BENİM AMENTÜM

22 Temmuz 2007, Pazar, Saat : 11:24. Oyumu verdim. “Evet” mührünü hiç duraksamadan bir partinin üzerine bastım ve “Evet”in mürekkebini 1965’ten bu yana seçimlerde kullandığım kurutma kağıdı ile kuruladım. Ülker de oyunu verdi. Ülker’e verdiğim kurutma kağıdının yarısını geri aldım. Bir sonraki seçimde kullanmak üzere.
Sonra marina denen limandaki kahveye gittik. Yanımıza Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve Radikal gazeteleri almıştık. Çok az insan vardı. Bilinmez bir yerden gelen taciz edici şımartık çocuk zırlamasından başka.
Sıra Radikal gazetesine geldi. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’ın birinci sayfanın tamamını kapatan manifestosunu okumaya başladım. Şu cümleye kadar :
“Özellikle nisan ve mayıs aylarında öyle bir hava eski ki, sanki aynı anda hem laik hem demokrat olmak yasaklandı. Sanki laikliği korumak için demokrasiyi feda edebilirmişiz, hatta etmeliyiz diye düşünenlerin sayısında ciddi bir artış oldu” cümlesini okuyuncaya kadar.
Bu cümleyi okur okumaz başımdan kaynar sular indi. Ülker’e “Haydi kalk eve gidiyoruz” dedim.
***
Ve saat 11’i 24 geçe bu yazıyı yazmaya başladım. İsmet Berkan, son aylarda Türkiye’de olan-bitenin dirhemini anlamamış.
İsmet Berkan’ın, Anayasa’nın “İnkilap kanunlarının korunması”na dair 174.maddesinin kapsamına giren yasaları marazlı bir tutku ile çiğneyenleri eleştirdiğine tanık olduğumu anımsamıyorum. Cumhuriyet’e ve devrimlerine sahip çıkanları paranoyak olmakla, dinozor olmakla, faşit olmakla, askerci olmakla, Sevr Paranoyası ile suçlayanlarla işbirliği yapmadıysa bile onlara karşı çıktığını da anımsamıyorum.
Bu yazımı, pazartesi sabahı erkenden, seçim sonuçları belirginleşmeye başladığı zaman yazacaktım. Şu anda seçimin sonuçları ilgilendirmiyor beni. AKP iktidardan uzaklaşırsa kuşkusuz sevineceğim. Ama, herhangi bir durumda, “Benim partim!” diyebileceğim bir parti iktidara gelmeyecek. Bu benim bir partiye oy vermeme engel olmadı. Belki “Benim Partim!” iktidara aday olmadan öleceğim. Ama önemli değil bu !
***
Oğlum yaşındaki İsmet Berkan bilmeyebilir ama 1923’ten bu yana Türkiye Cumhuriyeti iki büyük tehdit ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu seçimler bu iki büyük tehlikeyi ortadan kaldırmayacak, belki de tehlikeyi hızlandırıp büyütecektir:
1.Tehlike : Laik devleti hedef alan ve onun yerini almak için birkaç yöntemle birlikte çalışan İslamcılık.
2.Tehlike : Üniter Devleti hedef alan Kürtçülük fesadı. (Leyla Zana’nın federasyon isteyen demeci.)
22 Temmuz seçimlerinin sonucu ne olursa olsun, kaldığımız yerden devam edeceğimiz anlaşılıyor. Saat: 11:56. Ancak şu soruyu soracağım : Bu iki büyük tehlike demokrasi ile nasıl bağdaşır ? Bir bilen anlatsın !