BAŞBAKAN’IN ÇAPI

Ben sabırlıyım. Beklerim. Beklerim. Ve beklediğim sonunda olur. Oldu da…Ama Başbakan R.T.Erdoğan’ın oyunlarından kurtuluş yok. Tam AKP’nin ekonomide yarattığı sefaleti uzman tanıklıklarıyla anlatmaya başlamıştım ki Başbakan gene laiklik yarasını kaşıdı.
***
Başbakan sanki Türkiye ile alay eder gibi, “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir, öyle kalacaktır. Bütün mitinglerin, bütün meydanların ortak paydası budur. Bundan taviz veremeyiz” dedikten sonra ekliyor:
“Laik devleti savunma anlamında ben laikim ama İslamın karşısına koyduğunuz zaman o anlamda değilim, çünkü devlet laik olur… Din üzerinden yapılamayacağı gibi laiklik üzerinden de siyaset yapılamaz.” (Hürriyet, 16.05.07)
Başta Başbakan olmak üzere Türkiye’de laikliğin tehlikede olmadığını ilerileri sürenlere karşı işte bir kanıt. Din üzerinden siyaset yapılamayacağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yazar. Demek ki din üzerinden siyaset yapmak Anayasa’ya ve yasalara göre yasaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’na göre laiklik üzerinden siyaset yapmak bir zorunluluktur. Her politikacı, her siyasal parti ve her hükümet Anayasa’nın 2 ve 4. maddeleri uyarınca laiklik üzerinden siyaset yapmak zorundadır.
Vatandaş Tayyip Reis İslam karşısında laik olmayabilir. Ama başbakan İslam ve bütün dinler kaşısında laik olmak zorundadır. Yoksa suç işler. Milli Görüşcü Başbakan da bu sözleri ile suç işlemektedir. Bu da laikliğin büyük bir tehlike karşısında olduğunu gösteriyor.
***
Laiklik ilkesi AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığı’nda her gün çiğneniyor. Örneğin Eğitim-İş Sendikası Denizli Şubesi yöneticileri, Yeşilköy İbrahim Cengiz Yatılı Bölge İlköğretim Okulu öğrencilerine dağıtılan “Dinin Direği Namaz” adlı kitapta psikolojik cihat yapıldığını ileri sürüyorlar. Eğitim-İş Denizli Şube Başkanı Dikmen Onat, MEB Talim Terbiye Kurulu’nun denetiminden geçirilmeden bir ilköğretim okulunda dağıtılan kitapla ilgili olarak acil harekete geçilmesi çağrısında bulunmuş. Kitabın, küçük yaştaki çocukları toplumsal hoşgörü ve barıştan uzaklaştırıp, Allah sevgisinin yerine korkusu, namaz yolunda ölüm, ümmetçilik, cami merkezli yaşam gibi birtakım yaptırımlara zorlandığını söylüyor. (Cumhuriyet, 16.05.07). Başbakan ve hükümeti laiklik karşısında suçludur !
***
Gene 16 Mayıs günü Haber Türk televizyonundan öğreniyoruz : İstanbul Belediyesi müstehcen ve tahrik edici olduğu gerekçesiyle mayo reklamlarına izin vermiyormuş. “Müstehcen”i vatandaşların dinsel inançları ve ahlak anlayışları mı yoksa yasalar mı tanımlıyor ? Laik ve demokratik bir ülkede din değil yasalar tanımlar. Başbakan Erdoğan’ın laiklik konusunda laf olsun diye söylediklerini iktidarının uygulamaları yalanlıyor.
İlhan Selçuk’tan aldığım ilhamla yazımı şöyle bitireceğim : R.T.Erdoğan eğer Harbiye’de okusaydı Yaşar Büyükanıt olurdu. Yaşar Büyükanıt İmam-Hatip’te okusaydı R.T.Erdoğan olurdu. Laikliğin, laik okulun ne olduğunu, sanırım, bu tersinlemeli (ironik) karşılaştırma çok iyi anlatıyor. Ama Yeni Mürteci tayfası anlamak istemiyor. Bekliyorum. Sabırlıyım !