BAŞBAKAN’IN HAL VE GİDİŞİ

“Günaydın”, “Tünaydın” 1940’larda çıktı. Öğleden sonra için söylenen “Tünaydın” tutmadı ama “Günaydın” betonarme gibi tuttu.
Aynı yıllarda ve çok daha sonralara kadar yaşlılar “Sabah şerifleriniz hayırlı olsun !”, “Akşam şerifleriniz hazırlı olsun !” derlerdi. Bunların cevabı da “Akıbetin hayırlı olsun !” idi. Muhafazakar kesimlerin selamlaşırken “Selamı aleyküm” / “Aleyküm selam” dediklerini, Araplara öykülenlerin ise “Vaaleyküm selam” dediklerini biliyoruz.
Bunlar 1923-1938 arasında köklü bir kültür devrimi yaşamış toplum için çok doğal. Kullanılan dil siyasal tercihi ele verse de herkesin başkalarının haklarına ve özgürlüklerine saygı göstermeleri gerekir. Özellikle hoşgörü ve tolerans sözcüklerini kullanmadım : Kimse benim kullandığım sözcük ve deyimleri yasaklayamaz, ben de kimsenin deyim ve sözcüklerini yasaklayamam. Bunlar hoşgörü ve tolerans kavramlarının kapsamı dışında kalırlar. Bireysel ve dokunulmaz haklardır !..
***
Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin 2008 yılında Başbakanlık koltuğunda oturan bir vatandaşı çıkıp “Bakıyorsunuz, bayram adını değiştirdi. Ne oldu bayramın adı ? Tatil. Olmaz. Bu bayram tatil değil, tatil başka bir şey !” diyor.
Sanki dilbilimci ! “Bayram tatili” deyimi artık dilimize yerleşmiş bir deyiş. Bunun altında buzağı aramak durup dururken kavgaya çanak tutmak olur. Başka bir şey değil.
“Şeker Bayramı. Bu dört dörtlük bir Ramazan Bayramı, ne Şeker Bayramı. İlginç şeyler oluyor, bu erozyondur aslında. Yani buna bir kültürel erozyon denir” diyor.
Doğaldır bütün kültürler erozyona uğrar. Laik çevreler belki “Şeker Bayramı” diyordur. Muhafazakar çevreler de “Ramazan Bayramı” diyordur. Diyorlar. Bu artık yeni kültürün, yeni geleneğin bir parçası olmuş tercihler.
Bu tür şeyler Başbakan’ı ilgilendirmez. Bir ülkenin başbakanı “Şeker Bayramı” deyişini aşağılayıp “Ramazan Bayramı” deyişini tercih ettiğini açıklayamaz. Açıklamak zorbalık olur, özgürlükleri çiğnemektir. Ayrımcılıktır, bölücülüktür, nifaktır !
***
Başbakan, Cumhuriyet Halk Partisi lideri ile televizyona çıkıp tartışmayacağını söylemiş. Televizyona çıkarsa Baykal’a prim yaptırırmış. “Canlı yayına çıkıp prim yaptırmam !” diyor. Yardımcısı Mir Fırat da aralarında düzey farkı olduğu için Başbakan’ın Baykal ile televizyona çıkmasının söz konusu olamayacağını söylüyordu. Kibar (!) bir şekilde !
CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’ye üç öneri getirmişti. Bunlardan biriydi televizyon tartışması. Ama en önemli öneri Milletvekilleri dokunulmazlığının, olmaz ise Erdoğan ile Baykal’ınkinin kaldırılmasını öneriyordu. Başbakan bu öneriyi atlıyor ve bütün dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini söylüyor. Elini tutan mı var, dediğini yapsın !
Ama ne milletvekilleri ne de memurlar için dokunulmazlıkları kaldırmaya cesaret edebileceğini sanmam.
Bir de Deniz Baykal’ın servetini açıklamasını istiyor Başbakan ve Mir Fırat Bey ! Bu tür açıklamalar yolsuzluk yapanlardan istenir. Yolsuzluk iktidarda yapılır. Deniz Baykal 1978 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı idi. 1995 yılında DYP-CHP koalisyonunda üç ay dışişleri bakanlığı yapmıştı. Yolsuzluğu 1978 ve 1995 yıllarında mı yaptı ? Başbakan ve Mir Fırat bey bunu bir açıklasa da öğrensek !