BENDE KALAN HASAN ALİ YÜCEL

Hiçbir kaynağa bakmadan Hasan Ali Yücel konusunda kafamda ne varsa onları aktaracağım. 1943 yılında ilkokula başladığıma göre onun Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde öğrenime başlamışım. Hasan Ali Yücel’i  bana neler anımsatıyor?
Laik öğrenim düzeni; Köy Enstitüleri; Milli Eğitim Bakanlığı yayınları. Cumhuriyetle özdeş bir yüz ve beden. Karşı devrime verilen ilk kurban. Hasan Ali/Kenan Öner davası. Can Yücel’in ona, babasına dair şiiri.

Hasan Ali Yücel’i bir kez gördüm hayatımda. 1956 ile 1960 yılları arasında olmalı. Mahmut Makal ile Can Yücel’i aramaya gitmiştik evlerine. Ev Sıhhiyede’ydi. Mithatpaşa Caddesi üzerinde. Meydana yakın bir yerde. Kapıyı Hasan Ali bey açmıştı, üzerinde pijama ve robdöşambr vardı. Can’ı çağırdı. Sonrasını anımsamıyorum. Oturduk mu, Can’ı alıp çıktık mı? O yıllarda bizim için inine çekilmiş bir efsane idi. Ortalıkta görünmezdi.
Ama her zaman vardı, aramızdaydı. Eğitim işlerinin yoldan çıktığı, Demokrat Parti karşı devrimci eylem ve baskılarını arttırdığı zaman bir direniş olarak hep o vardı.

Ben size Mersin Lisesi’nde Beden Eğitimi Öğretmenim Hasan Tekin ile ilgili bir anı aktarmak istiyorum: 26 Ocak 2010 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan “Ulan Cumhuriyet Nedir Senden Çektiğimiz (3)” başlıklı yazımdan. Bu yazı aynı başlık altında yazdığım üçüncü yazı. Şöyle:

[İkinci yazıdan bu yana iki gün geçti. O halde AKP Genel Başkan Yardımcısı, Doç.Dr.Hüseyin Çelik’in sözlerini anımsamak gerekiyor :
“1946’ya kadar köylülerin Ulus ve Kızılay’a girmesi yasaktı. Aşık Veysel bile elinde sazla geliyor, Atatürk Bulvarı’na sokmuyorlar. Anlayış bu. 1946’da köylünün oyu makbul olunca ‘öteki’ olmaktan çıktı, ama diğerlerinin problemi devam ediyor.” (Milliyet, 11.01.2010)

1946’ya kadar köylülerin Ulus ve Kızılay’a girmesinin yasak olması bana Cumhuriyet karşıtı bir efsane gibi geliyor. Diyelim ki doğrudur, kimi işgüzar vali ya da belediye başkanı hırpani köylüleri göz boyamak için Ulus ve Kızılay’a sokmamıştır. Ortada yasakla ilgili bir yasa yok, yönetmelik yok, yazılı bir emir yok ! Öte yandan Ulus ile Kızılay kaç evlek, kaç dönüm yerdir ki Türkiye’nin kentsel yüzölçümü yanında ? Bu tuhaf uygulama adı geçen semtlerin dışında Türkiye’de başka bir yerde uygulanmış mıdır ? Elbette hayır !
Üstelik bu uygulamanın tam tersi binlerce örnek var :  Mersin Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Hasan Tekin, nâm-ı diğer “Kel Hasan!” (Ona “Kel”  diyen halt etmiş, yaşı sekseni geçti,  hâlâ gür saçları var).
Hasan Tekin’in öyküsünü ben aklımda kaldığınca aktaracağım. İsteyen gazeteci arkadaş Mersin Liseliler Derneği’nden adresini öğrenip kendisiyle ilişki kurabilir.

Hasan Tekin köy ilkokulunu bitirmiş, önü tıkanıkmış ama içinde okuma ateşi var. Hasanoğlan Köy Enstitüsü diye bir yer duymuş. Köyünden oraya yayan yapıldak gitmiş. Orada, kayıtların kapandığını, yaşının da büyük olduğunu söylemişler. Belki de baştan savmak için “Ankara’ya gidip Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i gör” demişler.
Hasan Tekin’dir bu, tren yolunu izleye izleye Ankara’ya yürümüş, yalınayak-başı kabak. Ayağındaki çarık parçalanmış, üst baş liğme liğme. Varmış Milli Eğitim Bakanlığı’nın kapısına dayanmış. Dert ve meramını anlatmış ilgililere. Ulus ve Kızılay’a “öteki” köylüyü almayan devlet, bizim Hasan Tekin’i Hasan Ali Yücel’in huzuruna çıkarmış.
Hüseyin Çelik’e hiç benzemeyen bir Milli Eğitim Bakanı olan H.A.Yücel bizim “Kel Hasan”ı dinlemiş. Masasına geçip bir kağıda bir şeyler yazıp bir zarfın içine koymuş, “Bunu müdür beye ver” demiş. Sonra cüzdanından bir kağıt para çıkartıp geleceğin öğretmenin cebine koymuş. Beden Eğitimi Öğretmeni Hasan Tekin, Mersin Lisesi atletizm takımını yıllarca Türkiye şampiyonu yaptı, birçok Türkiye rekortmeni yetiştirdi. Ektiği tohum yaşamakta!]

Hasan Tekin Köy Enstitüsü’nde, daha sonra da Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nde öğrendiği, edindiği ilkeler uyarınca her öğrencisi ile tek tek ilgilendiğini, yetiştirdiği atlet öğrencilere masaj yaptığını anımsıyorum. Öyle bir insan ki 2000 yılında, bir yazımdan dolayı beni kutlamak için gazeteye telefon etmiş ve bana “183 Özdemir İnce, ben Beden Eğitimi Öğretmeni Hasan Tekin!” demişti. Oysa 1956’dan sonra hiç görüşmemiştik, ama 54 yıl sonra benim numaramı anımsıyordu.

Hasan Tekin’i anlatır gibi yapıyorum, ama aslında ben  Hasan Ali Yücel’i anlatıyorum.

Otuz beş yaşımdan sonra, kırk yıl içinde dünyayı gördüm ama, liseyi bitirinceye kadar Mersin dışında Tarsus ve Adana’dan başka bir kent görmedim, görmemiştim. Yirmi yaşımda, yazdığım şiirler Yücel, Kaynak, Yeni Ufuklar, Pazar Postası gibi Türkiye’nin önde gelen dergilerinde yayınlanıyordu. Bu nasıl oluyordu? İlkin Mersin Lisesi gibi bir lisede okudum. 35 bin nüfuslu bir küçük kentin lisesi İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerinden geri değildi. Bütün derslere dersin uzman öğretmenleri giriyordu. Hepsi cumhuriyetin ve cumhuriyet devriminin öğretmenleriydi. Hepsi çok iyi yetişmişlerdi. Edebiyat öğretmenimiz Cahit Öztelli, Galatasaray ya da Kabataş liselerinin öğretmenlerinden geri değildi.Fransızca öğretmenliği yaptığım kısa dönem içinde Fransızca öğretmenim Zeynep Hanım’a öykündüm.

Şimdi ben Mersin Lisesi’ni ve öğretmenlerini değil Hasan Ali Yücel’i anlatıyorum.

Soğuk kış gecelerinde yatağımda, duvardaki çiviye astığım beş numara gaz lambasında okuduğum kitaplar: Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, Charles Morgan’ın  Kaynak’ı, Alphonse Daudet’nin Jack’ı, Freud’un Totem ve Tabu’su; Yunan, Roma, Doğu, Fransız, Alman, Rus, İngiliz klasikleri.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı bütün kitaplar ve Tercüme dergisi ülkenin bütün kütüphanelerine ve okullarına gönderiliyordu. Kabataş Lisesi’ndeki Demir Özlü, Hilmi Yavuz, Mersin Lisesi’ndeki Özdemir İnce, Adana Lisesi’ndeki Nihat Ziyalan ve Yılmaz Pütün (Güney) aynı kitapları okuyorduk. Öğretmenlerimizin değerleri birbirine eşitti ve biz öğrenciler okullarda aynı olanaklardan yararlanıyorduk.
Şimdi falanca ilin, filanca okulunun edebiyat öğretmeni kurmakta oldukları kitaplık için kitap dilenmekte.
1950 kuşağı şair ve yazarları (Cemal Süreya, Turgut Uyar, Ece Ayhan,  Nihat Ziyalan, Yılmaz Pütün, Demir Özlü, Erdal Öz, Adnan Özyalçıner, Ferid Edgü, Onat Kutlar, Ülkü Tamer ve ötekiler), çağdaş Türk edebiyatının kurucusu ikinci kuşak !… Talip Apaydın, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Başaran, Dursun Akçam, Osman Şahin,  Ümit Kaftancıoğlu ve ötekiler, yani Köy Enstitülerinden geçmiş yazarlar. Edebiyatın devrimci kuşakları, bana hep Hasan Ali Yücel’i anımsatıyorlar.

7 Ocak 2011 günü sabahleyin erken kalktım, kitaplığıma gidip Mili Eğitim Bakanlığı’nın 1946 tarihinde yayımladığı Tercüme Dergisi Şiir Özel Sayısı’nı (Sayı: 34-36) buldum. Geceden karar vermiştim. Dergiyi 1950’lerin başında ele geçirmişim. Bana ve benim içinde bulunduğum devrimci, kurucu şairler kuşağına malzeme olmuş, aş ve katık olmuş görkemli bir yapıt. Yabancı dil öğreninceye kadar elimden tutmuş olan bir rehber öğretmen.  Daha sonra yol göstericim ve itiraz hedefim olmuş.
Tercüme dergisinin Temmuz-Aralık 1958 tarihli, 63-64’üncü sayısının içinden küçük bir karton parçası çıktı. Üzerinde “Ad Quem; Bergama, Galli Bir Top Mermisi Olarak, 99 Güvercin ve 1 Güneş, Pancho Villa” yazılı bir karton pusula var. Yazmayı tasarladığım şiirlerin adı bunlar. Hepsi yazıldı. Birkaçı Toplu Şiirler’imin birinci cildinde yer alıyor.

Şu anda 74 yaşımdayım. Hasan Ali Yücel 1961’de öldüğünde 64 yaşındaydı. 36 yaşında Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürü olmuştu. 41 yaşında Milli Eğitim Bakanı oldu. Bu görevde 7 yıl, 7 ay kaldı. Bakanlık yaptığı dönemde Köy Enstitüleri’nin dışında, Ankara Fen Fakültesi (1943), İstanbul Teknik Üniversitesi (1944), Ankara Tıp Fakültesi (1945) kuruldu.
Tekrar Milli Eğitim Bakanlığı’na dönelim: 28 Aralık 1938 günü Milli Eğitim Bakanı oldu, 5 Ağustos 1946 günü istifa ederek bu görevden ayrıldı. Hasan Ali Yücel komünist olmakla, komünistleri korumakla suçlandığı için bakanlıktan istifa etmişti. 1947 yılında, Demokrat Parti İl Başkanı Kenan Öner’i mahkemeye verdi. Üç yıl süren dava sırasında sanık Kenan Öner’in ve onun milliyetçi-Turancı-kafatasçı tanıklarının sanki kendisi sanıkmış gibi saldırılarına hedef oldu. Sanık ve tanıkların ırkçı ve antikomünist saldırılarına tek başına göğüs gerdi.

Hasan Ali Yücel, Cumhuriyet Devrimi’nin Karşı Devrim karşısında verdiği ilk kurbandır. AKP’yi iktidara getiren süreç Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı’ndan istifa etmesiyle başlamıştır. Bu iddiamın ip uçları 1 Aralık 1947 günü başlayan, CHP 7. Büyük Kurultayı tutanaklarında bulunmaktadır.

ÖZDEMİR İNCE