BİR ÜST KİMLİK OLARAK İSLAM

Yanlış  ki ne yanlış! Kim ki İslam’ı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türk ulusunun üst kimliği yapar, İslam’ı tartışma konusu yapmıştır. İşte o zaman İslam da tartışılır. Çünkü yeryüzüne inen, dünya işlerine karışan kutsal, kutsallığını yitirir. Türk’ün üst kimliği haline getirilen İslam da din olmaktan çıkar. Bu böyle biline!

Ama Başbakan R.T. Erdoğan bilmiyor bunu! Zamanında Turgut Özal da bilmiyordu: “Ulus devlet olmayı başaramadık. Kabul edelim ki hakikat bu. O zaman Türkiye’yi bütün halinde tutmak için Müslümanlık elimizdeki tek referans” (Güneri Civaoğlu, Milliyet, 8.12.05) diyordu. Güneri Civaoğlu, bu sözlerin üzerinden bir süre geçtikten sonra, Özal’ın “Federalizmi de konuşmalıyız” diyerek nabız yokladığını anımsatıyor.

Atatürk’ün Söylevi’ni ancak cumhurbaşkanı olunca okuyan Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde somut ulusal devletin farkında olamaması, ulusal birliği değerlendirememesi ancak onun Cumhuriyeti kavrayamamış bir ehl-i tarikat olmasına bağlanabilir.

Şimdi sıra R.T. Erdoğan’da. Yeni Zellanda’dan Türkiye’ye sesleniyor: “Bizdeki etnik unsurları birbirine din bağı bağlar!” diyor.

Bir İslamcı gazete fırsat bu fırsat deyip atmış manşeti: “Üst kimlik İslam.” (8.12.05)

Hemen hatırlatalım: Alt/üst kimlik formüllerinin Türkiye için geçerli olmadığını bir yana bırakalım, Anayasa’ya ve Cumhuriyet’in kurucu ilkelerine aykırı bir üst kimlik olmaz.

Geçmişte ve günümüzde dinin hiçbir ülkede yapıştırıcı çimento (!) olmadığını kısaca anımsayalım: Müslüman Arnavutlar Osmanlı’ya neden isyan etti, Necip Arap kavmi neden Osmanlı’ya ihanet etti, günümüz Arapları neden bir millet olamıyor? Irak ile İran neden savaştılar, günümüz Irak’ında Müslüman Kürtler Müslüman Araplara neden ihanet ediyorlar? Sünniler ile Şiiler neden ayrı duruyor? İki dünya savaşında, daha sonra İspanya’da, Yugoslavya’da, İrlanda’da Hıristiyanlar neden birbirlerini boğazladılar?

Başbakan İslam’ı çaresizlikten üst kimlik olarak önermiyor, kafasındaki gizli program gereği tek çare olarak öne sürüyor.

Din nasıl demokrasi için referans olamazsa, demokrasi de din için referans olamaz. Bu yasak ilişki yürürlüğe konulduğu zaman bu dünyanın ve öteki dünyanın işlerine fitne virüsü bulaşır.

Çağdaş devletin temellerini atan demokrasinin ne Tanrısı ne de dini vardır. Demokrasi, Tanrı ve din karşısında günahkârdır, çünkü sürünün çobanlığını Tanrı’nın ve Kilise’nin elinden almıştır. Demokrasi, Tanrı ile bağlarını koparmış bir devlet ve toplumsal örgütlenme biçimidir. Öyle olmasaydı, insanoğlu bizzat kendisi ya da temsilcileri ile yasa koyucu yetkisini kullanmazdı, kullanamazdı. Bu nedenle bile olsa demokrasilerde Tanrı ve din toplumsal kimliğin belirleyicisi olamaz. Bu tavır ne Tanrı’nın ne de dinin reddi anlamına gelir. Ama demokrasi tarihi Avrupa’da bu ‘çobanlık’ hakkı mücadelesinin tarihidir.

İslam dininin egemen olduğu ülkelerde de ‘demokratik irade’nin kazandığı mücadelenin sonuçları geçerlidir. Bu sonuçlan kabul etmezseniz demokrasinin kapısından geçemezsiniz. Arap ülkeleri işte bu nedenle çağının çağdaşı olamıyor. Irak direniş hareketi genel seçimi İslam’a aykırı buluyor. Ama bizim ehl-i tarikat Başbakanımız aksini düşünüyor.

(Hürriyet, 14.12.2005)