BİR KÖKTEN LAİKÇİYİ GÖZYAŞLARI İLE UĞURLARKEN

Radikal gazetesinin 6 Nisan 2012 tarihli sayısında yayınlanan bu yazı neden aklıma geldi de burada yayınlıyorum. Türkiye’nin içinde bulunduğu trajik durum bunu gerektirdi: Bir zamanlar Cumhuriyet’i ve devrimlerini, “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”nun yarattığı laik öğrenim ve toplumu küçümseyenlerin, hatta ona düşmanlık edenlerin,  Akkondu’da oturan “Başyüce”nin  program defterinin sayfaları açıldıkça içine düştükleri korku, beni geçmişi anımsatmaya yönlendirdi.

“Bir Kökten Laikçiyi Gözyaşları İle Uğurlarken” başlıklı sabuklamayı Cüneyt Özdemir adlı bir ücretli yanaşma yazmıştı. Okuyalım:

***

RADİKAL, 6 NİSAN 2012
RADİKAL, 06.04.201

[Hürriyet gazetesi ile yolları ayrılan Özdemir İnce’yle iki günlük birsöyleşi dizisi gerçekleştiren Aydınlık gazetesine büyük bir teşekkürborçluyuz. İnsanın hafızası tuhaf, bir konu hakkında çokfazla kafayormadığı zaman olumsuz şeyleri çok çabuk unutabiliyor. ‘Netekim’, Özdemir İnce’nin nasıl bir ‘Türk Aydını’ olduğunu da Hürriyet gazetesinde yazıları seyreltildiğinden beri unutmaya başlamıştık. Bu röportajlar sayesinde Özdemir İnce ana akım medyadan gider ayak bir kez daha zihin haritasını bizlere hatırlattı.

Keskin sirke ulusalcı

Okur kitlesi hiçbir zaman ana akım medyanın içine girmesine yetmeyen keskin sirke küpüne zarar ulusalcıları temsilen Hürriyet gazetesi raflarında yerini almıştı. 28 Şubat ruhunun, Ah-met Necdet Sezer cumhurbaşkanlığının, kökten-laik dilin büyükelçisi olarak yıllarca aynı nakaratları tekrar tekrar yazıp durdu. O günlerin ‘zamanın ruhuna’ uygun yazıları, bugünlerin Türkiye’sinin utandığı yazılara dönüşebilme ihtimalini hiçbir zaman umursamadı. Bu ülkenin başörtülü kadınlarının ‘kamusal alan’ denilen cehennemde var olmaması gerektiğini canhıraş savundu. İnançlı insanları hor görmekten çekinmedi, kibirli kalemini faşizm ile ulusalcılık arasındaki o ince çizgide oynattı durdu.

Saklanmayan kibir

Yazdığı yazıların her satırına sinmiş olan o kibri Aydınlık gazetesine verdiği röportajda artık saklama gereği de görmemiş Özdemir İnce. Söyleşisinde Hürriyet gazetesindeki

yazarların %99’u ile aynı masaya oturmayacağını övünerek söylüyor, gelin görün ki bir yandan da onların Özdemir İnce’yi savunmadıklarına sitem etmekten kendini alamıyor. Kendisi ile o kadar dolu ve kendisini o kadar önemsiyor ki yıllarca İnce’yi kalın bir yük olarak sırtında taşıyan Hürriyet gazetesini hayatındaki küçük bir ‘teferruat’ olarak sayıyor.

Hürriyet’in bağlı olduğu Doğan grubunun vizyonundan da bihaber! Teknolojiden nefretini saklamıyor. “Dijital ortam budala ile akıllıyı aynı yere getirdi. İnsanlar hem kitaptan korkardı hem de nefret ederdi. Şimdi bilgisayar çıktı internete giriyor. O zaman öğrenmesine gerek yok, her şey hazır orada. Bu da bir fizik âlimine saygı duymamasına yol açıyor. Böylesi anarşik kültürel ortamda kitabın geleceği yoktur deniliyor. Bu kültür düşmanlığıdır. Bir kısmı da stilist olduklarını, dünyayı iyi gördüklerini ispat etmeye çalışıyor.” Bu sözleri söylemesinin nedeni bir okurunun yazdığı yazıdaki yanlış bilgiyi yüzüne vurmuş olması. Türk aydını iliklerine sinmiş olan kendisini üstün görme halinin ne de güzel özeti değil mi? Ne de olsa tahammülsüzlük, kökten-laikliğin aktığı damarlarda mevcuttur!

Düne takılıp kalmış

Özdemir İnce ‘dün’e o kadar takılı kalmış ki geçtim geleceği, dünyanın bugünkü değişimi ile ilgili bile çok kafa yormuyor. Anlamıyor. Gelişimden, değişimden korkuyor. Oysa Doğan grubu gerek dün düzenlediği GDOL konferansında gerekse Hürriyet’in internet sitesi ile stratejik ortaklığında, koskoca grup dümenini teknolojik devrime çevirmiş, yepyeni teknolojik ufuklara doğru yelken açmış tam gaz gidiyor. Özdemir İnce röportajının dün yayımlanan bölümünde ise kendi şiirinin kitlelerle buluşamadığını itiraf ediyor. Kibir kalelerinin surları bu alanda da dimdik. Ancak durun bir dakika! Köşesinde inançlı insanlarımızı küçümseyen dil, burada topyekûn tüm okur kitlesini yerle bir ediyor.

Okur siliyor

Bugün normal şartlarda kendisine ana akım medyada yer bulamayacak, toplumda herhangi bir tabanı ya da karşılığı olmayan hatta entelektüel olarak da kıymeti harbiyesi kendinden menkul isimlerin medyadan temizlenmesi sanıldığı gibi hükümetin baskısı nedeni ile değil, okurun kendilerine tenezzül etmemesi nedeniyledir. Elbette hükümetin biz gazetecilere karşı aba altından sopa gösterdiği bir sır değil. İktidarın medya patronlarını hemen her gün laf arasında tehdit ettiği de bir gerçek. Yine de bu gerçek, okunmayan bir yazarın asla hak etmediği bir köşede yıllarca yazı yazmasına son verilmesinin bir gerekçesi olarak gösterilemez. Özdemir İnce’ye bugün burada bu kadar yer ayırmamızın nedeni biraz da bunun altını çizmek.

Sezer’in telefonu

Özdemir İnce bugün İzmir marşı ile ana akım medyadan uğurlanırken kendisini bir tek CHP’li kadın milletvekillerinin aradığını söylüyor. Hangi milletvekillerinin aradığını tahmin edebiliyoruz sanırım. Bir de Ahmet Necdet Sezer aramış. Vefa diye buna derim bakın! Özdemir İnce doğal olarak bugünden memnun değil, dünden çok daha kötü olduğunu söylüyor. Bugün dünden kötü mü, emin değilim ancak dün dediğimiz 28 Şubat dönemi kesinlikle kötüydü. Bir zihniyet ana akım medyadan yavaş yavaş uğurlanırken her gidenin arkasından gözyaşı dökmek gerekmiyor. O yüzden uğurlar olsun… ]

***
Bu yazıyı yayınlamamın nedeni Cüneyt Özdemir değil kuşkusuz. Kendisi, yıllarca yalvarmasına karşın televizyon programlarına çıkmak bir yana telefonla bağlanmayı bile kabul etmediğim bir insan.

Yazdığı zırvaları,  benim özyaşam öyküm ve yayınladığım (Türkçe ve yabancı dillerde) 130 dolayında kitap, ellerinin tersiye savurur.

Adam, Dün’e çok takılı  kaldığımı,  yıllarca aynı nakaratları tekrar tekrar yazıp  durduğumu, sanki utanılacak bir şeymiş gibi ileri sürüyor.

Benim takılı kaldığım “şey” elbette Cumhuriyet ve devrimleri; yıllarca tekrar tekrar usanmadan yazdığım ise kalın kafalılara, satılmışlara, hödük ve eblehlere Cumhuriyet’in ve devrimlerinin çağdaş değerini, vazgeçilmez erdem ve  önemini anlatmak idi. Bunları yazmayı hâlâ sürdürüyorum. Ölünceye kadar da sürdüreceğim.

Hürriyet ve Aydınlık gazetelerinde yazarken kendimi “bir gazeteci” saymadığımı birçok kez açıkladım, “Gazetede yazan bir edebiyat yazarı” olduğumu üstüne basa basa yazdım. Gerçek edebiyat yazarı, yazdığı gazete ve derginin kılığına girmez,  yazması gerekeni yazar. Aldığı paraya köle olmaz, ona esir düşmez. Ömür boyu yaptığım gibi elinin tersiyle iter!  Ücretli yanaşma benim bu tavrımı, başımın dikliğini kibir sanıyor. Söz konusu ücretli yanaşma ve benzerleri şimdi Cumhuriyet’e ve laik düzene sarılıyorlar. Çünkü Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği, ABD de Cumhuriyet ve devrimlerinin anlamını itiraf etmeye başladılar. Böylece, bunlar da tehlikeyi görmüş oldular…

Gazete yazıcılarının yüzde 99’u sütünlarında yayınladıkları yazıları kitaplaştırmayı asla göze alamazlar. Gazetelerde yayınlanan yazılar ertesi gün unutulur, ama kitaplaşmış yazılar sonsuza kadar yaşar. Benim Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazılarımın büyük bir bölümü kitaplaştı. Şimdi bu kitapların yeni baskıları yapılıyor. Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazılarımın artan bölümü ile Aydınlık gazetesinde yayınlanan yazılarım bir-iki yıl içinde kitaplaşacak. Ben yarın ölsem bile o yazılar kitap olarak yayınlanacaklar. Ve, dünün ve bugünün ulufeli kapı kullarının alçaklıklarına tanıklık edecekler.

Ben bunları “Ana rahmine haklı düşenler”, “Şoför mahallinde oturma meraklıları” ve “Yeni mürteciler” olarak tanımladım, tanımlarım. Bu adamlar yüzlerini çabucak eskitip yitirirler ve sonunda yüzsüz kalırlar. Dünün Cumhuriyet düşmanları, şimdi Cumhuriyetçi oldular. Bunların utanma ve arlanmaları yoktur, utanmazlar. Belki geçmişte yaptıklarını unutturacaklar. Unutanlar utansın!

Geçmişe tapanlara, geçmişi kendine rehber yapanlara “Selefi” denir. Bu ülke selefinin ne olduğunu 1990’larda, 2000’lerin başında benim yazılarımdan öğrendi.

Cumhuriyet ve devrimleri  üç zamanı da kapsar ama öteki ikisini de geleceğe dönüştürür. Laiklik olmadan demokrasi olmaz; Cumhuriyet ve laiklik , selefi  terör karşısında AKP’nin de sığınağıdır. Ama ne yazık ki bu katı gerçeği anladığı zaman iş işten geçmiş olacak!

 Özdemir İnce

23 Ocak 2015

 

“BİR KÖKTEN LAİKÇİYİ GÖZYAŞLARI İLE UĞURLARKEN” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.