BİR “HELE ŞÜKÜR” VE BİR İTİRAZ

Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ı yüksek dil bilinci dolayısıyla kutlamak gerek. Başta basın olmak üzere herkes mal bulmuş Mağribi gibi üzerine atılırken “PKK Koordinatörü” deyişine karşı olduğunu açıkladı ve bu deyişin Türkçe çevirisiyle hiçbir ilişkisi olmayan Amerikan İngilizcesi aslını da söyledi.
***
Politik kavram ve sözcüklerin çevirisinde yapılan yanlışların masumiyetine artık inanmıyorum. Kendimden örnek vereceğim. Kopenhag kriterlerinin açıklanmasından bu yana “Anadilde öğretim” ile “Anadilin özgürce öğrenilmesi” arasındaki farkı açıklayan onlarca yazı yazdım. Kopenhag kriterlerindeki özgün cümleyi PKK, PKK yandaşları, bölücüler ve fesatçılar “Anadilde öğretim” diye çeviriyorlar, konuşuyorlar ve yazıyorlar.
Yazılarımı okuyan sorumlu görevliler ve insanlar bu tuzağı fark edip dillerini düzelttiler. Artık “Anadilde öğretim” deyişi bir mihenk taşı oldu. Bu deyişi artık sadece PKK, PKK yandaşları, bölücüler ve fesatçılar kullanıyor. Aynı paranteze girmek istemeyenler, gözlerini dört açsınlar.
***
Orgeneral Büyükanıt “PKK Koordinatörü” deyişinin içerdiği tuzağı çok iyi görmüş. “PKK Koordinatörü” deyişinin öznesi iki koordinatör, ama bir tek nesnesi var : PKK.
PKK Koordinatörü, PKK’yı meşrulaştırmakta, koordinatörlerin muhatabı yapmakta ve PKK’yı dolaylı da olsa Türkiye ve ABD ile aynı görüşme masasına oturtmaktadır.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın kadrolu diplomatları deyişin özgün anlamına sadık kalan bir Türkçe deyiş bulmalıdır.
Bu iş Başbakan ya da Dışişleri Bakanı’nın özel danışmanlarına bırakılmayacak kadar yurt güvenliğiyle ilgilidir.
***
Medyanın “Aydın” olarak tesmiye ettiği zevat sonunda sapla samanı karıştırmamayı başardı. Yirmi bilmem kaç yıldır ilk kez Devlet ile PKK’yı aynı masaya yatırmıyorlar. Şimdiye kadar iki tarafın birlikte “ateş kesme”sini, “silah bırakma”sını isteyerek PKK’yı meşrulaştırırlardı.
Bu kez ve ilk kez bu yanlışa düşmüyorlar ve PKK’ya “önkoşulsuz” silah bırakma çağrısında bulunuyorlar. İşin doğrusu “silah bırakıp devlete teslim olmak” idi, ama buna da şükür.
Şükür ama bildiriye “Türk ve Kürt Aydınlarından Şiddete Karşı Ortak Çağrı” adını vermek gafleti de ne oluyor ? “Türk aydınları”nı anladık da “Kürt aydınları” hangi ülkenin aydını oluyor ? Aydınları “Türk” ve “Kürt” olarak ikiye ayırmak, ayrılıkçı, bölücü bir tutumdur, PKK’nın işine yarar. Laz aydını, Roman aydını, Arap aydını, Boşnak aydını mı diyeceğiz ? Aydınların dil bilinci bağlamında bu kadar yoksul olmaları kendileri için aşılmaz bir engeldir. “Barış” sözcüğünü de olur-olmaz yerde kullanmamaları gerekir.
***
DTP Başkanı Ahmet Türk, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Tunceli Belediye Başkanı Songül Abdil, parti eski eşbaşkanı Aysel Tuğluk eşliğinde, PKK’ya “Ateşkes” çağrısında bulunduktan sonra “Barışçı ve eşit bir Kürt-Türk birliğinin sağlanması için ateşkes çağrısında bulunuyoruz. Türk-Kürt birliği şoven dalgayla dinamitlendi, birlikte yaşama istenci darbe alıyor” diyor. (Milliyet, 12.090.06)
Ustaca kaleme alınmış bu ayrılıkçı cümle, “Barışçı ve eşit bir Kürt-Türk birliği”nin, “dinamitleyici şoven dalga”nın ne olduğu, “Ateşkes”in ne anlama geldiği düşünülmeden bol bol alkışlandı. Oysa Ahmet Türk ve arkadaşları yeni bir şey söylemiyordu.