BEBEKLERİN AHLAKI VAR

Hayatın taa başından, doğumdan itibaren bebeklerin (insanların) belli bir oranda bir ahlak duygusu bulunduğunu gösteren pek çok kanıt var.
Bu ahlak duygusu Tanrı ve din inancı olmasaydı da, gündelik yaşam ve doğadan gelen deneyimlerle insan varlığının zihninde gelişirdi, gelişebilirdi. Öyle oluyor zaten.
Bir yaşından küçük bebeklerin kötülere antipati, iyilere sempati ve bazı olaylarda empati duymalarının sonradan edinilmiş olması elbette olanaksız.
Modern psikolojinin en büyük başarılarından biri de küçük çocukların zihin dünyalarını incelemenin yolunu bulmuş olması.
Bereket versin iyilik/kötülük gibi kategorilerde bireysel bir soyaçekim yok. Soyaçekim insan türünün genel genleri ve DNA’ları ile ilgili. Bu nedenle katilin oğlu katil, hırsızın kızı hırsız olmuyor. Bunlar sonradan edinilen kültürle ilgili.
***
Bebeğin gözlerinin ruhuna (zihnine) açılan bir pencere olduğunu fark eden araştırmacılar, tıpkı büyükler gibi bebeklerin de ilginç ya da şaşırtıcı buldukları şeylere gözlerini kırpmadan uzun süre baktıklarına tanık olmuşlar.
Bakış süresi yöntemiyle araştırmacıların bebeklerle ilgili olarak ortaya çıkardığı gerçekler şaşırtıcı. Örneğin bebekler hokkabazlık numaralarına gözlerini kırpmadan bakıyorlarmış. Sözgelimi, altındaki desteği kaldırılan ve öylece havada duran bir tahtaya gözlerini dikiyorlarmış. Bu ve bunun gibi pek çok deneyden sonra uzmanlar, demek ki diyorlar, nesnelerin (şeylerin) nasıl davranması gerektiği konusunda bebeklerin bir fikri var.
Bebeklerin zihin dünyalarıyla ilgili araştırmaların sonuçları arasında, amanın neler var neler: Başka insanların nasıl düşündüğü, bir hareket yaptıklarında bunu niçin yaptıklarını bilmek, başkalarının acıları karşısında acı duymak. Bir yaşında bir bebeğin karşısında ağlayın onun da alt dudağı titremeye başlar.
***
Bir doğumevi bebek koğuşunda, bir çocuğun ağlamasına öteki çocuklar neden katılırlar, bu katılım empatiden, duygusal ortaklıktan başka ne olabilir?
Bizim Tanbey altı aylık falandı. Annesi okuldaydı, ona ben bakıyordum. Ben mutfakta bulaşık yıkarken ağlamaya başladı. Acele ederken kırılan bir bardak parmağımı derinden kesti. Tentürdiyot ve pamuk bulmam gerekiyordu. Kan yere damlıyordu. Yanına gittim, “Bak oğlum parmağım kesildi kanıyor. Şimdi sus da şuna bir çare bulayım” dedim. Bana ve parmağıma baktı ve sustu.
Erkek kardeşim Bülent ile aramızda 14-15 yaş var. Bir yaşında falan. Kucağıma oturttum ve bir divan şiiri antolojisinden şiirler okumaya başladım. Aruz vezninin yarattığı hüzünlü sesin etkisiyle, bir süre sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Zor susturdum. Bülent’in yerine bir Ugandalı ya da Eskimo çocuk da olsa ağlardı.
Bebekler mühendislerin beceriksiz ya da hain ellerine düşmeselerdi, dünya her zaman yepyeni olurdu. Bir başka dünya da gerekmezdi!