BAŞYÜCE İLE ATIŞMA VE KAPIŞMA

Başyüce gene esip gürlemiş. O esip gürlerse biz de esip gürleriz. Elimiz armut toplamıyor, ağzımızı da hiçbir terzi dikemez.

Söylevi 29 Ocak 2016 tarihli Hürriyet gazetesinden aktarıyorum. İsterseniz birinci bölümdeki Başyüce’nin söylevini okumadan atışma ve kapışmalı ikinci bölüme geçebilirsiniz. Çünkü aynı metin ikinci bölüme (hallaç bölümüne) de şeref vermekte…

Bu söylevden sonra artık kimse Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nasıl bir Başkanlık sistemi istediğini sormamalı. Kendisinden başka kimseyi istemiyor. Benim yıllar önce keşfettiğim özel anayasası da masasının üzerinde duruyor: Necip Fazıl’ın “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”. Kimse zahmet edip anayasa falan hazırlamasın, çünkü şimdiden hükümsüzdür.

 Bilgi ve ilginize: 7 Şubat 2016 pazar günü saat 11:00’de, HALK TV’de, sürekli konuğu Erol Mütercimler’le birlikte  Gürkan Hacır’ın  “Şimdiki Zaman” programına çıkacağım. Benim için yeni bir yenilik!

 Özdemir İnce

1 Şubat 2016

***

1.

[Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa ve başkanlık sistemini halka anlatmak için düğmeye bastı. “Başkanlık sistemini dışlayan anayasa çalışması sakat kalır. Millet hazır, millet meydanlarda kükrüyor, bunu bekliyor” diyen Erdoğan, 300’e yakın STK’nın desteklediği Yeni Anayasa Platformu toplantısında şu mesajları verdi:

 

MİLLET STK’LARLA SAHİP ÇIKIYOR

 

“Yeni anayasa konusuna, milletimizin değerlerini yaşatma noktasında hassasiyet sahibi sivil toplum kuruluşlarımızın öncülük etmesi, rastgele bir durum, bir tesadüf değildir. Millet kendi meselesi olan yeni anayasa talebine kendisini temsil eden STK’lar aracılığıyla sahip çıkıyor. Bugüne kadar kurulan anayasaların hepsi ithaldir, yerli değildir. İthal ürünlerle yöneltildik, ithal mantıklar bize hâkim oldu. Şimdi biz yerliye, milliye dönmeliyiz. Seçimler yapıldı yeni anayasayı konuştuğumuz zaman meydanlar kükrüyordu. Bizdeki anayasa metinleri dayatmadır, darbe direktifleri olarak hazırlanmıştır. Yeni anayasanın yapımındaki usulü çok iyi belirlemeliyiz. Şimdi sivil toplum kuruluşlarımız aracılığıyla milletimizin tüm kesimlerini de içine alacak bir anayasa yazım süreci yürütmeliyiz.

ÇATIŞMA YERİNE UYUM

Seçkinci değil kapsayıcı, böyle bir anayasa metnini ancak bu şekilde ortaya çıkarabiliriz. Millet hazır, ben elitim diye geçinenler, siyasetçiler buna tam hazır değil, sıkıntı burada. Yoksa millet hazır, millet zaten meydanlarda kükrüyor, bunu bekliyor. Milleti merkeze alan, kadim yönetim geleneğimize yaslanan bir anayasa Türk tipi anayasadır.

Yargı organlarıyla yasama ve yürütme arasında eskiden beri süre gelen sıkıntıların temelinde mevcut anayasanın, güçlerin uyumunu değil, çatışmasını esas alan anlayışı vardır. Yeni anayasanın ruhu çatışma yerine uyum ve denge, birbirilerini yıpratma yerine birbirlerini destekleme mantığıyla oluşturulduğunda bu sıkıntı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Yürütme meselesi yeni anayasa çalışmalarının düğüm noktasını teşkil edecek. Biz parlamenter sistemin ülkemizde miadını doldurduğuna inanıyoruz.

MEDYADA ANLATILACAK

Yapmamız gereken nedir? Bir; halkımızın yeni anayasa veya başkanlık sistemiyle ilgili daha da bilgilendirilmesi. İki; televizyonlarda, gazetelerde bunun anlatımı ve bu konuda milletimizin bir an önce bilgilendirilmesi büyük önem arz ediyor. İşte STK’lar bu adımı atmış durumdalar. Üniversitelerimizin başta hukuk fakülteleri olmak üzere, uluslararası ilişkilerde, ekonomi, iktisat fakültelerinde bunlar artık tartışılır noktaya geldi ve oralarda da paneller, sempozyumlar başlıyor, başlayacak.

Yeni anayasa başkanlık sistemi tartışmaları birtakım kesimler tarafından kasıtlı olarak üniter yapımızla, ülke bütünlüğümüzle, milli birliğimizle ilişkili hale getirilmeye çalışılıyor. Nasıl sözde cemaat adı altında devlet içinde paralel yapı oluşturmak isteyenlere dünyayı dar ediyorsak, özerklik adı altında, özyönetim adı altında devlet içinde devlet kurmaya çalışanların da dünyayı başlarına yıkarız.”

MEVCUT SİSTEM ANORMALLİK HALİ

“Mevcut sistemimiz, bir anormallik halidir. Hem seçilmiş başbakan hem seçilmiş cumhurbaşkanıyla bu sistemin yürümesi fevkalade güçtür. Hadi bugün aynı siyasi gelenekten gelen Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak uyum içinde çalışıyoruz. Ama aynı siyasi gelenekten gelmemiş bir cumhurbaşkanıyla da çalıştım. Ne getirdiğini ne götürdüğünü ben biliyorum. Yapmamız gereken bu kriz halinin ortaya çıkmasını, yaşanmasını beklemeden bugünden tedbiri almak, yarım kalan işi tamamlamaktır. Yani başkanlık sistemine geçmektir. Yeni anayasanın bu anlayışla hazırlanması en doğrusudur. Bu ihtiyacı tümden dışlayan bir anayasa sürecinin sakat doğacağı da açıktır. Nihai kararı vekiller değil asil olan millet vermelidir.”

MEVZUAT AMCAYLA YANMIŞTIK

“Türkiye’nin yeniden yapılanma ihtiyacı had safhadadır. Eğer mevzuat amcayla bu işi yürütmeye kalksaydık yanmıştık. Onu kendimize uydurduğumuz için, onun bağlayıcılığına ‘evet’ demediğimiz için bu işi başardık. Bürokratik oligarşi gelir önüne mevzuatı, yasaları önüne koyar ve sen de bunun altından kalkamazsın. Hele bir de korkak siyasetçiysen yanmışsın. Başkanlık sistemi, sağladığı mutlak istikrarla Türkiye’yi bu tür risklerden koruyabilme özelliğine sahiptir.”]

***

BAŞYÜCELİK ANAYASASI
BAŞYÜCELİK ANAYASASI

2.

ATIŞMA VE KAPIŞMA

MİLLET STK’LARLA SAHİP ÇIKIYOR

BAŞYÜCE :“Yeni anayasa konusuna, milletimizin değerlerini yaşatma noktasında hassasiyet sahibi sivil toplum kuruluşlarımızın öncülük etmesi, rastgele bir durum, bir tesadüf değildir. Millet kendi meselesi olan yeni anayasa talebine kendisini temsil eden STK’lar aracılığıyla sahip çıkıyor. Bugüne kadar kurulan anayasaların hepsi ithaldir, yerli değildir. İthal ürünlerle yöneltildik, ithal mantıklar bize hâkim oldu. Şimdi biz yerliye, milliye dönmeliyiz. Seçimler yapıldı yeni anayasayı konuştuğumuz zaman meydanlar kükrüyordu. Bizdeki anayasa metinleri dayatmadır, darbe direktifleri olarak hazırlanmıştır. Yeni anayasanın yapımındaki usulü çok iyi belirlemeliyiz. Şimdi sivil toplum kuruluşlarımız aracılığıyla milletimizin tüm kesimlerini de içine alacak bir anayasa yazım süreci yürütmeliyiz.”

ÖZDEMİR İNCE: Bir kez daha göz boyamak: Yandaş sefil toplum örgütleri ne zaman halkın taleplerini temsil eden STK (Sivil Toplum Kuruluşu) oldu? Sivil Toplum Örgütü’nün evrensel adı NGO’dur, yani devlet kurumlarıyla her hangi bir ilişkisi olmayan toplum kuruluşu. Bu türden bir kuruluşu Başyüce Aksaray dedikleri Akkondu’sunun bahçe kapısından bile içeri sokmaz.

Anayasa’nın yerlisi, yersizi olmaz. Her gerçek demokratik ülke anayasasının   % 99’u temel madde olarak evrensel değerlere dayanır. % 1 yerli katkı anayasanın rengini değiştiremez. Bu nedenle 1921, 1924, 1961 anayasaları % 100 yerli ve evrenseldir. Evrensel anayasa hukukunun  ilke ve değerleri ithal karpuza benzemez. Bu nedenle “İthal Anayasa” iddiası demagojiden, mugalatadan ibarettir. Elma şekeriyle çocuk kandırmaya benzer. Başyüce, anayasaya benzer bir anayasa yapılmasını istiyorsa, tavsiye ederim, Prof.Dr.Erdoğan Teziç’in ANAYASA HUKUKU kitabını bizzat okumalıdır.

Direktifle hazırlanan sadece anayasa mı? Yüzlerce yasa ve yönetmelik ısmarlama değil mi?

ÇATIŞMA YERİNE UYUM

 BAŞYÜCE: “Seçkinci değil kapsayıcı, böyle bir anayasa metnini ancak bu şekilde ortaya çıkarabiliriz. Millet hazır, ben elitim diye geçinenler, siyasetçiler buna tam hazır değil, sıkıntı burada. Yoksa millet hazır, millet zaten meydanlarda kükrüyor, bunu bekliyor. Milleti merkeze alan, kadim yönetim geleneğimize yaslanan bir anayasa Türk tipi anayasadır.

Yargı organlarıyla yasama ve yürütme arasında eskiden beri süre gelen sıkıntıların temelinde mevcut anayasanın, güçlerin uyumunu değil, çatışmasını esas alan anlayışı vardır. Yeni anayasanın ruhu çatışma yerine uyum ve denge, birbirilerini yıpratma yerine birbirlerini destekleme mantığıyla oluşturulduğunda bu sıkıntı kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

 Yürütme meselesi yeni anayasa çalışmalarının düğüm noktasını teşkil edecek. Biz parlamenter sistemin ülkemizde miadını doldurduğuna inanıyoruz.”

ÖZDEMİR İNCE: “Yargı organlarıyla yasama ve yürütme arasında eskiden beri süre gelen sıkıntıların temelinde mevcut anayasanın, güçlerin uyumunu değil, çatışmasını esas alan anlayışı vardır” demek, adıyla sanıyla “güçler birliği” anlamına gelir: Yasama (TBMM) ve Yargı (Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, yukardan aşağıya bütün mahkemeler) Yürütme’nin (Başyüce’nin) elinde ve emrinde olacak. Mevcut  “Mevzuat”a aykırı fiili durum bu. Yargı önünde hesap verilmesi gereken bir suç durumu. Cumhurbaşkanı gayrı meşru Başyücelik rejimini anti demokratik anayasa vasıtasıyla meşrulaştırmak ve kendi şahsına dokunulmazlık kazandırmak istiyor.

Mevcut yönetimsel anarşinin sorumlusu anayasa değil bizzat Cumhurbaşkanlığı makamıdır. “Seçkinci” ile “kapsayıcı” sıfatları aynı kategoriden olmadıkları için karşılaştırılamaz. Elma ile armudu toplamaya benzer. “Seçkinci”nin antipodu  (karşı ucu) “sıradancı”dır ve hiçbir anayasa sıradan olamaz. “Millet hazır, ben elitim diye geçinenler, siyasetçiler buna tam hazır değil, sıkıntı burada.”cümlesinin hiçbir anlamı yok. Çünkü Başyüce’nin  “millet”  dediği  İslamcı “ayaktakımı”  anayasayı da babayasayı da umursamaz. “Yoksa millet hazır, millet zaten meydanlarda kükrüyor, bunu bekliyor” ise içi boş bir iddia. “Milleti merkeze alan, kadim yönetim geleneğimize yaslanan bir anayasa Türk tipi anayasadır” da gerçek dışı bir iddia. Kadim geleneğimiz denen “şey”, kapı kulu milletiyle birlikte,   halkı  hiçbir zaman merkez olarak almamıştır. Demokrasilerde “tek boyutlu”, “tek sesli” MİLLET değil, “çok boyutlu” ve “çok sesli” HALK merkezde olur. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti “Türk Milleti”nin değil, “Türk Halkı”nın yönetim şeklidir. Ancak Başyüce’nin sözünü ettiği millet Türk milleti değil İslam Ümmeti’dir.

Ne İslam öncesinde ne de İslam sonrasında insan yazımı  bir  töre külliyatı (anayasa) vardır. Yönetim tek adamın elinde ve ağzındadır. Asya tipi (Mogol-Türk tipi) yönetim her bakıma kanlı bir despotizmi ifade eder.

“Yargı organlarıyla yasama ve yürütme arasında eskiden beri süre gelen sıkıntıların temelinde mevcut anayasanın, güçlerin uyumunu değil, çatışmasını esas alan anlayışı vardır” da havai bir iddia. Yargı ile yasama asla uyum içinde olamaz. Yargı, yasama ile uyum halinde olursa, onun iş ve eylemlerini denetleyemez. Yargı, yasama ve yürütmenin güç sınırlarını denetlemek, sınırlamak zorundadır. Yargı, anayasanın ve yasaların bekçisidir. Ne yürütme ne de  yasama ile laubali olabilir. Buna da demokratik ilişki denir. Anayasa Mahkemesi yasama erkini (TBMM) denetler ve onun erkini (kuvvetini) sınırlandırır. Danıştay, hükümetin (yürütmenin)  eylem ve işlerini denetler ve erkini (kuvvetini) sınırlar. Yargı Erki’ni ne Yasama (TBMM) ne Yürütme (Hükümet) denetleyebilir, ne de onun erkini (kuvvetini) sınırlandırabilir. Bir bakıma Yargı erki Yasama ve Yürütme’nin üzerindedir. Denetim ve denge denen şey işte budur. Üç erk arasında “al gülüm, ver gülüm” ilişkisi yoktur. Olması gerekmez zaten!

Başyüce, “Yürütme meselesi yeni anayasa çalışmalarının düğüm noktasını teşkil edecek. Biz parlamenter sistemin ülkemizde miadını doldurduğuna inanıyoruz” diyerek ağzındaki baklayı çıkartıyor zaten. Yürütme, “malı götürme” anlamında düşünülmüyorsa, kuşkusuz, Yargı ve Yasama (TBMM) tarafından denetlenecek. İster parlamenter sistemin hükümeti, ister Başkanlık siteminin başkanı olsun mutlaka denetlenecek ve sınırlandırılacak. Özellikle de Başkan. Ancak Başyüce ne denetlenme ne de sınırlandırılma istiyor. Astığı astık, kestiği kestik olmak istiyor, kimseye hesap vermek istemiyor.

Başyücelik hayalleri kuran bir muhteris “Biz parlamenter sistemin ülkemizde miadını doldurduğuna inanıyoruz” derse, biz de parlamenter sistemin tekerine çomak sokanın, “İdeolocya Örgüsü”nü yastık yapan Necip Fazıl müritlerİ olduğunu söyleriz.

MEDYADA ANLATILACAK

BAŞYÜCE: “Yapmamız gereken nedir? Bir; halkımızın yeni anayasa veya başkanlık sistemiyle ilgili daha da bilgilendirilmesi. İki; televizyonlarda, gazetelerde bunun anlatımı ve bu konuda milletimizin bir an önce bilgilendirilmesi büyük önem arz ediyor. (Hani millet “Yeni anayasa, yeni anayasa” deyu meydanlarda kükrüyordu. Aydınlatmanın ne gereği var?) İşte STK’lar bu adımı atmış durumdalar. Üniversitelerimizin başta hukuk fakülteleri olmak üzere, uluslararası ilişkilerde, ekonomi, iktisat fakültelerinde bunlar artık tartışılır noktaya geldi ve oralarda da paneller, sempozyumlar başlıyor, başlayacak.

 Yeni anayasa başkanlık sistemi tartışmaları birtakım kesimler tarafından kasıtlı olarak üniter yapımızla, ülke bütünlüğümüzle, milli birliğimizle ilişkili hale getirilmeye çalışılıyor. Nasıl sözde cemaat adı altında devlet içinde paralel yapı oluşturmak isteyenlere dünyayı dar ediyorsak, özerklik adı altında, özyönetim adı altında devlet içinde devlet kurmaya çalışanların da dünyayı başlarına yıkarız.”

ÖZDEMİR İNCE:  Birinci paragrafı geçelim. Aklı kendinin olan, “ortak akıl”ın akılsızlık olduğunu bilen, hiçbir  birey, kuruluş ve kurum, Türkiye için başkanlık sistemini savunmaz. Havuz medya, yandaş medya, sefil toplum örgütleri, gecekondu üniversiteler kuşkusuz sahibinin sesiyle ötecek.

İkinci paragrafa gelince: Sözde cemaat adı altında devlet içinde paralel yapı oluşturmak isteyenlere dünyayı dar edebilirsin, ama, özerklik adı altında, özyönetim adı altında devlet içinde devlet kurmaya çalışanların da dünyayı başlarına yıkamazsın. Yıkamıyorsun zaten. Cin, sayenizde şişeden çıkmıştır artık. Cini şişeden kendi ellerinle sen çıkardın!

MEVCUT SİSTEM ANORMALLİK HALİ

BAŞYÜCE: “Mevcut sistemimiz, bir anormallik halidir. Hem seçilmiş başbakan hem seçilmiş cumhurbaşkanıyla bu sistemin yürümesi fevkalade güçtür. Hadi bugün aynı siyasi gelenekten gelen Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak uyum içinde çalışıyoruz. Ama aynı siyasi gelenekten gelmemiş bir cumhurbaşkanıyla da çalıştım. Ne getirdiğini ne götürdüğünü ben biliyorum. Yapmamız gereken bu kriz halinin ortaya çıkmasını, yaşanmasını beklemeden bugünden tedbiri almak, yarım kalan işi tamamlamaktır. Yani başkanlık sistemine geçmektir. Yeni anayasanın bu anlayışla hazırlanması en doğrusudur. Bu ihtiyacı tümden dışlayan bir anayasa sürecinin sakat doğacağı da açıktır. Nihai kararı vekiller değil asil olan millet vermelidir.”

ÖZDEMİR İNCE: “Mevcut sistemimiz, bir anormallik halidir. Hem seçilmiş başbakan hem seçilmiş cumhurbaşkanıyla bu sistemin yürümesi fevkalade güçtür” iddiası tamamen düzmecedir. Seçilmiş başbakan hükümet kurmak ve hükümet etmek için seçilmiştır. Seçilmiş Cumhurbaşkanı hükümet kurmak ve hükümet etmek için seçilmemiştir. Cumhurbaşkanı hükümet etme yetkisini gasp etmezse “anormallik hali” olmaz, bu hal varsa bile sona erer.

Dünya tarihi bu düzeyde bir demagojiyle ilk kez karşılaşıyor. Elhak, Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın uyumlu çalışması alliyülâlâ: Mağrip’ten Maşrık’a Arap Dünyası’nı ülkemizin düşmanı ettiler, Moskof Rusya ile savaşın eli kulağında, Suriye Türkiye’ye kuma geldi, çevrede tuz isteyecek komşu kalmadı, İran’la papaz olmak pek yakın…   Ama Kaf dağının arkasındaki Malezya ile işler tıkırında…  İktidar koşullarını elbise ısmarlar gibi terziye ısmarlayamazsın.

“Mevcut sistemimiz, bir anormallik halidir. Hem seçilmiş başbakan hem seçilmiş cumhurbaşkanıyla bu sistemin yürümesi fevkalade güçtür” diye buyuruluyor. İyi ama milletvekilleri de seçilmiş değil mi, onları da atamak (atmak) mı istiyorsun? İstemezlikten gelme, istersin, istiyorsun. Ülkeyi çöplük, kendisini de kümesin tek horozu sanıyor. Tek kalmak için demokrasi horozlarının tamamının (kendi hariç) kesilmesini istiyor. Kendisi zaten demokrasi horozu değil.

MEVZUAT AMCAYLA YANMIŞTIK

BAŞYÜCE: “Türkiye’nin yeniden yapılanma ihtiyacı had safhadadır. Eğer mevzuat amcayla bu işi yürütmeye kalksaydık yanmıştık. Onu kendimize uydurduğumuz için, onun bağlayıcılığına ‘evet’ demediğimiz için bu işi başardık. Bürokratik oligarşi gelir önüne mevzuatı, yasaları önüne koyar ve sen de bunun altından kalkamazsın. Hele bir de korkak siyasetçiysen yanmışsın. Başkanlık sistemi, sağladığı mutlak istikrarla Türkiye’yi bu tür risklerden koruyabilme özelliğine sahiptir.”]

ÖZDEMİR İNCE: “Mevzuat Amca”yı uyutabilirsin, arkasından dolanıp puan alabilirsin, ama Mevzuat Amca’nın eli pek ağırdır, bir yerinden yakalarsa, yandın ki ne yandın!

Hiçbir yeğen Mevzuat Amca’nın hakkını yiyemez,  kendi rengine boyayamaz, ona kendi diktiği biçimsiz giysiyi giydiremez.

Başyüce’nin bu itirafları  sayesinde (yüzünden), Mahşer Günü, gayrı meşru saltanatın işlerinin fatura olarak masaya geldiğini mutlaka görecektir. “Ben Mevzuat Amca’yı atlattım ama Mevzuat Amca’nın Anayasa, yasalar, yönetmelikler, tüzükler anlamına geldiğini bilmiyordum” diye savunma yapmak da işe yaramayacaktır. Sırat  Köprüsü’nden geçtin diyelim, ama tarih unutmaz, hesabı mutlaka tahsil eder.

***

Bu lagalugayı bırakıp işin aslına bakalım:  Mevcut anayasa bir darbe anayasasıdır! Amenna! Ama 12 Eylül sadece anayasa çıkarmadı ki yüzlerce yasa, binlerce yönetmelik ve tüzük çıkardı. Bu anayasa ile bile ülkeyi evrensel  demokratik normlara  uygun olarak yönetmek mümkün. Sen önce anti demokratik Siyasal Partiler Yasası ile Seçim Yasası’nı değiştir, Seçim Barajı’nı kaldır. Bu işleri tek başına yapabilirsin. Öteki partilerle uzlaşmana gerek yok.  Hepsi seni koşulsuz destekler. Önce sen mıntıka temizliği yap. Samimiyetini kanıtla. Sonra Anayasa yapmakla görevli bir Kurucu Meclis için seçim yaptır. Kurucu Meclis, (içerden ve dışardan) bir karma Anayasa  Yazım Kurulu oluştursun. Örnek: İspanya. Ona bak! Anayasa değiştirmenin  hiç acelesi yok.

Ama amaç başka: Önce başkanlık rejimine uygun anayasa yapılacak ve ardından 12 Eylül rejiminin çıkardığı bütün yasalar olduğu gibi kalacak.

Başyüce bey entelektüellerden hiç hoşlanmaz ama entelektüellikten “entellekdübeklik”e yükselmiş zevata mutlaka ihtiyacı var.  31 Ocak 2016 tarihli Cumhuriyet gazetesinde  şöyle bir haber var:

Murat Belge: İtaat toplumu. Akademisyen-yazar Murat Belge, “Bugünkü durumda toplumun kendini savunma aletleri, kültürü, bilinci yok. Böyle bir tarihten gelen toplumun kendi kendine bir demokratik siyasi gelenek yaratması çok zor” dedi. 34. Abant Platformu Toplantısında konuşan Belge, “Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, devletinin gözetiminde medeniyete yol alacak ama devletine de itaat edecek bir toplum tasarlanmış. Bu da dar sayıda gerçekten ya da kendinden menkul elit olan, varılacak hedefleri daha iyi bildiğini varsayan bir ekibin önceden koyulmuş hedeflere götürmesi. Dikensiz gül bahçesi diyebileceğim bir jakobenlik” dedi. • CHA”

Murat Belge, tam Başyüce’ye göre bir entellekdübektir. Başbakan’ın bir Etyen Mahcupyan’ı olur da Başyüce’nin neden bir Murat Belge’si olmasın?

Murat Belge haberini yayınlayan Cumhuriyet tam anlamıyla bir muzır gazete. Bir de İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)’nün 2016 Dünya Raporu’yla ilgili bir haberi var. HRW’nin İcra Direktörü Kennetth Roth, “AKP denetleyici tüm kurumları kasten yıpratıyor. Türk toplumu otoriter rejim için zemin yaratılığına çok geç olmadan uyanmalı” diyesiymiş…

Kennetth Roth’tan habersiz biz ne demiştik, ne dedik, ne diyoruz?

ÖZDEMİR İNCE