BAŞBAKAN’A İNANMANIN GÜÇLÜĞÜ

Başbakan Erdoğan partisinin 24 mayıs günü yaptığı grup toplantısında Danıştay’a yapılan saldırıyı Türkiye’nin huzurunu sabote etmeye yönelik bir komplo olarak nitelendirdi.
Bu nitelemeden “Huzur” sözcüğünü aklımızda tutalım.
***
Başbakan’ın konuşmasından bazı ilginç alıntılar yapacağım ve bunları değerlendireceğim:
“AKP’nin siyasetinde, literatüründe ‘öteki’ diye bir kavram olmadı, olmayacak.”
Bu cümleyi, “Türk” diyemeyip “Türkiyeli” uydurmasını kullanan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını alt ve üst kimliklere bölüp ayıran Başbakan söylüyor.
Kullandığı postkolonyalist sözcük, sıfat ve kavramların “öteki”ni yaratmaya ve (varsa) “öteki” yarasını kaşımaya yarayacağını ne yazık ki bilmiyor.
***
“Milletin beraberliğini psikolojik duvarlarla bölmek, kutuplara çekmek isteyenlerle yolumuzu baştan ayırdık. Hep uzlaşı içinde olduk. Cumhuriyet’in, devletin temel ilkelerine, adalete, hukuka yürekten bağlıyız.”
Başbakan’ın yukardaki sözleri iktidardaki eylemleriyle taban tabana zıt!
Yukardaki sözleri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını “inananlar”/ “inanmayanlar” kategorilerine ayıran ve ter türlü seçimini “inananlar”dan yana kullanan Başbakan söylüyor.
***
Başbakan ve partisi Cumhuriyet’in ve devletin temel ilkelerine, adalete ve hukuka yürekten bağlıymış. Bu iddiaya çocuklar güler. Bunları bakın kim söylüyor ?
Cumhuriyet’in temel direklerinden olan Tevhid’i Tedrisat Kanunu’nu (Öğrenimin Birleşmesi Yasası’nı) yok sayan, ülkenin eğitim ve öğretim sistemini İmam-Hatip mezunları üzerine kurma saplantısını inatla sürdüren bir başbakan söylüyor.
Cumhuriyet’in laiklik anlayışını zorbaca, jakobence bulduğu için laikliği yeniden tanımlamak isteyen bir başbakan söylüyor.
Eşiyle birlikte yürüttüğü “Türban” politikası ile kadınlarımızı ikiye bölen bir başbakan söylüyor.
Parti kongrelerinde haremlik ve selamlık yığışımları huzurunda konuşan ve bu durumu eleştirenleri “Sana ne be kardeşim!” diye paylayan bir Başbakan söylüyor.
Bunları, Cumhuriyet’in kazanımlarını içine sindiremediğini her hareketiyle kanıtlayan ve bunu gururla sergileyen başbakan söylüyor.
Hukuk konularını “Ulema”ya (din bilginlerine) danışmak isteyen Başbakan söylüyor.
Cumhuriyet’in temel kurumlarıyla (Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, YÖK…) sürekli kavga yapan ve bunlara saldıran bir Başbakan söylüyor.
Mahkemelerin kararlarını bir Başbakan olarak kınayan bir Başbakan söylüyor.
***
Başbakan “Huzur”dan söz ediyor. Ama Cumhuriyet ve kurumlarına karşı yürüttüğü hasımca politika Türkiye’deki kronik huzursuzluğun bir numaralı kaynağıdır.
Başbakan bir cumhuriyetçi ise bunu İmam-Hatip okullarını gerçek işlevlerine yönlendirerek kanıtlayabilir. “Türban”ı Cumhuriyet kadınının sırat köprüsü yapmaktan vazgeçer. Haremlik/Selamlık tiyatro sahnesinin önünde konuşmaz.
Başbakan bunları yapmadan söylediklerinin bir tek harfine bile inanmak mümkün değil! Konuşması olsa olsa sert kaya karşısında yeni bir takiye hokkabazlığıdır.