BİR FANTEZİ VE BİR GERÇEK

Kaşarlanmış din bezirgânı İslamcılara, eski ve yeni liberallere seçmenin neden Sağ’a oy verdiğini soracak olursanız, size, halkın kendi değerlerine sahip çıktığı, sağduyusunu kullandığı ve hayat bilincine sahip olduğu için muhafazakâr sağ partilere (DP, AP, DYP, ANAP) ve günümüz AKP’sine oy verdiğini söyleyecektir. Bilimsel olarak bu şöyle ifade edilebilir: Halk, kalıtımsal ve kültürel ilkelliklerinin zoruyla sağ’a oy verir. Sol’a oy vermek için insanın bunlardan kurtulmuş olması gerekir.
Kaşınmak isteyenleri kaşıyorum: Bireysel olarak bilinçlenmiş ve uygarlaşmış insan sol’a oy verir. Solcu olmak için bireysel egodan, çıkar tutkusundan kurtulmak gerekir. Bir solcu otomobil kullanırken, otomobilini park ederken, alışveriş sırasına girmişken, müzik dinlerken belli olur. Hayatıyla kimseyi tedirgin ve rahatsız etmez.
BİR FANTEZİ
18 Ekim 2006 günü Hürriyet gazetesinde yayınlanan “Sol ve Sofya’da Bir Gece” başlıklı yazımdan biraz ödünç alacağım:
Turgut Özal’ın partisiANAP’ın 1983 ekim ayında oyların yüzde 45’ini alarak seçim kazanmasından birkaç gün sonra bir uluslararası yazarlar toplantısına katılmak üzere Sofya’ya gitmiştim. Moskva Park Hotel’de verilen kokteyl sırasında bir Yazarlar Birliği görevlisi yanıma gelip, müsait isem Gyorgi Cagarov’un beni otelin teras katındaki lokantada beklediğini söyledi. Cagarov çok büyük bir şair aynı zamanda Kültür İşleriyle görevli Cumhurbaşkanı yardımcısıydı. Yakın arkadaşımdı.
Lokantada çok büyük, yuvarlak bir masanın çevresinde on kadar resmi suratlı adamla oturmuştu.Beni bu insanlarla tanıştırdı. Bulgaristan Komünist Partisi’nin bölge sekreterleriymiş.
Cagarov, ben masaya oturur oturmaz, çok turfanda bir sağ partinin seçim kazanıp solun kazanamamasının nedenini sordu. Ben de şöyle konuştum:
1962’den itibaren siyaset sahnesine çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP)’nin sosyopolitik şiarlarından biri “herkesin emeğinin karşılığını alacağı” idi. Bu sihirli cümlenin söylenir söylenmez bütün oyların TİP’e gideceğini düşündüm yıllarca.
1965 seçimlerinde TİP sözcüleri mitinglerde, radyolarda herkesin emeğinin karşılığını alacağını söylediler. Ama TİP ancak yüzde 2,5 oy alarak ulusal artık sistemi sayesinde 15 milletvekili çıkardı. Kapatıldığı 1970’e kadar da oyu çoğalmadı.
“Herkes emeğinin karşılığını alacak” sloganını kullanan sol partilerin seçim kazandığına tanık olmadım. Çünkü hiç kimse emeğinin karşılığı olan kazancı istemiyor, on katını, yüz katını istiyor. Bu da çalışanların bir işçi sınıfı yaratamadığını gösteriyor.
Yani solcu bir işçi sınıfı!
BİR “FİCTİON”
Hızımı alamadım, hayal gücüme başvurdum: “TİP’in yerel yöneticilerinden biri, bir kahve toplantısında, ‘Siz bize oy verir de seçimi kazandırırsanız, Koçların, Sabancıların, Eczacıbaşlarının mallarını ellerinden alıp sizlere dağıtacağız’ dediği sırada dinleyiciler arasında bulunuyordum. Dinleyiciler hemen bir tepki vermediler. Biraz düşündükten sonra aralarından birkaçı “Kime vereceksiniz?” diye sordu.
O zaman farkettim ki zenginlerin elinden alınan malların aralarında eşit olarak paylaştırılmasını istemiyorlardı. Aralarından birilerine bu malların aynen verilmesini hayal ediyorlardı, kendileri Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı olmak istiyordu.”
Konuşmam bitince Gyorgi Cagarov yüzüme ironiyle bakıp, “Kaç yaşındasın Özdemir?” diye sordu. “45 yaşımdayım” dedim. “Güzel, dedi, seni Türkiye’de asmazlarsa, biz burada asarız!”
Dediğim gibi bu öykü gerçek değildi, ben uydurmuştum. Uydurmuştum, ama inandırıcıydı.
Sol konusunda mangalda kül bırakmayanların işin bu yanını düşündüklerini hiç sanmıyorum.
BİR GERÇEK
Bizim köyden bir hanım arkadaş anlattı. Emekli öğretmen, el işleri yapıp satarak bütçesini denkleştirmeye çalışıyor. Haftanın belli günlerinde, belediyenin tahsis ettiği bir yerde tezgâh açıyor. Birkaç gün önce ayının biri otomobilini tezgâhın önüne park etmiş. Arkadaşımız, “lütfenli” bir cümle ile otomobili için seçtiği yerin park yeri olmadığını söylemiş ama adam umursamadan karşı taraftaki lokantaya gitmiş.
Arkadaşımız, emekli öğretmen ya, hakkını savunmayı bilir ya, jandarma karakolunu aramış. Bir jandarma gelmiş ve bizim arkadaşa “Ben şimdi adama ne diyeyim” demiş. Arkadaşımız, seçtiği yerin park yeri olmadığını söylemesini tembih etmiş. Jandarma lokantaya gidip gelmiş. Adamın arabasını kaldıracağını söylemiş. Ama adam gelmemiş. Arkadaşımız bunun üzerine, belediyeden bir tanıdığına telefon etmiş. O da gelip adamla konuşmuş. O da arabayı yerinden kaldırtamamış ama arkadaşımızı teselli etmiş: “Hiç merak etme, arabanın plakasını aldım. Yanlış yere park ettiği için ceza yazdıracağım!” demiş.
GERÇEĞİN GERÇEĞİ
Bu “insansı” adam, Türkiye nüfusunun çoğunluğunun temsilcisi. Her gün yüzlercesiyle karşılaşıyoruz. (Dün biriyle karşılaştım: Dar bir sokağın ağzına arabasını park etmiş, girişi kapatmıştı. “Burası sokak değil!” diyordu). Oylarını hep sağ partilere verirler. Şimdilerde dindar kılığında AKP’ye oy veriyorlar. Kesinlikle solcu olamaz, önce uygar olmak gerekir.
Şimdi toprağın altında olan Cagarov’a anlattığım olayı, herhangi bir yerde siz anlatın. Onlar da size “Kime, kime?” diye soracaktır. Bu soruyu soran kimseler de asla solcu olamazlar. Solcu “bizcil”dir, paylaşımcıdır. Hayvan gibi gelip bir tezgâhın önüne araba park etmez.
Vurgun, avanta, rüşvet, beleşine yaşam, iki yüzlülük bu yazıda anlattığım insanların kutsal değerleridir. Halkımız kutsal değerlerine (!) sahip çıkar.
NOTA BENE:
Bu yazımı saklayın ve yarın yayınlanacak yazımla birlikte bir kez daha okuyun.