BİR ON KASIM DAHA

Avrupa Birliği, kısa adıyla “Atatürk’ü Koruma Kanunu”nun kaldırılmasını istiyormuş. Yasa düşünceyi açıklama özgürlüğüne aykırı ve anti demokratik imiş. Herkesin yüreğindeki irinlerin akmasını sağlayacağı için yasanın kaldırılmasını ben de istiyorum. O zaman Atatürk’ü yasalar değil, koruması gerekenler kitleler korur.
***
Ülkenin “Özel Tarih” saptırıcılarından Ayşe Hür hanımın bu hususta yazdıklarını birlikte okuyalım:
“Mustafa Kemal’in imajını korumak için yapılan en müthiş icat ise 31 Temmuz 1951’de yürürlüğe giren 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun olmalı” (Radikal, 27/08/06).
“Gayrı Resmi Özel Saptırıcı Tarihçi” Bayan Ayşe Hür, Türk Ceza Kanunu’nda bu konuda yeterince madde varken bu yeni kanuna neden ihtiyaç duyulduğunu soruyor yazısında. Hanım kızımız, sorduğu sorunun yanıtının kendi yazısında oturduğunu bilmiyor mu ? Bilmezler !
Yasanın “Mustafa Kemal’in imajını korumak” amacıyla çıkartıldığını kendisi yazıyor. Ceza Yasası’ndaki suçlar “imaj”la ilgili değil, gerçekle ilgili maddeler. Hanım kızımız, 8 adet Devrim Yasası’nın titizlikle uygulanması durumunda özel yasaya gerek olmayacağını bil(e)miyor mu ? Biliyor da şeytanlık yapıyor.
***
Söz konusu 5816 sayılı komik yasa Ticani Tarikatı mensuplarının Atatürk’ün heykel ve büstlerine yaptıkları saldırılar yüzünden çıkartılmıştı. 31 Temmuz 1951 günü, Celal Bayar ve Adnan Menderes’in Demokrat Partisi’nin devr-i saltanatında.
İktidara gelir gelmez, Cumhuriyet Devrimi’ni halkın benimsediği ve benimsemediği devrimler diye ikiye ayıran, halkın benimsediği devrimleri koruyacaklarını, benimsemediklerini çöp sepetine atacaklarını söyleyen kim ? Başbakan Adnan Menderes !
Menderes bunları söyledikten sonra elbette ticani meczuplar ortaya çıkacak, heykellere ve büstlere saldıracak. Saldırılara ruhsat veren bizzat Adnan Menderes ! Nurcularla işbirliği yapan gene Adnan Menderes.
Ama Ayşe Hür hanım kızımız, “İmaj yasası” ile bu resmi kışkırtmalar arasında ilişki kurup sonuç çıkaracağına, Ticani tarikatı ileri gelenlerinin geçmişte bizzat İnönü tarafından CHP’ye üye yapılmış olduklarını yazıyor.
Atatürk’süz kalmış İnönü’nün ticanileri partisine üye yapması, kuşkusuz, büyük bir eblehlik. Ama Cumhuriyet Devrimi’ni ikiye bölmek neyin nesi oluyor ? Başıbozuk da olsa tarihçi yazacaksa, bu iki olguyu da yazar. Aslında yazmak zorundadır. Ayşe Hür gibileri tarih yazmayı sergiden seçmece karpuz almak sanıyorlar. Suç öteki tarihçilerde, teşhir etmiyorlar.
***
Bunlar tarihçi değil. AB ve ABD’nin açtığı biçki-dikiş kursundan geçmiş sertifikalı terziler. Kurs çıkışı, mezunların ellerine makaslı, iğneli, iplikli, mezuralı bir dikiş sepeti veriyorlar. Ama en önemlisi dikiş sepetine konan modeller, patronlar kitabı.
Bizim zamane tarihçilerimiz öyle sıradan tarihçi değil, hepsi terzi-tarihçi. Hem eski giysiler üzerinde rötuş yapıyorlar, hem dikiş sepetindeki kitaba uygun yeni giysiler de dikiyorlar. Bunlardan biri olan hanım kızımız Avrupa Birliği’nin kaldırılmasını istediği yasayı çıkartan Demokrat Parti’yi silkeleyeceğine, olayı Domuz Gribi söylencesine çeviriyor.