BİR KURU DERİDEN BİR TON BAL ÇIKARMAK

Türkiye Sağlık İşçileri Genel Başkanı olmasına karşın işçi haklarından çok İslamcılık işleriyle uğraşan, İslamcılık konusunda gazete yazarlarına sürekli olarak protesto yazıları gönderen, işçilerden aldığı maaşla şeriatçılığı savunan Mustafa Başoğlu’ndan bir ileti aldım. Bu ibretlik iletinin bir bölümünü bilgilerinize sunuyorum:
***
“2 Eylül 2006 günlü “İslamcılık şişede durduğu gibi durmaz” başlıklı yazınız üzerine size düşüncelerimi iletmek istiyorum.
Öncelikle bilmenizi isterim: “İslamcılık” benzetmeniz İslam’a inanan insanlara hakaret içeren bir benzetmedir. Genelde meyhane müdavimleri içki için “şişede durduğu gibi durmaz” tanımlaması yaparlar. Siz de İslam’ı bir şişenin içerisine koyarak bir yönüyle içkiye benzetmiş oluyorsunuz.”
“İslam Dini Yüce Allah’ın kullarına gönderdiği son dindir. Kişileri sarhoş etmek için değil, sarhoşlara, şaşkınlara gerçeği göstermek ve onları karanlıktan aydınlığa çıkartmak için gönderilen bir dindir. Siz inansanız da böyledir, inanmasanız da böyledir.
Bu gerçeği İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’te kavrayarak Hz. Muhammed’in Allah’ın gönderdiği son resul olduğunu açıklamış ve “Allah-uekber” diyerek cenaze namazına durmuştur.”
“Köşe yazarlarının ele geçirdikleri köşeleri diledikleri gibi kullanma hakları yoktur. Bunu size daha öncede yazdım. Okuyucularınız arasında İslam’a Hıristiyanlığa, Museviliğe inananlar yada hiçbir dine inanmayanlar da olabilir. Köşe yazarı olarak bu dengeleri dikkate almak zorundasınız.”
“Sizin gibi bazı köşe yazarları İslam’a çatmayı, İslam’ı irtica diye suçlamayı her nedense alışkanlık haline getirmişler, sanki başka bir bilgi yokmuş ve başka düşünce üretiyormuş gibi bir duruma düşürmektedirler”……..
“Dini vecibelerini yerine getirenleri değişik sıfatlarla suçlamanız aynı zamanda İslam’a saldırı niteliğinde olduğu için sadece kendinize zarar verir.”
***
Bugün bir kez daha terminoloji ve sözcükler üzerine yazmak zorunda kalıyorum.
İslamcılık üzerine epeyce yazı yazdım ama İslam dini ve Müslümanlar hakkında tek satır yazmadım. Bırakın kişisel saygımı, İslam’a ve Müslüman’a Anayasal ve yasal bir hak olarak da derin bir saygı duyarım. Hiçbir dinin inananını eleştirmem.
İslamcı olmak için Müslüman olmak gerekmez. Müslüman ile İslamcı arasındaki en önemli fark budur. Müslüman için İslam bir inançtır ve bu inanç Türkiye Cumhuriyeti Anayasası tarafından güvenceye alınmıştır.
***
İslamcılık bir siyasal ideolojidir. Olivier Roy’ya göre “İslamcılar, genellikle selefi teolojiyi benimserler: Kuran’a, Sünnet’e ve şeriata dönüşü salık verirler” (“Siyasal İslamın İflası, s.56) Toplumun İslamileşmesi, İslamcılara göre toplumsal ve siyasal bir eylemin ürünü olacaktır. İslamcı hareketler siyasal hayata doğrudan müdahalede bulunurlar. Bu müdahale Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve yasalarına aykırıdır. Yani suçtur !
Sendikacı Mustafa Başoğlu ve benzeri İslamcılar sürekli olarak suç işlemektedirler.
Türk İslamcıları Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı kabul etmezler, İslam’ın otantik kurallarına göre bir devlet kurmak isterler. Oysa Müslümanlar Cumhuriyet’in kuralları içinde yaşamayı ve inançlarını uygulamayı kabul etmişlerdir. Aradaki derin fark budur !