Con Ahmet’in Devr-i daim Makinesi olarak kullanıyordu. Avrupa Birliği politikasında iki amacı vardı:
1.İçerde Müslüman Kardeşler politikasını gizlemek, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere devlet kurum ve kadrolarını İslamileştirmek, seçmen kitleleri içinde Müslüman Kardeşler tarzı örgütlenmek (yani para, yardım paketi, yiyecek ve kömür dağıtmak, vb.)
2.Avrupa Birliği’ni Türk Silahlı Kuvvetleri, Anayasa Mahkemesi, Danıştay gibi kurumlarla, Cumhuriyet ve laik cumhuriyetçilerle karşı karşıya getirmek ve bunları itibarsızlaştırmak.
Bu iki amaç dışında geriye kalanlar AKP’nin umurunda bile değildi. AB görüşmelerinin çıkmaza girdiğinin kuşkusuz farkındaydı. Ama onun için önemli olan müzakerelere kör-topal devam ediyormuş gibi yapmak ve Avrupa Birliği’ne çaktırmadan büyük amacına ulaşmak. Avrupa Birliği’nin bu fesadı anlayıp-anlamadığı ayrı bir konu.
Almanya’da Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini engellemek amacıyla bir vakıf kuruluyor. Hükümetin sesi çıkmıyor. Siyasal gözlemciler bu türden vakıfların başta Fransa olmak üzere AB ülkelerinde de kurulabileceği uyarısında bulunuyor.
***
Son günlerde bütün dikkatler Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy üzerinde toplandı. Cumhurbaşkanı seçilsin Türkiye politikası değişir deniliyordu. Değişmedi.
Nicolas Sarkozy’nin 2004 yılında yayınlanan “Cumhuriyet, Dinler, Umut” (La Republique, les religions, l’esperance) adlı söyleşi kitabını okuyanlar önce Sarkozy’yi sonra neden değişmeyeceğini çok iyi anlarlar.
Bu kitaptan 2005 ve 2006’da bir iki kez söz etmiştim. Yayınevleri yayınlamak için ilginç bulmayabilirler. Ama AKP hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı da mı ilginç bulmadı ?
Örneğin 16.sayfadaki şu sözler ne anlama geliyor : “Hayır, laiklik dinlerin hizmetinde değildir. Ama laiklik bireylerin dinlerini uygulamalarına geri alınmaz bir hak olarak saygı gösterir ve savunur. // Din, Cumhuriyet’in çerçevesi dahilinde uygulanması koşuluyla Cumhuriyet’e “karşı” değildir.”
Buna göre, Nicolas Sarkozy, Cumhuriyet’i tarikatların hizmetine sunmaya çalışan, Cumhuriyet karşıtlarını devlet kadrolarına yerleştiren AKP hükümeti ile AB arasında bir Çin Seddi oluşturacaktır. Fakat AKP hükümeti iktidardan uzaklaşırsa, gelen hükümete göre tutumu değişebilir.
“Türkiye’nin topraklarının yüzde 98’i Avrupa’da değil Asya’da. Ayrıca, yirmi yıl sonra,
Avrupa’nın nüfus bakımından en kalabalık ülkesinin Müslüman kültürlü bir ulus olmasını halkımıza anlatamayız. Ve bu durum kurmak istediğimiz Avrupa’nın doğasına aykırıdır.” (S.148) Böyle düşünen biri ile müzakere devam edebilir mi ?
***
Sarkozy’yi Türkiye saflarına çekmek, AB’ye kuşkuyla bakanları demokrasi karşıtı ilan eden Hasan Cemal, Taha Akyol, Cengiz Çandar, Eser Karakaş, Cengiz Aktar ve arkadaşlarına düşüyor. İnandırma büyülerini Sarkozy üzerinde denemelerini bekliyorum !