BANA BİRAZ MÜSAADE ARTIK !…

Bir yanda, devleti ve kamusal alanı zimmetine geçirerek monarklaşan, hak, hukuk ve adalet türünden zorunlu erdemleri tanımayan  bir Başyüce;Bir yanda, bulanık sığlığı saydam derinlik sanan bir başbakancı;

Bir yanda, bir bölüğü seçmenlikten uzaklaşıp saçmanlaşan bir halk yığışımı;

Bir yanda, büyü ve üfürüğe inanan münevveran tayfası;

Bir yanda, canlı fareyi yirmi paraya yutan saray soytarıları;

Bir yanda, yürümeden uçmaya çalışan sera ürünü turfandalar;

Bir yanda, uçmasınlar diye ayakları bukağılanan, kanatları kesilen bir başka gençlik;

Bir yanda, “Beynimin kırmızı, kalbimin beyaz gülleri!”

Bir yanda, gölgesiz doğmuş, gölgesiz yaşayan kullar;

Bir yanda, “kadın” olmadan anamız, bacımız, karımız olan kısmetsizler;

Bir yanda ve her yanda din haramileri ve iman hırsızları!…..

Orta yanda Fetih hayali ile  istimnâ eylerken o çağın ardından köylü  halkın mal gibi ot otlamasından utanmayan tayfa-i hüdega ve bir de mühür haramisi har-ı haram!…..

Bir yanda görünmek için tepelere çıkan şiirciler ve yazıcılar;

Bir yanda “olmak” için dalgıç olmak gerektiğini bilmeyen zabıt katipleri;

Bir yanda,

“Üstad merhaba,

Bir çeviri yaptırmak istiyoruz.

[Yazarın adı:] [Kitabın adı:]

İlgi duyar mısınız?

Sevgiler,”

deyu çeviri ihale etmek isteyen meşe odunu editörcüler, ki onlara şöyle bir cevap yazmak farz olur:

“Kardeşim Falanca,

25 yıldır çeviri yapmıyorum. Ama o kitabı sizin hatırınıza 50 bin liraya çeviririm.

Bu şu demek: 80 yaşına girmekte olan bir adama çeviri önerisi yapılmaz. Hele o adam 5 ciltlik şiir külliyatını yayınlayacak ciddi bir yayıncı bekliyorsa…

Selam ve sevgi ile,

Müdür ve İmza”

Böyle bir şey ancak Türkiye gibi pusulasını-musulasını yitirmiş bir memlekette olur. Mezurosunu, şiniğini, terazisini, endazesini yitirmiş bir yitik ülkede olur. Kıymet bilmeyenlerin karşısında alçakgönüllü olunmaz: Bana çeviri önermek, Sartre’a, Camus’ye çeviri önermek gibidir. (Angut tayfasının anlaması için yazdım!) Adamı cehennem zebanilerine teslim ederler…

Geçen yıl, hatır kıramayacağım bir yere, bir törende konuşmak için gittim. Benim için çok değerli olan bir “adam”ın anısına ve hatırına… Şık bir otelin konuşma salonunda… Toplantı ilk bölümü bitti, verilen arada, birbirinden şık ve alımlı gençkızlar ve “bayanlar” benimle fotoğraf çektirmek, selfi-melfi yapmak-yaptırmak için sıraya girdiler.

İkinci bölümün sonunda, bir özel üniversitenin yöneticisi “Hocam, bir konuşma yapmak için bizim üniversiteyi  şereflendirir misiniz?” diye sordu.

“Esteğfirullah, reca ederim, dedim, ama bir şartla, ya beni dinlemeye gelenler ellerinde okunmuş  ve yıpranmış bir kitabımla gelecekler; ya da konuşmam karşılığında 10 bin dolar vereceksiniz!”

Salondaki selfici hazirun kahkahayla güldü. Hiçbirinin elinde ne okunmuş ne de okunmamış kitabım vardı ve ne de toplantıyı düzenleyenlerden bir dolar telif ücreti istemiştim. Çünkü oraya onur sahibi bir insan için konuşma yaparak onurlanmaya gitmiştim.

Nisan ayında, Paris’te 1985’ten bu yana tanıdığım önemli bir kitabevindeydim. Aylar önce ısmarladığım kitapları almaya gitmiştim. Çalışanlardan biri, “Monsieur İnce, dedi, size bir şey sorabilir miyim?” dedi. Gitti, bir Türk romancısının Fransa’da yayınlanmış kitabını getirdi. “Berbat bir kitap, bereket versin hiç satılmadı, dedi, nasıl yayınlıyorlar böyle bir şeyi anlamıyorum. Oysa sizde Tanpınar ve Atılgan gibi iyi yazarlar var! Burada iyi karşılandılar!”

O sırada yanımda Ülker ve Türksever bir Fransız  dostumuz vardı.

Kitapçıdan bulvara çıktığımız zaman,  dostumuz, “O romancı hem çevirmene hem de yayınevine para ödedi!” dedi.

Türkiye’ye dönünce bir gazetede gördüm: Değerli romancının başyapıtının Fransızca’ya tercüme edildiği yazıyordu. Daha doğrusu bir ilan! Ama frenkler  (h)ayran ki (h)ayran…

***

Uzatmaya gerek yok: Gelelim Vehbi’nin kerrakesine!

Bu yazıdan sonra, bilinmeyen bir süreye kadar sitede siyasal yazılar yayınlamayacağım. Seçimlerden sonra değil, epeyce biraz daha sonra vaziyetin durumuna bakıp bir karar vereceğim.

Çünkü 1 Eylül 2016’da 80 yaşıma gereceğim. Bu nedenle ciddi bir mıntıka temizliği yapmam gerek: Hamama girerek tepmem gerekeni tepmem, ısırmam gerekeni ısırmam!…

Tükenmiş kitaplarımın yeni basımı için yayıncı bekleyeceğim.

Kitaplaşmamış yazılarımı kitap haline getireceğim.

Yayınlanmış kitaplarımın tema ve konularına göre yeniden biçimlendirilmesine nezaret edeceğim.

Ve en önemlisi seçimden sonra, iki yıldır yazılmayı bekleyen bir şiir kitabını yazmaya girişeceğim: Tek bir şiir!

12 Mart günleri de var sonra… Romansıdır. Bir de Rue Delambre’daki Dingo American Bar, Heminbey ve şürekâsı…

VAKİT GAZETESİ, 20.08.2009

(Vakit Gazetesi, 20.08.2009)

Kuşkusuz sizlerin de yapılacak bir yığın işleriniz vardır!

Abbas yolcu, haydi bana eyvallah!

 

Ve bir hatıra olarak iki eski şiir[1], şimdiki zamana armağan:

 

HESAPLAŞMA

 

Bir kötü çağda yaşanmış delilikler,

tanık olduk yaşadık kendi etimizde.

teslim olurken, bırakıp giderken kimileri,

kimileri boyunlarında okşarken yağlı kemendi.

 

Bir gülümseme!

(ey) yaşamın sonsuz baharı.

 

Kamelya gemisi, 4.5.1979

(Pire-Hydra Adası arasında)

 

BEDEL

 

Süzülerek geçiyorum bir yazın içinden,

kanadlarıma bakıp kıskanıyor çocuklar,

ama hiç düşünmüyorlar:

ben neler ödedim bu yok oluşa.

 

Ne kışlar, ne kıyımlar, ne yokluklar tanıdım,

alnım değdikçe eridi toprakta,

kaç kentin kapılarında kaç kez

bir aynanın önünde tek başıma bırakıldım.

 

Hydra, 5.5.1979

 

Özdemir İnce

31 Mayıs 2015

 

[1] Özdemir İnce. Elmanın Tarihi, (Rüzgara En Yakın Yerde, Toplu Şiirler I ) içinde, Kırmızı Yayınları 2010, S.395 ve 397.

“BANA BİRAZ MÜSAADE ARTIK !…” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.