BALIK KAVAĞA ÇIKAR, TARİH TEKERRÜR ETMEZ

“Medrese yobazlarının manevi baskısı altındaki halk yığınları ise, kurtuluşu tâ yedinci asırdaki şeriat şartlarına kavuşmakta arar ve başımıza ne geldi ise Kur’an yolundan ayrılmış olmamızdan ileri geldiğini, inanarak söyler. Ayaklanıp Nizam-ı Cedid’ten beri batılılaşma yolunda neler yapılmışsa hepsini yıkmak için fırsat bekler.

Ordu aydınlarında bir uyanış vardır. Onlara göre de baş çare saray istipdadını yıkıp memleketi meşrutiyet rejimine kavuşturmaktır.”[i]

Sondan başlayalım: Günümüzde,  “gerçekten laik, gerçekten demokrat bir cumhuriyetçi”nin ordudan  beklediği hiçbir şey olamaz. Çünkü her zaman “cumhuriyetçi”  gösterip “karşı devrimci” vurdular. Sadece cumhuriyetçi olsunlar yeter ve kışlalarında kalsınlar. Elli yıldır  sünnet etmeselerdi, sol şimdi çoktan iktidardaydı.

Ama Falih Rıfkı Atay haklıdır:  “Medrese yobazlarının manevi baskısı altındaki halk yığınları ise, kurtuluşu tâ yedinci asırdaki şeriat şartlarına kavuşmakta arar ve başımıza ne geldi ise Kur’an yolundan ayrılmış olmamızdan ileri geldiğini, inanarak söyler. Ayaklanıp Nizam-ı Cedid’ten beri batılılaşma yolunda neler yapılmışsa hepsini yıkmak için fırsat bekler.”

İşte, o gün nihayet geldi: 16 Nisan 2017 halkoylaması!

Ya herro, ya merro!…

Öyle bir halkoylaması ki, bir tarafta “Din İman Masa Kasa”adlıkitabımda[ii] anlattığım  şu açgöz, prinha, yamyam, Allahsız, Kitapsız, Masa ve Kasa ‘yı ele geçirmek ve elden kaçırmamak  için Din ve İman‘ın ırzına geçen Allahsız ve Kitapsızların baştan çıkardığı, maddi ve manevi bakımdan tam anlamıyla lümpen ve lümpenleşmiş bir kitle… Organ mafyalarının, iç organlarını  çaldığının bile farkında değil… Ortaya çıkmak için Fareli Köy’ün kavalcısının tek bir nota çalmasını bekleyen, kemirgenleşmiş bir kitle…

Oy pusulalarından başlayarak her türlü melaneti yapan bir yamyam zihniyet. Utanmazlık, arlanmazlık öyle bir noktaya varmış ki herhangi bir gün torunuyla bir evde bir kitaba bakan Erdoğan, Darbe Gecesi otelde torununa  “Kur’an öğretiyor”muş oluyor ve Abdülkadir Selvi denen bir yağcı ve yalamacı  da “Referanduma giderken iki fotoğraf var. Birinde  FETÖ’cülerle birlikte 15 Temmuz’a kontrollü darbe diyen Kılıçdaroğlu diğerinde ise darbe gecesi torununa Kuran-ı Kerim öğreten Erdoğan. Bu millet Özal‘ı alnı secdeye giden cumhurbaşkanı olarak sevmişti. Erdoğan onu birkaç basamak ileri götürdü. Şehit taziyesinde Kuran okuyor, torununa Kuran öğretirken darbeye maruz kalan cumhurbaşkanı  profili çiziyor. Millet hangisini benimser?”(Hürriyet Avrupa baskısı, 10 Nisan 2017)

Bre adam, bu durumda sonuç ne olursa olsun, kaybeden  Allah, Muhammed, İslam ve Kur’an olur! Çünkü dördü de bir kirli mezatta iki paraya satılmıştır. Lânet olsun alana da satana da! Alana da satana da lânet olsun! Halk oylaması değil de sanki imamlar yarışması! Erdoğan eğer Darbe Gecesi torununa Kuran öğretebiliyorsa, kendisi gafil bir cumhurbaşkanı, Darbe de düzmecedir.  Bunu “(m)illet” yutsa da Tarih asla yutmaz!

Allah’ı Allah ile aldatanlar; Allah’ı erkete (gözcü) yapıp soygun yapanlar, Allah’ınYasaklarından sınava girseler “Evetçiler” olarak acaba kaçı sınıf geçer:

1- İnkarcılara, ahlaksızlara boyun eğmeyin.
2- Yetimin hakkına dokunmayın, yetimi azarlayıp horlamayın.
3- Yoksulu-dilenciyi horlayıp azarlamayın.
4- Allah’ın yanında bir takım velilerin ardına düşmeyin.
5- Yeryüzünde fesat çıkarmayın.
6- Allah’tan başka hiçbir varlığa kulluk ve ibadet etmeyin.
7- Kibirlenmeyin, kasılıp böbürlenmeyin.
8- Zalimlere eğilim göstermeyin.
9- Hak dostlarını horlamayın.
10- Dinde fırkalara ayrılmayın (bölünmeyin).
11- Gelecek hakkında kesin hüküm vermeyin.
12- Yapay haramlar icat etmeyin.
13- Davar sürüsüne dönüşmeyin.
14- Rüşvete asla bulaşmayın.
15- Hainlerin savunucusu olmayın.
16- Allah’ın ayetleriyle alay edenlerin yanında oturmayın.
17- İftiracıların tanıklığını ebediyen kabul etmeyin.
18- Başkalarının evlerine habersiz ve selamsız girmeyin.
19- Yapmayacağınız şeyleri söylemeyin.

Bir de utanmadan Allah’tan, dinden, imandan söz ediyorlar ama deveyi hamutuyla yutuyorlar.

Bu, Allah’tan korkmayan, Peygamber’den utanmayan din tacirlerine sakın yetki vermeyin!

Bu adamlar halkın kasasını soyarak “Evet!” propagandası yapıyorlar!

Bir yerlerini morartıp, “Hayırcılar”ın saldırısına uğradıklarını iddia ediyorlar.

Cunup-cenabet girdikleri camilerde, Allah’ın referandumda “Evet” oyu vereceğini söylüyorlar.

Bu bakın neye benziyor yaptıkları referandum: Benzetmek gibi olmasın, Bolubeyi ile Köroğlu  er meydanında, elde kılıç kalkan  düelloya çıkmışlar. Bolubeyi’nin bir elinde yedi kez su verilmiş çelik kılıç,  öteki elinde bronz kalkan. Köroğlu’nun elindeki kılıç ve kalkan tahtadan. Köroğlu’nun iki gözü kör edilmiş, ayaklarında demir zincir. Bunlar yetmiyormuş gibi, ne olur ne olmaz diye, çevrede Bolubeyi’nin okçuları. Adil düello dediğin işte böyle olur Hacı Cavcav!

Ama ne var ki, Bolubeyi-Köroğlu düellosu 16 Nisan referandumundan çok daha adil! İnsan olan insan  gölgesinden utanır

16 Nisan’dan önce son yazımı bitirmeden, “Pisliklerini Bütün Okyanusların Suları Bile Temizleyemez” (9 Nisan 2017) başlıklı yazımda sözünü ettiğim  “Hayır Hırsızları”na bir çift lafım var.  Bana kazık atan “zat” meğer çok üzülmüş. Elbette üzülecek! Bu adamlar, tarihi bile meymenetsiz 12 Eylül 2010 referandumundan önce neden “YETMEZ AMA EVET” dediklerini manifesto yayınlayarak açıkladılar; caddelerde pankartlarla nümayiş yaptılar; televizyonlarda “Yetmez ama evet” çığırtlanlığı yaptılar, “YETMEZ AMA EVET” tişörtleri giyip poz verdiler. “Evet”lerindeki yetmeyen neydi? Yetmeyen evetleri bakın nerelere geldi? Onlar Hayır deseydi de belki Evet kazanacaktı!

Onların “Yetmez ama Evet”leri AKP’ye mesajdı: “Bu referandum, Cumhuriyeti, Kemalizmi (?) yıkmaya yetmez!” anlamına geliyordu. Çünkü tamamı 1923 Cumhuriyeti’nden ve devrimlerinden nefret ediyordu. Onlar, 1923 Cumhuriyeti’nin yıkılıp yerine 1923’süz, Mustafa Kemalsiz bir Cumhuriyet kurulmasını arzu ediyorlardı. AKP’nin amacının İslami bir monarşi kurmak olduğunu anlayamayacak kadar budalaydılar. Bakın, iş nerelere geldi.  Ben (hatta en başta) ben, olmak üzere Cumhuriyetçiler, olacakları 2002’den itibaren yazıp söylüyorduk. Onlar bizi “Dinozor, Kart Kemalist!” diye suçluyorlardı. Şimdi kalkmışlar, bizimle birlikte HAYIR cephesinde yer almak istiyorlar. Yağma yok, onlar ancak, “Günahkarlar Mangası”da Hayır dileyebilirler. Hayır Cephesi’ne akıl, taktik, strateji kakalayamazlar! Herkes bağışlasa ben bağışlamam onları!
***

Yazının adını dilediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz! Meşrebinize göre!

Demokrasi, eşitlik ve özgürlük, insan hakları,  hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılamaz!

2017 yılında hiçbir ülke, hiçbir devlet, hiçbir millet, hiçbir halk; Allah, din, peygamber ve Kitap için alınıp satılamaz, satana da alana da lânet olsun!………….

ÖZDEMİR İNCE

13 NİSAN 2017

——————————————————-

[i] Falih Rıfkı Atay, Çankaya,  Pozitif Kitap, s.33

[ii] Tekin Yayınları, 2016