BİRAZ DAHA EKONOMİ

Ekonomide vaziyetin durumu hakkında söyleyeceklerim bitmemiş meğer. Ben de devam ediyorum. Çarşamba günkü yazımda özelleştirme sayesinde ele edilen gelirlerin yatırımlara yönlendirilmediğini (örneğin GAP projesi için), aksine devletin iç ve dış borçlarını ödemek için kullanıldığını yazmıştım. Buna karşın, AKP iktidarı döneminde iç ve dış borçlar yüzde yüzden çok daha fazla arttı. Rakamları gerçek ekonomistler kuruşu kuruşuna bilirler.
***
Çok bilmiş liberal ekonomistler ve siyasetçiler Türkiye’nin geri kalmışlığını tek parti dönemine ve CHP’nin devletçiliğine bağlarlar. Aralarında, göze girmek istiyorsa, CHP’nin altı okundan devletçiliği çıkartıp atmasını önerenler bile vardır. “Serbest” ticaret, serbest tarım, serbest sanayi, serbest rekabet, serbest yükseliş, serbest düşüş !
“Serbest” olan her şey serbest olmalı, ama düşüş serbest olmamalı. O zaman “Devlet, nerede devlet !” diye bağırmaya başlarlar. Son bunalımdan itibaren buna benzer çığlıklar yükselmeye başladı. “Bu kadar da olmaz, devlet müdahale etmeli!” diyorlar.
ABD’deki “Mor kıç” (yazılış yanlış değil : “Mor kıç”) krizi ve dünyadaki uzantıları, liberalizmin halının altına süpürdüğü pislikleri ortaya çıkardı.
Karl Marx’ın “Kapital” konusunda yazdıklarının ve kapitalizm eleştirilerinin yeniden okunması gerektiğini düşününler hiç de haksız değiller galiba !
Başkalarını bilemem ama ben okumaktayım !
***
IMF, OECD, Analytical Databank ve Economic Outlook (Dergi) kaynaklarına göre 1998 yılında devletlerin ekonomi içindeki payları yüzde olarak şöyleymiş:
ABD : 32,3, Almanya : 49, Avusturya : 51,7, Belçika : 54,3, Fransa : 54,25, Hollanda : 49,9, İngiltere : 41, İspanya : 42,2, İsveç : 62.3, İsviçre : 48.8, İtalya : 50,2, Japonya: 35, Kanada : 42,3, Norveç : 46,3.
Ortalama : Yüzde 47.1.
Aynı yılda, Türkiye’de devletin ekonomi içindeki payı : Yüzde 26,6.
14 devletin ortalaması Türkiye’den yüzde 20,5 daha fazla.
Bu payın 2000 yılında yüzde 23,9’a düştüğü tahmin ediliyor.
AKP’nin “batan geminin malı” anlayışıyla yaptığı özelleştirmelerden sonra bu pay çoktan yüzde 20’nin altına düşmüştür. Demek ki sorun “pay”da değil, o payın nasıl kullanıldığında.
***
Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, “Bence kamunun bankacılık yapmaması gerek. Çünkü, siyasetin gölgesi hep üzerinde kalır. Bugün kamu bankalarımız çok başarılı çalışıyor. Ancak, kamunun elinde başarıların sürekli olacağını kestirmek mümkün değil, Bu dönem böyle olur, bir başka dönem farklı şeyler olabilir” diyor.
Başkan acaba ATV-Sabah kredisini mi eleştirmek, ihbar etmek istiyor ? Bu nedenle mi başarılı kamu bankalarımızın özelleştirilmesini istemekte ?
Devletin ekonomideki payının sıfırlanmasını ben de istiyorum. İnadına ! En azından yağma sofrasının ortadan kalkması için ! Kayıt dışı ekonomi, mülkiyet ve istihdamın hüküm sürdüğü, kayıt dışı seçmenin oyu ile iktidara gelmiş, kayıt dışı bir siyasal partinin hükümet ettiği bir ülkede neoliberalizm tavuğunun altın yumurtlamadığının iyice anlaşılması için !