“BEN BİR BAŞKASIDIR” YAYINLANDI

“Ben Bir Başkasıdır”ın ilk baskısı, 1991’de, Rimbaud’un 100.doğum yılında, editörlüğünü yaptığım Can Yayınları tarafından, “Cehennemde Bir Mevsim & Illuminations” adıyla yayınlanmıştı. Bu çevirinin yayınlanmasıyla, o zamana kadar yapılan bütün çeviriler geçersizleşti.

Çünkü neredeyse tamamı dilsel, dilbilgisel ve yorumsal yanlışlarla doluydu.[i]

Dipnotta hakkında bilgi verdiğim, Ankara Hacettepe Üniversitesi (Fransız Dili ve Edebiyatı İnceleme ve Araştırmaları topluluğu) tarafından yayınlanan FRANKOFONİ ortak kitabı incelenebilir.

BEN BİR BAŞKASIDIR

“Cehennemde Bir Mevsim & Illuminations”  Can Yayınevi’nde birkaç baskı yaptı. Yayınevinden ayrılma tarihinden itibaren (1995), yayınevi, telif kitaplarımla birlikte bu kitabı da  bir daha yayınlamadı.Demek ki öküz ölünce ortaklık ayrılmış!…

İkinci baskı (1998) Gendaş Yayınları tarafından yapıldı ama adı geçen yayınevi yeni bir baskı yapacak kadar yaşayamadı, kapandı.

Üçüncü baskıyı (2008) Kırmızı Yayınları yaptı, ama sözleşme şartlarına uymadığı için yayın haklarını geri aldım.

İmge Yayınları (2015) Rimbaud’nun düzyazı şiirleri çevirimi basan dördündü yayınevi, dilerim sonuncu olur.

İmge Yayınları, daha önce Comte de Lautréamont’un Maldoror’un Şarkıları’nı yayınlamıştı (2015). Bu yıl Aloysius Bertrand’ın Gaspard de la Nuit’sini de yayınlanacak. Böylece çağdaş şiirin üç önemli kurucusunun temel kitapları bir arada bulunabilecek. Bir de bu üç kitaba, bu üç şair hakkında yazdığım yorum kitabı olan Şiirde Devrim’i (İmge Yayınları, 2015) eklenirse, bir hayalim ilk kez bir yayınevinde gerçekleşmiş oluyor. Bu dört kitap bir şiir üniversitesidir!

Aşağıda, BEN BİR BAŞKASIDIR’ın arka kapağını okuyacaksınız. Biraz yekinin, sosyal medyaları aşın ve edebiyatla ilgilenin. Çünkü edebiyat gerçek siyasetin kaynağındadır.

Özdemir İnce

25 Nisan 2015

***

On altı buçuk yaşında “Kâhin’in Mektupları” adıyla bilinen iki mektubunda “Ben Bir Başkasıdır” diye yazarken, bununla Tanrı’yı, dünyayı ve insanı değiştirmek istediğini çok iyi biliyordu.

On yedi yaşından yirmi bir yaşına kadar, dört yılda, şiirin bütün geleneklerini, yapısal ve zihinsel düzenini parçalayıp altüst etti. Şiir parçalandı. Düzyazı şiirleriyle yarattığı şiirsel söylemin dili günümüz modern şiirinin yazınsal temellerini oluşturdu.

Arthur Rimbaud’nun şiirde ulaştığı yükseklik şiirin son sınırları olarak kabul edilir.

1875 yılında 21 yaşında şiir yazmayı bıraktı; çünkü sözün simyasını keşfetmiş, şiiri tamamlamış ve sessizliğe erişmişti. Sonra yaşamak için, yaşamın kimyasını keşfetmek için 1880 yılında Afrika’ya gitti.

“Rimbaud’dan sonra ne yazılabilir?” sorusunu XX. yüzyıl şairleri yanıtlayamadı. Bakalım XXI. yüzyılın şairleri ne yapacak?

***

BÜTÜN ÖZNELER BİR BAŞKASIDIR![ii]

Gendaş baskısı (1998) için yazdığım sunu yazısı, “Rimbaud’nun şiirlerinin bir ölçüde daha iyi anlaşılabilmesi için, her şiirin  yorumlanması gerektiğini düşünüyorum. Böyle ‘yorumlu’ bir kitabı ilerde yayınlar mıyım, şimdilik bilemiyorum” cümlesiyle bitiyordu. Böyle bir kitabı henüz yazamadım. Bundan sonra da yazabileceğimi sanmam. Ama Şiirde Devrim[iii] adlı kitabımın önemli bir bölümünü Rimbaud ve şiirine ayırdım. Ben Bir Başkasıdır ile Şiirde Devrim’i birlikte okumanızı tavsiye ederim. Rehberli bir okuma olur.

Bu yeni baskı üzerine çalışırken modernite ve modern şiir ve sanat konusunda yeniden düşündüm. Modernite (modernlik), aydınlanma felsefe ve eyleminin hayat, düşünce, sanat ve endüstri alanlarına etki ve yansımasının bir sonucu. Bir devrim! Biçimsel olmaktan çok içeriksel ve zihinsel bir devrim. Kısaca söylemek gerekirse, modernite gelenekten kopmaktan başka bir şey değil. Kökeninde düşünce olduğu için de modernleşen “şey” yılkı atına benzemez.

Düzyazı şiirin keşfi, vezin ile kafiyenin şiirdeki egemenliğinin sona ermesi, modernite duygu ve düşüncesinin tipik bir ürünüdür. Şiir böylece geleneksel bukağılarından kurtulmuş;

vezinli ve kafiyeli nesir cümlesi olan dizenin yerini şiirsel söylem almıştır.

Sözü, şiire getirecek olursak, (bence) dört şair sayabiliriz:

Aloysius Bertrand (1807-1841),

Charles Baudelaire (1821-1867),

Comte de Lautréamont (Isidore Ducasse, 1846-1870) ve

Arthur Rimbaud (1854-1891).

Aloysius Bertrand: Düzyazı şiirin patent sahibidir. 1828 yılının sonlarında, Fransa’nın taşra kenti Dijon’un resmi niteliği bulunmayan La Société d’Etudes adlı akademisinde Kraliyet Koleji’ni yeni bitirmiş Louis Bertrand adlı bir delikanlı, şiirsever dinleyicilerin hiç bilmediği tarzda bir düzyazı metin okudu. Gaspard de la Nuit’si, bu devrimci kitabı, ölümünden bir yıl sonra, 1842’de, kasım ayında yayınlandı.

Charles Baudelaire: Bu serüvene Le Spleen de Paris,  Petits Poèmes en Prose, 1869 (Paris Kasveti, Küçük Düzyası Şiirler, 1869) ile ölümünden iki yıl sonra katıldı. Baudelaire, 1862 yılında, La Presse’i yöneten Arsène Houssaye’e bu denemeleri hakkında şöyle yazıyordu:

“Küçük bir sır vereceğim size. Aloysius Bertrand’ın ünlü Gaspard de la Nuit’sini (sizin, benim ve birkaç dostumuzun tanıdığı bir kitabın ünlü sayılmaya hakkı yok mudur?) belki de yirminci kere karıştırırken, buna benzer bir şey denemek, onun öylesine garipçe güzel, eski hayatın çiziminde uyguladığı yöntemi yeni hayatın, daha doğrusu yeni ve daha soyut bir hayatın anlatılmasında uygulamak geldi aklıma.”[iv]

Baudelaire, böylece, ilham kaynağının adresini dürüstçe vermiş oluyor.

Comte de Lautréamont (Isidore Ducasse), Maldoror’un Şarkıların birinci şarkısını 1868 yılında, tamamını 1869 yılında yayınladı. Lautréamont’un, Gaspard de la Nuit’yi okumuş olması çok mümkün. Bence okumuştur. Ancak, yayıncı Verboeckoven’e yazdığı 21 Şubat 1870 tarihli mektubunda, Baudelaire’in  Le Suplément aux Poesiés  de Baudelaire’i istediği biliniyor. Oysa, Spleen de Paris 1869 yılında yayınlandı. Kitabın parçaları dergilerde yayınlanmış mıydı? Bilemeyiz!

Arthur Rimbaud: Şiir yazmaya 1870 yılında başlıyor, Cehennemde Bir Mevsim’i, Nisan-Ağustos 1873’te yazıyor ve kitap aynı yılın ekim ayında Brüksel’de yayınlanıyor. Illuminatiions’un dosyasını 1875 yılında bir arkadaşına teslim ediyor.  Gaspard de la Nuit’yi, Spleen de Paris’yi ve Maldoror’un Şarkıları’nı mutlaka okumuş olmalı.

Maldoror’un Şarkılarını okumuş olduğu bence kesin. Çünkü, Paul Demeny’ye yazdığı ve

Kâhin’in Mektubu olarak tanınan 15 Mayıs 1871 tarihli mektubunda kullandığı “Ben Bir Başkasıdır” (Je est un autre) sözünün kaynağı bence kesinlikle belli: Maldoror’un 5. Şarkısı’nda geçen “Varsam, bir başkası değilim” (Si j’existe, je ne suis pas un autre) cümlesinden başkası değil. (Bu ilişkiyi, sanırım, dünyada (?) ilk kez ben fark ettim. Çünkü bugüne kadar elimden geçen kaynaklarda görmedim.)

Ancak, Comte de Lautréamont’un kaynağı belli: Descartes’ın “Cogito, ergo sum”u[v]… “Düşünüyorum, öyleyse varım!”

Comte de Lautréamont ve Arthur Rimbaud’nun aydınlanmacı düşünsel konumlarından  Descartes’ın aydınlanmanın temelinde yer alan dört kuralına yabancı oldukları düşünülemez:

1.Açık seçik ve belirgin fikirler dışında hiçbir şeyi kabul etmemek;

2.Her sorunu çözümü için gerekli sayıda parçalara ayırmak;

3.Düşünceleri basitten karmaşığa doğru sıralamak;

4.Gözden kaçmış bir şey olup olmadığını sürekli kontrol etmek.

“Düşünüyorum, öyleyse varım!”, “Varsam, bir başkası değilim!”, “Ben bir başkasıdır”, sadece felsefi değil aynı zamanda birer şiirsel  önerme. Biçimle ilgili değil, tamamen öz’e ve töz’e yönelik.

Rimbaud’ya gelinceye kadar, Baudelaire’i bir yana bırakalım, şiirde vezin ve kafiyeyi tamamen kaldıran, Aloysius Bertrand ve Comte de Lautréamont  biçimsel devrimi eksiksiz tamamlamıştı.Klasik şiir, vezinli ve kafiyeli nesir olarak tanımlanabilirdi artık. Rimbaud, bu ikilinin olgunlaştırdığı yöntemi biçimde aynen uyguladı, ama asıl büyük devrimi içerikte yaptı.  Şiire her şeyi soktu: Kendini, bedenini, beynini ve ruhunu soktu; dünyayı ve bilimi soktu.

Hayatımın en azından 50 yılını Aloysius Bertrand, Comte de Lautréamont  ve Arthur Rimbaud’nun şiirsel söylemi ile ülkemiz şiirini aşılamaya adadım. Türk şiirini çağdaşlaştırmak için. Şiir sözcüklerle değil “dünya” ile yazılır, düşünen kalp ve hisseden beyinle yazılır. Sözcüler yeryüzüne inmedikçe, nesneye dönüşmedikçe şiirin kazanı kaynamaz. Gerisi gevezeliktir!… Bunu anlatmak için!..

Özdemirİnce                                                                                                                                      20 Aralık 2014

[i] Frankofoni, Ortak Kitap No: 4 , Ankara 1992, Rimbaud Özel Sayısı.

[ii] İMGE Yayınları baskısına önsöz.

[iii] Birinci Basım: Adam Yayıncılık (2000); İkinci Basım: İş Bankası Kültür Yayınları (2008); Üçüncü Basım: İmge Yayınları (2015).

[iv] Charles Baudelaire, Spleen de Paris, Çeviren: Tahsin Yücel, Ataç Kitabevi,  1961. Charles Baudelaire, Paris Kasveti, Türkçesi: Hasan Anamur, Beki Haleva, Kırmızı Yayınları, 2007.

[v] “Düşünüyorum, öyleyse varım”; René Descartes‘ın Batı rasyonalizminin kurucu elementi olan felsefi sözüdür. “Cogito ergo sum“, Descartes’ın  Discours sur la méthode (Metod üzerine söylevler, 1637) kitabında yer alan Fransızca  “Je pense, donc je suis” sözünün Latinceden çevirisidir.