AYAKLAR VE BAŞLAR

Demokrasinin “D”sinden habersiz Başbakan’ı, demokratik gösteri haklarını kullanmak için Taksim Meydanı’nı isteyen sendikalara “Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar!” dediği için eleştirmek, kınamak saçmalık olur. Gerekmez ve değmez !
Referansı din olan bir insanın eşitlik düşüncesini, demokrasi ideallerini benimsemesi doğaya aykırı olur.
Din tartışılmaz, ilahi bir hiyerarşiyi temsil eder. Dinlerin insanların eşitliği ilkesi üzerine bina edildiği, dinlerin eşitlik savunucusu olduğu iddiası ise bir vehimden, dahası yalandan başka bir şey değildir.
Bu bağlamda söyleyebileceğimiz tek şey var : Ayakların, seçim sandığında Başbakan’a haddini bildirmesi !
***
Ama iş burada bitmiyor ! Yalancı ve yağcı erbabıyla işimiz var !
Bu zevata göre 1940’larda tek parti CHP eşrafından bir densiz “Hasoların, Memoların bu memleketi yönetmesine izin verilemez!” diyesiymiş ! Ki mümkündür, demiştir.
Oysa AKP Hasolarla, Memolarla elele iktidara yürümüş. CHP ve sol halkı küçük görüyormuş.
Bu nedenle halk, kendini küçük gören CHP ve solu sandıkta cezalandırıyormuş. Kendisini el üstünde tutan sağı balla, börekle besliyormuş !…
Hey gidi köşe yazıcıları, hey !
Daha birkaç yıl önce bile “Egemenlik Allah’ındır !” diye haykıran, daha taşa bu sloganı yazan zihniyetin temsilcisi, işçi sınıfını kuşkusuz ayak takımı sayacaktır.
Biz bunu görüyorduk ama gözlerine banknot yapıştırılmış köşemenler göremiyordu.
***
Elli yıl önce okuduğum İgnozio Silone’nin “Fontamara”sında şöyle bir cümle vardı:
“Önce Tanrı, Tanrı’dan sonra İsa peygamber, İsa’dan sonra Kont hazretleri, Kont’tan sonra Kont’un askerleri, askerden sonra Kont’un köpekleri, köpeklerden sonra biz köylüler.”
Dostoyevski’nin “Cinler”inde, bir tartışma sırasında, Rusya’da başkaldırının Tanrıtanımazlıktan başlayacağını duyan ak saçlı bir yüzbaşı birden ayağa fırlar ve kendi kendine konuşurmuş gibi “Tanrı yoksa benim yüzbaşılığım ne işe yarar ?!” der.
İşçi sınıfı, ne İgnozio Silone’nin köylüsüdür ne de Dostoyevski’nin yüzbaşısıdır. İşçi sınıfının kafasında ve ruhunda bir tek ideal var olmalıdır:
“Sosyal Adalet !”
Sosyal Adalet’ten nefret eden, işçi sınıfını 12 saat çalıştıran, işçilerin sendikalar yerine tarikatlarda örgütlenmesini tercih eden zihniyet elbette işçi sınıfını hor görecektir !
***
İşçi sınıfı Başbakan’ın hakaretini sineye çekecek mi ? Göreceğiz !
Ben işçi sınıfını, babamın sendikacılık yaptığı dönemlerden bilirim ! İşçi sınıfı bir “sınıf” olduğunu hatırlayacaktır. Ve başbakanın “Ayaktakımı!” gafı Türkiye’de artık unutulmayacaktır. 1940’ların Haso-Hüso tezviratı da artık sona ermiştir.
İşçi sınıfı ve köylüler uyanırsa, yoksullar sadaka değil iş isterse, emeğe saygı isterse, ne Tanrı yardım eder AKP’ye ne de Peygamber !