BİR DE BÖYLE YÜZLEŞELİM !

12 Mart ve 12 Eylül’ün kaba solu, Mustafa Kemal Paşa’yı en azından bir sosyalist devlet kurmadığı için eleştirirdi.
Dinci sağ, siyasal İslam ise laik bir devlet kurduğu için ondan nefret eder. Şimdiye kadar Kurtuluş Savaşı hakkında olumlu konuşan bir siyasal İslamcıya rastlamadım. Konuşurlarsa, resmiyet zoruyla ve yarım ağızla konuşurlar. Buna karşın Çanakkale’yi geçilmez yapanların Müslüman evliyalar olduğu efsanesini (!) yayarlar.
Liberaller ise şıpın işi bir anglo-amerikan demokrasisi kuramadığı ve iç ve dış koşulların zorlamasıyla devletçi ekonomiyi seçmek zorunda kaldığı için onu marazlı bir ısrarla yererler. Ruh çağırır gibi tarihle yüzleşme seansları, oturumları yaparlar.
Bir de tuhaf bir türden tarih yazıcıları, siyaset bilimcileri vardır ki Kurtuluş Savaşı’nı küçümserler, Antiemperyalist niteliğini kabul etmezler. Onlara göre yeni Türkiye devleti düvel-i muazzamanın hoşgörüsü sayesinde kurulmuştur. Eğer işi sıkı tutsalarmış… Fevkalelâde (“Olağanaltı” ya da “Bayağının bayağısı” demek.) düşüncelerdir bunlar !
***
Bu gabilikler arasında sonuncusunu hırpalamak hatta dövmek zorundayız. Efendim, İngiliz ve Fransızlar işe karışmamışlar ve zavallı Yonan palikaryasını Anadolu’ya sürmüşler. (Sırası gelmişken bir düzeltme yapalım. “Palikarya” ile hakaret üretmek mümkün değildir. “Palikari” delikanlı anlamına gelir. “Palikarya” ise çoğuludur. “Babayiğitler” demek.)
Bu türden zavallılıkları ne yazık ki ciddiye almak gerek, günümüzün gençlerine satış yapabilirler. Ben sadece bir kitaptan alıntı yapacağım :
“Aynı yıl Müttefiklerle sultanın temsilcisi Damat Ferit, Paris dışında, Sevr’deki porselen fabrikasının sergi salonunda anlaşmalarını imzalıyorlardı. Güzel bir anlaşma değildi, ama kolayca çökertileceği çok geçmeden anlaşılacaktı. Müttefik askeri danışmanları, anlaşmadaki koşulları uygulayabilmek için en azından yirmi yedi (27) tümen asker gerekeceğini söyleyip uyarıda bulundular. Elde o kadar asker yoktu.” (Margaret Macmillan, “Paris 1919, – 1919 Paris Barış Konferansı ve Dünyayı Değiştiren Altı Ayın Hikayesi”, ODTÜ Yayıncılık, 2004. S.438)
***
Fransız ve İngilizlerin elinde 27 tümen asker olmayabilir mi ? 1920’lerdeki Fransız ve İngiliz müstemleke imparatorluklarını düşünecek olursanız, bu müstemlekelerdeki işgal ve disiplin askerlerini hesaba katacak olursanız, gerçek kolayca anlaşılabilir.
Zaten türlü çeşitli vaatlerle Hindistan’ın Müslüman ve Hindularını, Afrika’nın Cezayirlilerini ve Senegallilerini Çanakkale’ye ve Birinci Dünya savaşına sokmuşlardı.
Şimdi vaatlerini yerine getirmeleri gerekiyordu.
Sorun bu değil ! Ülkeni işgal eden Fransız’ı, İngiliz’i, İtalyan’ı isterse gölge oyunuyla, göz bağıcılıkla, isterse alicengiz oyunuyla, ülkenden kovmuşsun, elin pohpohlayıp üzerine saldığı Yunan’ı şans eseri (!) yenmişsin. Bunun ne zararı var ? Sonunda özgürleşip yeni bir devlet kurmuşsun. Bu sonuçla sadece gurur duyulabilir. Üstelik gerçekler çok daha başka. Karşıda ciddi donanımlı işgal kuvvetleri, ciddi sayıda, üstün donanımlı bir Yunan ordusu var.
Ayıptır efendiler ayıptır ! Ayıptır efendiler ve alçaklıktır !
Efendim, yarın 26 Ağustos ! Arz ederim !