BİLİRKİŞİ FETVALARI

Toplumsal olguları (fenomenleri) yorumlamadan önce, bunların tarihçelerinin verilmesi, olgunun tanımının yapılması, öyküsünün anlatılması gerektiği kanısındayım.
Türban konusunda bir söyleşi mi yapacağız, söyleşeceğimiz kişiye türbanın tanımını, betimlemesini yapmamız, öyküsünü anlatmamız gerekir. Çünkü türban konusunda yorum yapanların büyük bir çoğunluğu onun tarihçesinden habersiz. Çoğu, türban fesadını 1965 yılında başlatan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın halası “Sıkmabaş” Şule Yüksel Şenler olayından habersiz. İHL’ne kız öğrenciler alınmadan, mezunlarına üniversitelere girme hakkı verilmeden, Türkiye’nin bir türban sorunu olmadığını bilmiyorlar.
Bu tarihçe ve öykülemeden sonra nereye geliyoruz ? Türban ile imam-hatip okullarının birbirinden ayrılmadığı, türban takan kızların çoğunluğunun İHL mezunları olduğu, normal lise mezunu kızların ise özel yurtların baskısıyla örtündüğü gerçeğine geliyoruz.
Türban sorununu çözmek isteyen ilkin imam-hatip sorununu çözer. Ya bu okullar kuruluş amaçlarına göre yeniden düzenlenir ya da ortaöğretim imam-hatipleştirilir. Birincisinde türban işi birkaç ay içinde sona erer, ikincisinde bütün toplum türbanlanır ve kara çarşafa girer. Türban sorununu çözmek isteyen, özel yurtların türban baskısına engel olur !
***
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner hanım bu öyküyü bilseydi türban sorununun kendi sandığı kadar basit olmadığını anlardı. Gördüğüm kadarıyla Bayan Boyner’in laiklik konusunda belirgin bir düşüncesi yok. O nedenle nerede durması gerektiğine karar veremiyor. “Cami ile kışla arasında bir Türkiye tükendi” (Sabah, 07.10.07) diyor. Cami ile kışlayı günümüz iktidarının ataları sokmadı mı politikaya ? Bayan Boyner, kız öğrencilerin türban yüzünden eğitimsiz kalmalarını kınıyor. Güzel ! “O zaman üniversiteye üniformalı mı gidelim ?” diye soruyor. Biraz düşünseydi, türban takmanın demokrasiyle, insan haklarıyla, din ve vicdan özgürlüğü ile bir ilişkisi bulunmadığını anlayabilirdi. Ama söyleşiyi yapan Şelale Kadak türbanın tarihçesini, ilişkilerini anlatsaydı. Anlatsaydı, ama belki o da bilmiyordu. Siyasal simge olarak türbanın orak-çekiçten, gamalı haçtan farkı yoktur.
***
7 Ekim 2007 tarihli Zaman Pazar’ın sorularını yanıtlayan Ayşe Kulin “Başı kapalı kadının ben nereye girebiliyorsam o yere, her yere girme hakkı olduğunu düşünüyorum… Yasaklayarak bir yere varılmaz. Kadınlar örtülü veya örtüsüz mutlaka hayatın içinde yer almalılar” diyor.
Söyleşiyi yapan Emine Dolmacı, imam-hatiplerin kapağını bilerek açmıyor tabii. Ben sorayım: İmam-hatip okulları konusunda ne düşünüyor acaba Ayşe Kulin. Bir yerde bu konuda yazsa da öğrensek. Ayşe Kulin’in İHL konusundaki düşüncesini öğrenmeden, türban konusundaki sözlerini ne yazık ki ciddeyi alamam. Bun öneriler Ümit Boyner için de geçerli.
***
Neşe Düzel (Radikal 08.10.07) de ilişkileri anımsatmadığı için, Anayasa Mahkemesi kararına göre laikliğin “Anayasal ayrıcalık”a sahip olduğunu bilmediği için, sorduğu sorularla Kemal Karpat’ı açmazlara sürüklüyor. Ama bu bir başka yazının konusu.