BİR ÜNİVERSİTE PROFESÖRÜNE ÖĞRENCİLERİNDEN AÇIK MEKTUP

“Bir” üniversitenin “bir” profesörüne öğrencileri “bir” açık mektup göndermişler. Üniversitenin ve profesörün adlarını silerek söz konusu mektubu anonimleştirdim. Çünkü üniversite de, profesör de çoğul. Açık mektubun da çoğullaşması gerekiyor. Açık mektubu “Tersi/Yüzü”ne sığdırmak için biraz kısalttım:
***
[Büyük hayallerin bittiği yerde büyük geri adımlar başlıyor. Küçülen, küçülmesi gerekir diye düşünülen hayaller, dönüyor dolaşıyor, en kirli amaçların ambalaj kağıdı oluyor.
Sizin hiç gerçekten büyük hayalleriniz oldu mu, bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz, yıllarca bize varmış gibi gösterdiler. Belki sizin de isteğinizle, belki değil… Belki de, ‘bize ne’ deyip geçmek gerek… Ancak geçemiyoruz. Söz konusu olan insanlarımızın geleceği, eşitlik ve
özgürlük özlemleri olunca, siz de hak vereceksiniz, o kadar kolay geçilmiyor.
Sizi bize yıllarca ‘solcu’ diye, ‘aydın’ diye bellettiler. Amfilerde derslerinizi ‘ben de sosyalistim’ diyerek açtınız, gazetelerde dergilerde ‘en radikal’, ‘en bilgece fetvalarla’ aklımızı başımızdan aldınız. Ta ki, hayaller bir ampule sığacak denli küçülene kadar…
Sayın prof, muhterem ‘aydın’, sizi bilmiyoruz ama bizim hayallerimiz ampule sığmıyor. Biz Türkiye’nin aydınlık geleceğini Adalet ve Kalkınma Partisi’nde aramıyoruz. ‘Adalet’lerinin ne olduğunu, ‘kalkınma’dan ne anladıklarını bilecek yaştayız. Milyonlarca yaşıtımız işsiz gezerken, milyonlarca insanımız insanca yaşam sınırının altında yaşamaya çalışırken AKP’ciliğinizin ne anlama geldiğini de anlayabilecek kadar yetiştik.
Sizi bilmiyoruz ama bizim özgürlük anlayışımız örtülere, peçelere sığmıyor. O peçelerin, örtülerin milyonlarca yaşıtımıza ne tür baskılarla taktırıldığını görüyor, yaşıyoruz. Ülkemizde kadınlarımız için başı açık sokakta gezmenin saldırı sebebi sayıldığı yerler olduğunu bilecek kadar Türkiye’de yaşıyoruz.
Özgürlüğü, Sivas Katliamı’nın kadrolarından beklemeyecek kadar akıl sağlığı yerinde insanlarız. Devlet bütçesinden Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan payın 8 bakanlığın bütçesine denk olduğu bir ülkede özgürlük deyince bir kere daha düşünmek gerektiğini de biliyoruz. Bizim özgürlüğümüz bulutların üstünde gezinmiyor, ayakları yere basıyor, toprağa, bu topraklara…
Sizi bilmiyoruz ama bizim eğitim anlayışımız cüzdana sığmıyor. Eğitimi, bir meta olarak değil hak olarak görüyoruz. Siz radikalliğiniz gereği, eğitim paralı olsun deyince, biz bunu milyonlarca yoksul kardeşimizin suratına vurulmuş bir tokat sayıyoruz.
Halkımızın arkasında Avrupa’dan fonlar, Soros’tan enstitüler durmuyor, biliyoruz. Hala ‘akrep gibiyiz’ belki ama ‘derya içre olup deryayı bilmeyen balık’ olmamaya gayret ediyoruz.
Sizi bilmiyoruz ama bizim düşlediğimiz Türkiye, Avrupa Birliği’nin ‘parlak’ yıldızları içine sığmıyor, sığamıyor. Avrupa Birliği’nin Avrupa halklarının birliği ve kardeşliği ile ya da demokrasi ve insan hakları ile zerre ilgisi olmadığını biliyoruz.
Değil mi ki, Türkiye’nin IMF anlaşmaları, ABD’nin Ortadoğu müdahaleleri, Yugoslavya’nın bölünmesi, Küba karşıtlığı, ırkçılık ve bilumum gericilik Avrupa Birliği’nin sicilinde yazar, biz bu birliğe patron birliği demeyi tercih ediyoruz. Bunca rezilliği “solcuyum-sosyalistim” diyerek pazarlayanlara ne deneceğini de sizin takdirinize bırakıyoruz.”] ***
Öğrencilerin açık mektubu devam ediyor. Sanırım bu kadarı bile yeter !…