BİR SAKALLI HÜSNÜ OLARAK AKP SEÇMENİNİN PORTRESİ

madenciler-akpli-yapilmis-25295-669x321

 

АКР seçmeninin tasvirini, betimlemesini, tanımını nasıl yapacağım diye kıvranıp duruyordum. Çünkü yılan balığı gibi mübarek. Karın ağrısından kıvranır gibi internette debelenirken, haber kaynağı Saadet Partisi Bayrampaşa İlçe Başkanlığı olan “Hüsnü (Sakallı Hüsnü)… Kimdir?” diye bir yazının üzerine düştüm. Şansa bak birader! Ben arıyorum bir göz, o diyor al sana iki göz! Sakallı Hüsnü tipini meğer Erbakan Hoca icat etmiş. Bir başka yerde okudum. Müthiş bir metin. Ama siz yazıyı okuduktan sonra benim eklemelerim olacak.

“Sakallı Hüsnü Kimdir?”in ardından, katkı maddesi olarak bir başka yazı okuyacaksınız. Serdar Koçak adlı bir okur (belki yazar) göndermiş. Ona da başka biri göndermiş anlaşılan. Çünkü “Ali Ercan Hoca’ya teşekkürler” diye yazıyor. Bir hesap-kitap yazısı. AKP’li  tipinin belirginleşmesine katkıda bulunuyor.

Bu yazı da kendi (belki anonim, herkesin bildiği) AKP’li tipini çizmeme katkıda bulunacak. Yazana ve gönderene teşekkür ederim.

Sakallı Hüsnü yazısında bazı yazım hataları var. Bunları siyah yazı ile parantez içinde düzelteceğim.

***

erdugan 5

SAKALLI HÜSNÜ KİMDİR?

Haber Kaynağı

Saadet Partisi Bayrampaşa ilçe Başkanlığı

27 Eylül 2012 ■

Hüsnü (Sakallı Hüsnü)… KİMDİR?

-İslami hassasiyetleri vardır. Hanımı genelde pardesü ya da çarşaf giyer. Eşinin tesettürü ya da giyinme tarzı için çok ihtimam gösterir. Ama kızı, gelini O’nu çokta (çok da) ilgilendirmez. Mümkün mertebe namazlarını camide cemaatle kılar.

-Ekserisi sakallıdır, olmayanları biraz daha yaşlandığında sakal bırakacaktır. Hacca gitmiştir ya da gitmek için heyecanla, aşkla gideceği günün hayalini kuruyordur. Hatta arkadaşlarıyla oturduğunda “Gitsekte (gitsek de) oralarda Rabbimiz canımızı alsa” diyordur. Teşbihi elinden düşmez. Hanımı Hüsniye de çarşaf giyer. O da namazlarını muntazaman kılar. Kolu (konu) komşuyla haftada bir Hatimlere katılır, sohbetlere gider. Sohbetlerden öğrendikleriyle ailesine, çoluk- çocuğuna yön vermeye çalışır.

– İslami altyapısı gelenekçi ve dogmatik olduğu için meselelerin derinliğini fazlada (fazla da) bilmez. Bu yüzden çabuk gaza gelir.

-Dış görünüşe ve şekle çok önem verir. Bir adamın namazı ya da hanımının kıyafeti (tesettürü) onun için çok önemli referanstır. Öyle birini tercih etmek çok önemlidir, onun için öyle birini eleştirmek çok yanlış ve mantık dışı birşeydir.

-Gazla yaşadığı için tercih ettiği siyasetçinin Televizyonlarda (t…) esip-gürlemesi, bağırıp-çağırması onun çok hoşuna gider, mest olur. Gittiği heryerde (her yerde) bir gün önce televizyonda gördüğü bu tavrı anlatır, öyle bir abartır ki, izlemeyenleri bile hayran bırakır. Mesela ”One Minute” gibi bir olaydan sonra sabahlara kadar uyumaz, her bu haberi izlediğinde Tekbir getirerek her tarafı inletir.

-Narkozludur, Uyuşturulmuştur, Uyuyordur, Ne zaman uyanacağınıda (uyanacağını da) Allah bilir…Camide imamın arkasında namaz kılarken evde sofrasına domuz eti gelmiştir, haberi yoktur. Kendisine bunu anlatırsın “Kardeşim bize satmıyorlar ki,” ya da “Böyle şey olur mu, saçmalama” der…

-Bu arkadaşı İslam’ın şekil değil şuur dini olduğuna inandıramazsın. Bu tavrı şartlara teslim olmuş itikadi yapısından kaynaklanır. Bilinçaltındaki yenilmişlik psikolojisinin de bunda etkisi vardır tabi. 1 Eylül 2004 Genelgesini koysan önüne senle (seninle) kavga eder, Bu G(g)enelgeyle Irak’ta öldürülen 1.5 milyon Müslümanın kanına ortak oldun, dediğinde, “Ne yapacaksın ABD-İsrail güçlü, onlarla beraber olmak zorundasın” der, sende (sen de) “peki Ya Allah’ın gücü” dediğinde, sana kızar “Allah’ı karıştırma” der… sanki O’nun (onun) ya da bizim yetkimizde imiş Allah’ı karıştırmak…

-Bu arkadaşdaki savunma psikolojisi itikaden bazen o kadar korkunç boyutlara giderki (gider ki) şaşırıp kalırsın. Oy verdiği insanların inançlarına uygun olmayan işler yaptığından bahsedersin (Zina Yasası, Domuz Etinin Kasaplık Hayvan Sınıfına Alınması, Eşcinsellere-Homoseksüellere Dernek Kurulma izninin verilmesi gibi) şeylerden bahsedersin seni dinlemiş gibi yapar, sonra başlar konuşmaya “Zaten zina heryerde (her yerde) yapılıyor ne var ki (!) ya da ‘Sen kasaba gittiğinde damuz eti almazsın’ veya ‘Bu tür dernekleri kurmak AB’ye girmemiz için gerekli, çünkü girdiğimizde Müslümanları ilgilendiren bazı çok önemli sıkıntıların ortadan kalkacağı, durumlarının düzeleceği, söyleniyor, onun için şimdilik bunlara ses çıkarmamamız gerekir.” …

-İslami hassasiyetleri bakımından bir Müslüman olarak yapması gereken her şeyi başka bir müslümandan bekler. Bu konuda biraz da kaypak bir yapısı vardır. Hiç sıkıntıya gelmez. Azıcık bir zorlamada kolaylıkla değişip dönüşebilir. Hatta bu yapısından dolayı zaman içinde dönüştüğünün farkında bile değildir.

-Çoğu bir tarikat, İslami dernek ya da cemaat mensubu olmuştur. Öyle ki halis niyetle girdiği bu cemaatte İslami hassasiyetlerini ve davranışlarını iyileştirmek ve geliştirmek gayesinden uzaklaşmıştır, bunun yerine Şeyhinin, Liderinin, cemaatinin şeksiz şüphesiz esiri olmuş, ne yaparımda (yaparım da) şeyhimin ya da cemaatimin gözüne girerim kaygısına bürünmüştür, bu özelliğinin farkında bile değildir. Bak Efendimiz (S.A.V)’in fikri bile Sahabi Efendilerimiz tarafından “Ya Resulallah bu sizin fikriniz midir?, yoksa vahiy midir?” şeklinde sorgulanmıştır, ya da Hz. Ömer (R.A) in tasarrufları bile cemaat tarafından açıkca yüzüne eleştirilmiştir, dediğinizde, size zavallı ya da cahil Müslüman psikolojisiyle bakmaya başlar.

-Öyle ruhsuzlaşmıştır ki, diğer İslam ülkelerinde ölen, zulüm altında kalan müslümanlardan bahsedersin, ilk önce üzülmüş gibi yapar sonra bakarsın ki ölen Müslümanların suçlu olduğuna seni inandırmaya çalışır, kendi yaşadığı ülkeden örnek vererek işbirlikçilik ve güçlü ülkelerle beraber hareket etmenin doğru bir yol olduğunu söyler(!)

-Mevcut BDPS/KRS’yi İslami kimliğiyle yaşatan bir asker olmuştur. Bunun yanlışlığından bahsedersin, faizin ne kadar yanlış ve kötü bir şey olduğunu söylersin, tasdik etmesini beklerken, “Faizin Dünya gerçeği” olduğunu Başbakanımız da söyledi diyerek söze başladığını ve sonunda, ne yapacaksın elden bir şey gelmez diyerek konuşmasını bitirdiğini görürsün…

-Bak arkadaş senin gibi birinin oy verme gerekçesi, “İslam Birliği, Faizsiz Sistem, Adil Paylaşım gibi İnsan ve İnanç eksenli projeler olmalıdır” dersin, O sana Reel Politikten, İmam Hatipli Başbakan, Hanımının Başı Kapalı Cumhurbaşkanı, Erbakan Hoca’nın talebeleri, gibi özelliklere sahip insanların iktidarda olması gerektiğinden bahseder..

***

GEZİ 9

İKİNCİ YAZI:

KİM BU İNSANLAR..?

“Magic” % 40 ! Değerli arkadaşlar, RTE 12 Ağustos’ta Türkiye’deki tüm seçmenlerin % 40’ının oyu ile (20,5 milyon) Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Seçime katılım %75 ve RTE’nin aldığı oy oranı % 52 Tüm Seçmen oyları içerisinde 0,52 x 0,75 = 0,40 ! tır..

Aynı orantı 2007 Anayasa oylamasında da vardı. 2007 Ekiminde “Cumhurbaşkanını halk seçsin” diyen (19,4 milyon) seçmen toplam geçerli oyların % 69’u idi ve, katılım oranı %59 da kalmıştı*; Dolayısıyla, Anayasaya “Evet” diyenlerin oyları Türkiye’deki tüm seçmenlerin oylarının içerisinde 0,69×0,59= 0,40 ! tır… Evet 12 yıldır Türkiye’nin kaderini belirleyen % 40 lik bir kitledir. Kimdir bu % 40 ?? Değerli arkadaşlar, bu %40 Çıkar birliği yapmış, dindar görünümlü % 5 lik bir vurguncu takımı ile bu takımın etrafında örgütlenmiş %35 lik saf, cahil, dindar, umutsuz, muhtaç halk kitlesidir. Bu simbiyotik yapı, bu çelik gibi birbirine kenetlenmiş, %40’lık kitle, 12 yıldır tam kadro sandık başında, bütün seçimleri kazanmıştır. Ve zannediyorum Türkiye’deki Muhalefet aklını başına devşirmez, örgütlenemez ve büyük bir atılım yapamazsa (ya da Doğal bir afet bunların çarkına çomak sokmazsa) korkarım, daha çoook 12 yıllar sürer bu % 40’ın Devr-i devranı. Unutmayalım, Demokrasi, salaklık yaparak, şeriatçıya da özgürlük tanır, ama şeriatçı aynı özgürlüğü ona tanımaz. Demokrasiden Şeriata geçilir, ama Şeriattan Demokrasiye geçmek mümkün değildir.. Sevgilerimle. (Ali Ercan)”

***

Sakallı Hüsnü, AKP müşterilerinin bir bölümünü temsil ediyor. Sakallı Hüsnü’nün Allah’ı Hz.Muhammed’in Allah’ı değil, kendine özgü bir Allah. Sakallı Hüsnü’nün peygamberi ad olarak Hz.Muhammed ama içerik olarak Hz.Muhammed değil. Sakallı Hüsnü’nün Islamı, Allah’ı, Hz.Muhammed’i  ve  Kuran’ı İslami değil. Biçim olarak belki ama içerik olarak inançlarının İslam’la hiçbir ilişkisi yok.

Sakallı Hüsnü; Allah’ın, Kuran’ın ve Hz.Muhammed’in yeryüzündeki yetkili acentası ve servisi saydığı R.T.Erdoğan’ı her türlü günahtan münezzeh  (uzak) saydığı için, Erdoğan ailesinin 12 yıl içinde Karun gibi zenginleşmesini doğal sayıyor ve bu işe karşı en küçük bir kuşku duymuyor. Çünkü kendisi de “Komşuda pişer bize de düşer” sürecinden bol bol yararlandı: Arsa spekülasyonu yaptı, ruhsatsız binalar dikti, ruhsatsız işyeri açtı, bir koyup on aldı, müteahhit ise bol bol ihalesiz iş aldı, belediyelerden ihalesiz işler aldı; ihracatçı ise aslan payını kaptı; sanayici ise, işyerinde sendikaya izin vermedi, işçileri asgari ücretle çalıştırdı; “Büyük” Sakallı Hüsnü ise, iş alıp taşerona devretti.

Sakallı Hüsnü,  Nahl Suresi’nin (16) 71. ayetinin “Allah sizi, maişet ve rızk hususunda kiminizi kiminize üstün kıldı. Nasipleri bol olanlar kendi nasiplerini, kendileriyle eşit seviyeye inecek derecede, yanlarında çalıştırdıkları köle (ve hizmetçi)lere vermezler. O halde nasıl olur da Allah’ın nimetini, Allah’ın kendileri üzerindeki hakları bile bile inkar ederler?” buyruğuna karşın, yeteri kadar zenginleşmediğini düşündüğü için,  kazancını kimseyle pay etmedi. Ama o parayla  ailesinin kadınlarını Umre’ye gönderdi, kendisi de Hacca gitti.

CUMHURİYET GAZETESİ, 23 HAZİRAN 2002

Sakallı Hüsnülerin AKP’nin oyları içinde payı nedir bilemem ama % 10-15’ten az olmamalı.

AKP’nin müşterilerinin arasındaki sakallıların tamamı Hüsnü değil, aralarında Sakallı Şabanlar da var. Sakallı Şabanlar, dedelerinden, büyük dedelerinden dinledikleri, CHP aleyhtarı menkıbelerle büyüdükleri için R.T.Erdoğan’ın tevatürlerine, karalamalarına inanırlar. Aralarında bir teki bile CHP’nin cami kapattığına, camiyi meyhane ve ahır yaptığına, Kuran’ı yakdığına tanık olmamıştır, dedeleri de görmemiştir, ama köylerine gelen gezici imamdan, cerre çıkmış Kuran kursu hocasından  ya da  gezici çerçiden duymuşlardır. Bu anlatıcılar da gözleriyle görmemiştir ama onlar da başkalarından duymuşlardır.

Bütün bu safsatalar ve yalanlar bu insanları empermeabl yani su geçirmez, geçirimsiz, doğru ve gerçeklere karşı duyarsız yapmıştır. Bunlar zamanla ve özellikle de son 12 yıl içinde  bilimkurgu filmlerindeki siborglara (cyborg: Sibernetik Organizma) dönüşmüştür. R.T.Erdoğan’dan başkasından gelen her türlü mesaja kapalıdırlar.

Bunların dışında mesleksiz ve her meslekten birtakım lümpen tayfası vardır. Ortak özellikleri asalaklık ve avantacılıktır.  Bir kesimi yeşil kartlıdır, bir kesimi AKP belediyelerinin dağıttığı ayni ve maddi rüşvetlerle yaşarlar. AKP için her türlü pis ve kirli işleri yaparlar. Bunların Allah’la, dinle, kitapla, peygamberle hiçbir ilişkileri yoktur. Kendileri oruç tutmamalarına karşın oruç tutmayanları döverler. Nüfusları 10 milyon dolaylarında tahmin edilebilir.

Bunların üzerinde ise bir ulema (!) sınıfı vardır: Sakallı Hüsnü ve Sakallı Şabanları yöneten ve güden bu ulemalar dörde ayrılır:

1.Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları;

2.İmam-hatip mezunları;

3.Üniversitelerdeki ilahiyat profesörleri ve fahri otodidakt müderrisler;

4.Gazete yazarları ve televizyon konuşmacıları.

Cumhuriyet’i kuranlar, Osmanlı Devleti’ni medreselerin ve ulema sınıfının yıktığını çok iyi biliyorlardı.  Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. DİB ne yazık ki 1950’den itibaren karşı devrimci sağcı partilerin hizmetini girdi ve kuruluşunun temelinde bulunan “Cumhuriyet” ruhundan uzaklaştı. AKP’nin iktidara geldiği günden itibaren bu İslamcı partinin bir kuruluşu gibi çalışmaya başladı. Personel sayısı son 10 yılda 50 bin arttı. Aynı zamanda başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere devlet kurum ve kuruluşlarına personel sağlayan ara istasyon görevi yüklendi.

1.

-Diyanet İşleri Başkanlığının 2014 yılı bütçesi: 5 milyar 442 milyon. Bu rakam birçok bakanlığın bütçesinden yüksektir.

-Diyanet İşleri Başkanlığı personel sayısı: 2003 yılında 74 bin 114 olan sayı 2013 yılında 121 bin 845’e yükselmiştir.

-Cami sayısı: 2002 yılında 75 bin 941 olan cami sayısı 2013 yılında 85 bin 412’ye yükselmiştir. Bu yükselişin hiçbir mantıki nedeni yoktur.

-Kuran kursu sayısı: 14 bin 543’tür.

Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları, müftülerden itibaren 5 bin lira ile 2 bin lira arasında maaş almaktadır. Merkez teşkilatındaki maaşlar elbette çok daha yüksektir.

Diyanet İşleri Başkanlığı personeli + kuran kursu hocaları + geçici imamlar + falan filan ile “Din”den geçinen, ekmek yiyen sayısı en azından 150 bin dolaylarındadır ki, bu sayı aşağı yukarı 1 milyon oya tekabül eder. Bir de bu 150 binlik kadronun AKP için militanca çalıştıkları hesaba katılacak olursa, vay babam vay… Kurban olsunlar böyle demokrasiye!

imam hatip okulu

2.

İmam-hatipliler: İmam-hatip okulları mevcut durum ve işlevleri ile Anayasa’ya ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre yasadışı durumdadırlar. Bu da yetmezmiş gibi laik öğretim veren cumhuriyet liselerin sayısı her gün azalmakta. Buna karşın imam-hatip liselerinin sayısı çoğalmaktadır. Bu gidişle, Türkiye’de her lise mezunu aynı zamanda imam olarak mezun olacaktır.

2002-2003 ders yılında imam-hatip okulu sayısı 450 iken bu sayı 2014 yılında 2.074’e çıkmıştır. 2002-2003 ders yılında imam-hatip okullarında öğrenci sayısı 64 bin 534 iken, bu sayı 2014 yılında 450 bin 699’a yükselmiştir.

İnternette aradım ama bulamadım: Türkiye’de hayatta olan imam-hatip mezunu 1 milyon kadar var mıdır? Eğer 1 milyon imam-hatip mezunu varsa, bu, en azından 3 milyon oy eder.

imam hatipli

Bunları yazdıkça bunaldım, Türkiye’nin din adamlarının istilası altında olduğunu derinden hissettim. Bu sapkınlığın bu noktaya ve düzeye geleceğini 30 yıldır yazan bir insan olarak, böylesine bir şaşkınlığı kapılmamam, bunalıma girmemem gerekmez mi?

Hiçbir şey üretmeyen, ülkenin ekonomisine bir tek kuruşluk katkıda bulunmayan bir topluluk ülkenin maddi olanaklarını sömürüyor ve siyasetine yön veriyor. Bereket versin seçmenin yarısı, nüfusun en azında % 60’ı bu curcunanın ve Yağma Hasan’ın Böreği paylaşımının dışında kalıyor.

Bu gidişe sadece seçimle dur demek mümkün değil. AKP iktidarının en büyük silahı (yasa dışı) imam-hatip okullarıdır. Bu nedenle aileler ve veliler çocuklarını bu okullara göndermeyi reddetmelidir.

***

Üçüncü ve dördüncü sırada yer alan üniversitelerdeki ilahiyat profesörleri ve fahri otodidakt müderrisler ile gazete yazarları ve televizyon konuşmacıları mı? Bu, meslek deontolojisinden (etiğinden) yoksun insan yığışımını cehennetin huri ve gılmanlarına havale edip biz yolumuza gidelim. Vakit ve yer yok onlara!

Demokratik ülkelerde kemikleşmiş parti üyelerinden ve siborglardan başka bir öge de vardir ki bu ögeyi oluşturan kitle demokrasiyi ve iktidarları yönlendirir. Bu kitle bilinçli seçmen-hakemlerdir, ülkenin gelecek ve kaderini parti üyelerinin ve siborgların eline ve insafına bırakmazlar. Bu kitle, seçmen oyunun % 5 ile 10’u arasındadır. Gerekli ve zorunlu olduğu zaman da oylarıyla iktidarı değiştirirler.

ABD başkanlık seçimlerinde, kazanan ile yitiren arasındaki fark % 1 ile 2’den fazla değildir genellikle. İsterseniz, öteki gerçekten demokratik ülkelerdeki duruma kendiniz bakabilirsiniz. İktidardaki partinin üyeleri ve siborgları kötü yönetimden hiç etkilenmezler, etkilenenler sadece hakem-seçmenlerdir.

Ne yazık ki bu hakem seçmenler ülkemizde yok! Darbelerden sonra ortaya çıkan tepki oyları ayrı bir konudur. “Yetmez ama evetçiler” de hakem-seçmen değildir. Ruh sağlığı yerinde olmayan eski ve intikamcı mağluplardır onlar. Nihilist bile değildirler!

AKP iktidarı ve R.T.Erdoğan’ın insanın ruh sağlığına aykırı olduğu, ruh ve kafa sağlığından şikayetçilerin 3 milyondan 9 milyona çıkmasıyla sabit!

ÖZDEMİR İNCE

21 AĞUSTOS 2014