BEN KÖŞE YAZARI DEĞİLİM

Ertuğrul Özkök 8 Ekim 2010 tarihli yazısında, dört-beş adın arasında benim de adımı anarak önümüzdeki on yıl içinde işimin iş olduğunu yazdı. Hambourg’da yapılan Dünya Editörler Forumu’nun (WEF) 17. kongresinde, bir araştırmayı yanıtlayan editörlerin yüzde 60’ı önümüzdeki on yıl içinde köşe yazarlığının öneminin artacağını ve gazeteciliğin kozlarından biri olacağını açıklamışlar. Benim içim rahat, onların açıklamaları beni ilgilendirmiyor:
Ben muhabir kökenli bir köşe yazarı değilim, gazetede yazan bir edebiyat yazarıyım. Hürriyet gazetesinde yazmaya başlamadan önce, görüşlerimi başta edebiyat dergileri olmak üzere dergilerde daha uzun boyutlu yazıyordum. Doğru anlamı ile: Bir “Chroniqueur” (Fransızca), bir “Columnist”im (İngilizce).
***
500 binlere karşı 1000 satsa da gerçek romanın fantirifitton romanı yeneceğine inandığım gibi kağıda basılan gazetenin elektronik gazeteye yenilmeyeceğine de inanıyorum. Birkaç yıl önce Sicilya’nın Mazzara del Vallo kentinde yaptığım konuşmada, “yazarken” gözümün önünde tek bir okur imgesinin bulunduğunu söylemiştim. Ben onun için yazıyorum. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin “bir” okuru için.
İzninizle açıklayayım: Bazen Ülker bir izlek (tema) verse de kimse şiir yazmamı istemiyor benden. Kimsenin yazmamı istemediği bir “şey” yazıyorum, bir yayıncı bu “şeyler”in toplamını kitap olarak yayımlıyor. En iyi olasılıkla başa baş gelip zarar etmiyor.
Edebiyat yazarı olarak, bir saniye bile olsa, okurun beğenisini, okura ait herhangi bir değer yargısını dikkate almadım. Her zaman iki ölçüm oldu: Edebiyatın etik ve estetiği. Ama elbette sadece bu değil “Adalet” erdemi de yol göstericilerimden biri oldu.
Edebiyat yazarı olarak mutlu oldum, özgürlüğün tadını çıkardım. Yazdıklarımı yayınlamasalardı defterlerimde kalırdı. Birkaç dostuma okurdum.
Ama gazetede yazmak başka: Yazmam için bir para veriyorlar bana, okuru dikkate almak zorundayım. Gazetede yazan bir edebiyat yazarı olarak kendimi kuşkusuz denetliyorum. Edebiyat yazarı kadar elbette özgür değilim. Ertuğrul Özkök’ün deyişiyle bir Ortega y Gasset’yim nitekim! Ve böyle de mutluyum! Bu mutluluk kavun acısı gibi bir şeydir!
***
Bence gazeteyi yönetenler köşe yazarlarını bir yana bıraksınlar. Köşelerin dışında kalan alanlarına baksınlar. Bilimsel yazılar, “büyük röportaj”lar neden yok? Neden her şey avamlaşıyor, bayağılaşıyor? Örneğin ben, kültür ve sanat sayfalarının yokluğundan şikayetçiyim. Var olanlar ise yetersiz, katkıda bulunanlar yeteneksiz. 20-25 yıldır gerçek edebiyatı öldürmek, fantirifitton yazıyı ve yazmanları öne çıkartmak için birbirleriyle yarış yaptıkları görüyorum. Bu alanda, klanlar, amigolar ve çeteler var.
Televizyoncu olduğum için “kamuoyu oluşturma”nın ne anlama geldiğini çok iyi bilirim. Ancak kamuoyunu oluşturanlar seçkin (elit) olacaklar, oluşturdukları kamuoyunun tutsağı olmayacaklar ve yarattıkları bireysel imge ve simgelere tapınmayacaklar.
“En zengin düğününe davetli tek Türk” olmak hangi kaliteyi, hangi erdemi, hangi bilimi kanıtlıyor?