AVRUPA İSTİKRAR GİRİŞİMİ’NİN AMACI NE?

Luther’in, Calvin’in, Nakşibendilerin, Nurcuların dini ekonomiye alet etme çabalarını anlamak mümkün. Çünkü dini, siyaset başta olmak üzere her türlü dünyevi fesata alet etmişlerdir. Son olarak, bunun örnekleri, AKP hükümetinin Futbol Federasyonu Başkanlığı ve Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı seçimlerine fesat karıştırma kalkışmasında görülmüştür. Peki ama bu yazı dizisinin yazılmasına neden olan Avrupa İstikrar Girişimi’ne ne olmaktadır?
***
Avrupa İstikrar Girişimi “İslami Kalvinistler. Orta Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” başlıklı bir rapor hazırlamıştır. Hazırlar! Her rapor bir değerlendirmedir, tanıklıktır. Ancak tanıklığı dile getirirken, yazıya dökerken kullanılan kavram ve sözcükler raporu hazırlayanların niyetlerini ele verir:
“Anadolu’da yeni refah ortamı, geleneksel değerlerin değişmesine ve çalışmaya, girişimciliğe ve kalkınmaya önem veren yeni bir kültürün oluşmasına yol açıyor. Toplumsal açıdan muhafazakar ve dindar bir toplum olma özelliğini korurken, bazılarının belirttiği gibi bir de ‘Sessiz İslam Reformu’ sürecinden geçiyor. Kayseri’nin önde gelen iş çevreleri, elde ettikleri ekonomik başarıda ‘Protestan çalışma etiği’nin payının büyük olduğunu düşünüyor.” (Rapor Özeti, S.1)
***
Kayseri’de yaşanan gelişmelere “Sessiz İslam Reformu” adını veren “bazıları” kim, kimdir? Kimlikleri neden açıklanmıyor? Bunlar ABD’nin siyaset mimarları olmasın sakın?
Oysa, rapora göre, Kayseri’nin önde gelen iş çevreleri rehberlerinin Protestan çalışma etiği olduğunu söylüyor. Üstelik, raporda, geçen on yıllık dönemdeki bireyselci, iş hayatının gelişimine önem atfeden akımların Türk İslamı’nda belirginleştiği açıklanıyor. (S.1)
Cumhuriyet düşmanlığı suçlamasıyla “mapus damı”nda yatan, Kayseri’nin Büyükşehir eski Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, Kayserilileri çok çalışan Protestanlarla karşılaştırıyor ve “Kayseri’yi anlamak için önce Max Weber’i okumak gerek” (S.16) diyormuş.
Cumhuriyet ile uzlaşamayan İslamcı Şükrü Karatepe kendi gönlüyle Protestanlığın kuyruğuna takılıyor. Elbette okudum, birçok kez okudum. Max Weber’i ve onun dalavereci zihniyetini muhteremden çok daha iyi anladığımı sanıyorum. Max Weber de eşeği boyayıp babasına satmak isteyen Kayserililerden biri aslında.
***
“Anadolu şirketlerinin geniş yer aldığı MÜSİAD’ın yayın organında, İslam ve serbest pazar kapitalizmi arasındaki bağlantılar hararetli biçimde tanıtılıyor. Homo Islamicus adlı kitapçık, bir tüccar olan Hazreti Muhammet’in hayatını anlatmakta, serbest piyasa ekonomisinde devletin müdahalesinin sınırlanmasını dine bağlayarak açıklamakta.” (S.16)
Benim kararım : Buna düpedüz İslam’ın ekonomiye alet edilmesi denir!
Kalvenizm konusunda türlü şaklabanlık, malumatfüruşluk yapan gazete köşe yazarlarının merak edip Avrupa İstikrar Girişimi (AİG)’nin raporunu okuduklarını sanmıyorum.
“Biliyor görünmek” hesapları, bireysel iktidar mücadelesi ve fiyakacılık, ne yazık ki, görmesi gereken gözleri kör ediyor! (Devam edecek.)