“BANA DA ‘HIRSIZ’ DİYORLAR !”

1966 temmuzunda Fransa’dan Türkiye’ye döndükten sonra gelecek kaygılarım koyulaşmaya başlamıştı. Bu nedenle taşradan Ankara’ya, İstanbul’a gelmeyi düşünmeye başlamıştım. 1966-1968 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı yurtdışı sınavlarına girdim, hepsini kazandım. Sınav sonuçları ya iptal edildi, ya baraj notu değiştirildi ya da şöyle bir mektup aldım : “Falanca tarihte açılan sınavı kazandınız. Bakanlığımız sizi üçüncü sırada göstermeyi uygun gördü.”
Avrupa Konseyi’nin verdiği özel burstan iki kişi yararlanacağı için beni üçüncü göstermeyi uygun görüyorlardı mesela. Benim üçüncü gösterildiğim sınavda ikinci ya da birinci olan arkadaş bir trafik kazasında öldü. Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’na uygun bir dilekçe yazdım. Durumu anlattım. Cevap bile vermediler. O yılların boğucu ortamı beni iyice küstahlaştırmıştı. MEB’na birkaç kez şöyle telgraf çektiğimi anımsıyorum : “Kazandığım sınavın sonucunu lütfen bildirin!”
***
Baktım, olacak gibi değil, öğretmenliği bıraktım ve TRT’ye geçtim. Kurulmakta olan Planlama bölümüne girecektim. Bölüm kurulamadı. Ben de Dış Haberler Müdürlüğü’nde Emil Galip Sandalcı’nın yanında çevirmen olarak çalışmaya başladım. Bir süre çevirmenlik işi yaptım. Nuri Çolakoğlu, Esin Talu Çelikkan ve Nili Tlabar’ın editörlüğünde. “Dünya Sorunları” adlı, TRT çalışanlarına yönelik “Hizmet İçi” önemli bir yayına çeviriler yapıyordum.
Bu arada rahmetli Semih Tuğrul ve rahmetli Mahmut Tali Öngören’in isteği ve yönlendirmesi üzerine kurulmakta olan Ankara Televizyonu’na geçtim. Sonunda beni mutlu eden bir işte çalışmaya başlamıştım. Öyle çalıştım ki çabucak yükseldim !
Bu arada 12 Mart oldu. “Dünya Sorunları” yayını yüzünden Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından gözaltına alındım 11 Ağustos’ta. Bodrum’da, Han Bar’da. Oysa Eylül ayında Paris’e gidip ORTF (Fransız Radyo-Televizyon Kurumu) stüdyolarında en azından bir yıl staj görecektim. Yurtdışına çıkışım yasaklandığı için Paris’e gidemedim.
***
Taa 1975 yılına kadar yurtdışına çıkamadım. Derken, Demokratik Alman Cumhuriyet’inden bir festival daveti gelmiş. TRT Yönetim Kurulu, festivale Zeki Sözer (Televizyon Daire Başkanı), Özdemir İnce (Program ve Yayın Planlama Müdürü) ve Müzik-Eğlence Şubesi Müdürü Yıleri Atamer’in katılmasına karar vermiş. Ama ben pasaport alamıyorum. TRT Genel Müdürlüğü’nün talebi ve hükümetin özel kararı ile bana pasaport verildi ve Türkiye’yi DDR gibi komünist bir ülkede temsil ettim.
Biz Doğu Berlin’deyken Milliyetçi Cephe Hükümeti TRT’ye yeni bir genel müdür atamış, yeni genel müdür de ilk iş olarak Zeki Sözer’i ve beni görevden alarak “Kızakta Müşavir” yapmıştı. Ankara’ya dönüşümüzde öğrendik.
Bir süre böyle gitti. Gitti ama televizyonda işler iyi gitmiyordu. Bir gün yeni Televizyon Daire Başkanı beni makamına davet etti. Kendisine yardımcı olmamı istedi. Bir yetkim olmayacak ama fikir verecektim. O isterse fikirlerimi uygulayacaktı. Önerisini kabul etmedim. O zaman hüzünlü bir sesle : – “Size solcu dedikleri için üzüldüğünüzü biliyorum. Üzülmeyin bana da ‘hırsız’ diyorlar” dedi. Ben de :
– “Bana ‘solcu dedikleri’ için üzülmüyorum, gurur duyuyorum!” dedim.